Ülkemizde ve şehirlerimizde yer ve mekan adları konusunda ciddi bir özensizlik var maalesef. Bu hoyratlık azalacağına artıyor. Yer adlarını verenler siyasi makamlar olduğu için, yer ve mekanlara siyasi adlar verilmesi adeta alışkanlık haline geldi.
Siyasi kutuplaşma ve çatışma ortamı da buna zemin hazırlıyor maalesef. Her siyasi parti yerel veya genel iktidarı ele geçirince kendi siyasi şahsiyetlerinin adını bir yerlere veriyor. Ama bu doğru değil.
Örnek o kadar çok ki, hangisinden başlamalı bilemedim. Mesela “Binali Yıldırım Üniversitesi” diye bir üniversite adı olur mu? Olacak iş mi? Üniversitelere siyasetçi adı istisna olmalıydı. Kurucu Babalar ile sınırlı olmalıydı bu adlandırma. Tayyip Erdoğan Üniversitesi de olmaz, Bülent Ecevit, Abdullah Gül ve Necmettin Erbakan Üniversitesi de.
İdeolojik eğilimler ve dönemin havası içinde yerlere ve mekanlara ad verilmez ama veriyoruz. O atmosfer ya da iktidar değişince bu adları değiştirmek de hoş olmuyor. Birkaç örnek verelim.
Belediye MHP yönetimindeyken, Salihli Meydanına, “Devlet Bahçeli Meydanı” adı verilmişti. Şimdi CHP yönetime gelince, bu adı değiştirdi. Ne alakası var, Salihli ile Devlet Bahçeli’nin?
Şu anda hatırlamıyorum ama bir üniversite kampüsüne “Beşir Atalay Kampüsü” adı verilmişti. Prof. Beşir Atalay sosyoloğ ve hem AKP’de hem de Bakan olarak hükümette görevler üstlenmiş muhafazakar bir siyasetçi. Ama şimdi adı oradan silindi.
Yine yıllar önce Narlıdere’de bir sokağa “Yavuz Bingöl” adı verilmişti. Ama Yavuz Bingöl, Saraya yanaşınca adı oradan kalktı. Bu adı oy birliği ile verenler yine oy birliği ile kaldırdı.
Bizim Ege Üniversite Kampüsündeki Spor Salonuna da Üniversite Senatosu, yıllar önce Naim Süleymanoğlu adını vermişti, yine yıllar sonra bu da silinmişti.
İki yerli yaşıyorum bazıları gibi. Narlıdere ve Çeşme. Narlıdere’den örnekler vermem daha kolay, çünkü sonradan ve hızlı şehirleşmiş bir yer. Sokak ve parkların adlarına baktığımızda, adeta sanatçı ve yazarlar şehri sanırsınız Narlıdere’yi. Öyle değil oysaki.
Yavuz Bingöl’ün adı silindi ama onlarca sokak ismine baktığınızda Narlıdere ile yakından uzaktan ilgisi olmayan, burada ayak izi olmayan isimler görürsünüz. Onat Kutlar’dan Musa Anter’e kadar.
Bunlar değerli yazar ve sanatçılar olabilir ama adları yaşadıkları yerlerde olmalı bence.
Bir şehirde yer ve mekanlara ad verirken, o şehrin tarihi, hafızası ve kültürü ile ilgili adlar verilmelidir. Zaten hızla değişip, dönüşen şehirlerimizde hafıza diye bir şey kalmıyor, ayrıca bu isimleri verirken de bu hoyratlığı sürdürmemek gerek.
Narlıdere örneğine dönelim. Narlıdere’de yetmiş yıllık bina bulamazsınız. Koruma altındaki Yukarıköy evleri dışında. O kadar hızlı apartmanlaşmış bir yer. Yukarıköy Evleri dışında hiçbir yeri korunmamış ama. Yani hafıza mekanı sınırlı bir şehir.
Oysaki Narlıdere’nin bir sosyal tarihi var. Köyde şehre dönüşüm öyküsü var. Tarımsal üretim dönemi tarihi var. Narenciyenin, çiçekçiliğin ve balıkçılığın Narlıdere’si var. Ve bu şehirde köyden dönüşümün öncüleri olan kişiler, tarımsal üretim kooperatifleri, su kooperatifleri kurmuşlar, ihracat başlatmışlar, Narlıdere’ye ortaokul ve lise getirmişler. Daha neler neler. Ama hiçbirinin adı bir yerlerde yok maalesef. Kenan Çağlayan ve arkadaşları unutulup gidiyor maalesef.
Ali Kemal Kaygısız, Narlıdere’nin ilk öğretmeni, şair ve araştırmacı. Daha 1926-27 yıllarında çeşitli araştırma ve şiirler yazmış bir kişi. Atatürk’ün o yıllarda görevlendirdiği Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın Alevilik araştırmalarına rehberli ve ev sahipliği yapmış bir aydın. Ama adı hiçbir yerde yok.
Buna karşılık Narlıdere’den hiç geçmemiş ve belki de adını bile duymamış onlarca aydının adı var sokaklarda ve parklarda.
Doğu toplumu yanımız duygusallıkta kendini daha çok ortaya koyuyor. Duygusal olunabilir tabi ama bunun şehir yönetimi ile ilişkisi sınırlı kalmalı.
Dün Özgür Özel çeşitli açılışlara katıldı. Bunlar arasında Ferdi Zeyrek ve Gülşah Durbay adı verilen tesisler de vardı. Şu sıra çeşitli şehirlerde CHP’li belediyeler bu adlarla mekanlar açıyor.
Kesinlikle doğru değil. Ferdi Zeyrek ve Gülşah Durbay genç yaşlarında hayata veda ettiler. Sadece Manisa’da değil ülkenin her yerinde büyük üzüntüye neden oldu bu ölümler. Özgür Özel’in de Manisalı olması buna eklenince bu ad verme yarışı kampanyaya dönüştü.
Oysaki Ferdi Zeyrek ve Gülşah Durbay’ın adları yaşadıkları ve görev yaptıkları yerlerde mekan adı olmalı.
Hatırlayalım İzmir Büyükşehir eski Başkanlarından Ahmet Piriştina’nın ani ölümü de büyük üzüntüye yol açmıştı. En sevilen başkanlardan biriydi. Ama adı diğer şehirlerde bir yerlere verilmedi. Doğrusu buydu. Üzülmek başka, bu iş başka.
Bir işe yarayacağı için değil, ben düşüncelerimi ve gözlemlerimi paylaşıyorum sadece.