Yeni bir parti mi, yeni bir siyaset mi?

Abone Ol

Geldiğimiz aşamada artık, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultay yapma veya koltuğu bırakma ihtimalinin hiç olmadığı, çok açık. Kamuoyundaki yaygın algı, Kılıçdaroğlu’nun mahkemenin atadığı bir kişi olmaktan çok, Sarayın görevlendirdiği biri olduğu yönünde.

Yani delegelerden imza toplayarak, mitingler yaparak veya mahkemeye başvurarak Kılıçdaroğlu’nu o koltuktan indirme ihtimali yok. Böyle bir ihtimal olsaydı, zaten oturmazdı.

Özgür Özel’e yönelik seçmen ilgisi, Kılıçdaroğlu’na karşı öfke olarak birikiyor. Dolayısıyla bu şartlarda Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun siyasete devam edebilmek ve iktidara alternatif olmak için yeni bir parti kurmaktan başka çare yok.

Özgür Özel’in yakaladığı bu rüzgar, hafife alınacak bir şey değil. Uzun zamandır bir siyasetçinin sokakta bulamadığı bir ilgi söz konusu. Bu aynı zamanda Erdoğan rejiminden kurtulma umudunu temsil ediyor.

Şu anda parti genel başkanlığından uzaklaştırıldığı halde, sokakta Özel’den umutlu olan kitleler giderek büyüyor. Bu bir yandan başka alternatif olmamasından kaynaklanıyor ama öte yandan da Özel’in seçmen ile kurduğu başarılı iletişim de etkili bu durumda.

2023 seçimlerini Kılıçdaroğlu kaybedince, İmamoğlu harekete geçmiş ve “CHP değişirse, Türkiye değişir” sloganı ile parti yönetimini değiştirmişti. Bu Kılıçdaroğlu’nu olduğu kadar Erdoğan’ı da rahatsız etti. Nitekim bu değişimin seçimlere CHP lehine yansıyınca, Saray harekete geçti ve ard arda operasyonlar sürdü.

CHP’de yönetim değişmişti ve seçmen bunu olumlu karşılamıştı. Sandıktan soğuyan modernist seçmen, bu değişimle tekrar umutlandı. Ancak değişim parti yöneticileri ile mi sınırlı kalmıştı, yoksa siyaset tarzı mı değişmişti CHP’de.

Bu konuda ben birinci yoruma yakınım. Nitekim yeni yönetim yerel seçimler öncesi adayları belirleyince, en azından tanıdıklarım üzerinden, “gidenlere üzülmedim, gelenlere sevinemedim” diye yorumlar yapmıştım. Buna eşlik eden diğer bir sözüm ise, “yolsuzluk Mehter marşı ile de yapılıyor, İzmir marşı ile de” olmuştu. Burada yolsuzluk kavramını geniş anlamda kullanıyorum sadece ihaleye fesat karıştırmak ve rüşvet gibi suçlarla sınırlı değil. Adam kayırmak, eş dosta makam dağıtmak da yolsuzluk bana göre.

Ağa yanaşma ilişkisine dayanan ilişkiler yine devam ediyordu, bölgecilik ve mezhepçilik ağları yine etkili olmuştu. Bunlar sıradan seçmenin ilgilendiği konular değil ama siyaset yapma tarzının değişmemesi anlamına geliyordu.

Bu sadece aday belirleme ile ilgili değildi, örgütleri oluştururken de yine Baykal ve Kılıçdaroğlu dönemindeki gibi görevlendirmeler, kim kimin adamı ilkesinden hareketle belirleniyordu.

Yine siyaset baronları kimlerin belediye başkanı, meclis üyesi olacağına, il ve ilçe başkanı olacağına, belediye bürokrasine kimlerin atanacağı, yine bu ağa yanaşma ilişkileri ile pre modern dayanışma ağlarına göre şekilleniyordu. Doğal olarak adaylarda aranan vasıflar, kimin adamı, nereli, hangi mezhepten, hangi cemaatten olunca, liyakat ihmal ediliyordu. Aynen Baykal ve Kılıçdaroğlu dönemindeki gibi.

Yine rüşvet ve yolsuzluk dedikoduları ayyuka çıkıyordu. Yine Veli Ağbaba, Erdoğan Toprak ve diğer derebeyleri etkili oluyordu. Gürsel Tekin bu defa etkili değildi ama Gürsel Erol merkezde yer alıyordu. Yani hep tartışmalı olan siyaset baronları, delege ağası nitelikleri, genel merkezde ağırlık koyabiliyorlardı.

Mesela, bugün Özgür Özel, Kadir İnanır’dan söz ederken, “Kadir abi” diye söz ediyordu. Bunda sorun yok ama “Veli abi, seni bakan yapalım mı” deyince orada sorun var dedik hep.

Uzunca bir süredir toplumsal ilişki ve dayanışma ağları, profesyonel siyaset dinamikleri, böyle siyasi kadrolar üretiyor. Burada radikal bazı tavırlara ihtiyaç var. Al gülüm ver gülüm ilişkisi ile delege ağaları ile parti yöneticileri arasındaki ilişki yozlaşmış siyaset üretir.

Sokaktaki, meydandaki, tarladaki, fabrikadaki, pazardaki isyan, bıkkınlık, Özgür Özel’in yelkenlerini şişiriyor. O kitleler ile başarılı bir iletişim kuruyor. Delegelerden değil, meşruiyeti sokaktan alıyor. Bu rüzgarı sadece Erdoğan rejimi eleştirisine feda etmeden, yeni bir başlangıç olarak değerlendirebilmek büyük şans olur. Yeni bir parti yetmez, olabildiği kadar yeni siyasetin de fırsatı/şansı var.