Parti olarak 25, iktidar olarak 24 yıla ulaşmış olan AKP, rejimi değiştirmekle kalmadı, iktidarını büyük ölçüde imar, inşaat ve bayındırlığa dayandırarak daha önceki dönemlerden çok farklı bir ülke yönetimi sergiledi.
Bu iktidarın en önemli ekonomik faaliyeti ve siyaseti finanse etme biçimi, ihale ve imara dayanmaktadır. Kamu işletmelerinin ve hazine arazilerinin satışı ve bundan elde edilen paraların kullanılma tarzı, bu yeni rejimin karakterini ortaya koymaktadır.
Geçen dönem İzmir Büyükşehir ve Çeşme ilçe Belediye Başkanlarını da yanına alan Kültür ve Turizm Bakanı, Çeşme’nin inşaat olmayan arazilerinin tamamını içeren bir projeyi hayata geçirmeye çalıştı. CHP’li başkanlar, bu projeye hayranlıklarını bildirip, her ay Bakan ile toplanıyorlardı.
Bu toplantılardan basına yansıyan fotoğraflarda, CHP’li başkanların hayranlıkları, Bakan’ın elini sıkarken gözlerine bakışları müthiş karelerdi. Bakan’ın girişimlerini Çeşme ve İzmir için büyük bir nimet olarak görüyorlardı. Bu Projeye karşı çıkmak vatan hainliği demeye kadar götürmüşlerdi işi.
Neyse Bilirkişi Raporu ve özellikle mahkeme kararı sonrası, bu başkanlar da çevreci oluverdi. Canım rol icabı işte.
Kesinleşmiş mahkeme kararı neydi? “Bu projede herhangi bir kamu yararı bulunmadığı gibi bölgede telafisi imkansız zararlara yol açabilir.” Hukuken mesele kapanmıştı. CHP’li örgütlerin ve belediye kadrolarının yer almadığı (sadece eski başkan aziz Kocaoğlu net bir şekilde karşı idi) bu mücadelede, İzmir Barosu, meslek odaları ve çevreci yurttaşların hukuki mücadelesi sonuç vermişti.
Bakanlık, TOKİ aracılığıyla parsel parsel hazine arazisi satışlarını sürdürüyordu. Ama hayal edilen Çeşme’nin toptan satışı idi. Projenin içine Atatürk Köyü de yapılacaktı. Yani Proje Cumhuriyetçi hüviyet kazanacaktı. Ayrıca buradan elde edilen gelirin bir kısmı Kemeraltı’nın restorasyonuna aktarılacaktı.
24 yıldır İzmir ve Çeşme’de kültür ve turizm adına hemen hiçbir katkı yapmayan Bakanlık, kesenin ağzını açacaktı. Yeter ki bölgeyi satalım.
Yıllar geçti ama bu hayalden vazgeçmedi Saray iktidarı ve beton sermayesi. Hazır CHP’li (veya Yeni Partili) belediyelere darmadağın edilmişken, geriye kalanlar da acaba bana ne zaman sıra gelecek diye beklerken Proje tekrar ısıtıldı.
Bu defa mahkemenin gerekçesini oluşturan “telafisi imkansız tahribat”a karşı, inşaat alanını en aza indirgeyen yeni bir sunum dolaşıma sokuldu. Bu mahkeme kararını aşmak için bir taktik. Ve zaten mesele inşaat yoğunluğu değil, korunması gereken yerlerin imara açılmasıydı.
Farklı bir konjoktürde Bakanlık yine İzmir Büyükşehir ve Çeşme Belediyesi ile ittifak oluşturmuş gözüküyor. Bu meseleler kamuoyu önünde değil de kapalı kapılar ardında kotarıldığı için, bir Başkanların bazı hamle ve çıkışlarından bu ittifakın izlerini görüyoruz.
Büyükşehir Başkanı uzun süredir Çeşme Projesine, karşı görüş bildirmekten hep uzak durdu. Çeşme Belediyesinden de sempati mesajları yansıdı basına.
Cemil Tugay, bir süredir artık Özgür Özel’den çok Saray’ın bakanlarına daha yakın duruyor. Murat Kurum ile görüşmesinden sonra oldukça pozitif mesajlar verdi. Birlikte yürüyeceğiz vs. AKP rozeti takıp takmayacağı belli değil ama bunun tartışılması bile kendi açısından sorunlu bir durum.
Çeşme Belediye Başkanı da geçen gün, basına kapalı dar bir toplantı düzenleyerek Çeşme Projesine karşı olanlar için bir ikna toplantısı düzenlemiş sanırım. Ben katılmadım, herekse de açık olduğunu sanmıyorum, katılan arkadaşların paylaşımlarından anladığım kadarıyla, Bakanlık ile belediyeler arasında mutabakat oluşmuş gibi.
Ve yine dolaylı izlenimlerime göre, Belediyeler bu Proje karşılığı bölgenin temel altyapı sorunlarının karşılanmasını talep ediyorlarmış. Yani Proje ittifakı oluşmuş ama pazarlıklar devam ediyor.
Bu durumda bazılarının İzmir Büyükşehir ve Çeşme Belediyesine yönelik beklediği operasyonlar da bu koşullarda gerçekleşemez. Ya da bir koz olarak elde tutulmaya devam eder.
Çok kritik bir mesele daha var, Çeşme Belediyesi ve şirketlerin yöneticilerinin neredeyse tamamı İstanbul ekibi olarak anılıyor. Halk arasında belediye yönetimine yönelik en fazla eleştirilen konu bu. Çeşme’yi İstanbullular yönetiyor. Yani uzun süredir kodeste olan İmamoğlu’nun ekibi.
İstanbul’da Kanal İstanbul Projesine karşı çetin bir mücadele yürütüp, Çeşme’de aynı amaca yönelik Çeşme Projesine destek olmak açıklanması zor bir durum. Çünkü amacı ve sonuçları bakımından aynı içeriğe sahip iki proje söz konusu.
Çeşme Projesi, İzmir’in “Kanal İstanbul”dur.