Yazı: Yetki / Tura: Sorumluluk

Abone Ol

Yıllardır kamuoyu bir konuda şikayettedir. Soma’da dünya kaza rekoru kırılmış, tamı tamına 301 madenci can vermiştir. Bu rakamla ülkemiz dünyadaki “İş cinayetleri” listesinin birinci sırasına geçmiştir. Rakamlarla okurlarımı fazla üzmek istemiyorum. Ankara-İstanbul hattında ve en son Çorlu demiryolu kazalarında onlarca yurttaşımız resmen telef olmuştur! Depremlerde binlerce yurttaşımız enkaz altında kalmıştır. AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana bir liste tutulsa durumun ciddiyeti ortaya çıkacaktır. Türkiye’deki sorun, bu kazalar ve iş cinayetlerinden sonra bürokratların ve hele bakanların hesap vermemesi; onlardan hesap sorulamamasıdır! Geride adliye koridorlarında çırpınan gözü yaşlı eşler, ana babalar, evlatlar kalmaktadır. Pekiyi bu iç acıtan görüntüler ne zaman son bulacaktır?

Midilli adasında bir Yunanlı arkadaşım bana “Burası Türkiye değil” dedi. “Elliden fazla yurttaşımızın öldüğü tren kazasında halk ayağa kalktı. Bakanı istifa ettirdik. Şimdi yargılayıp hapse attırmak için uğraşıyoruz.” Yanıt veremeyip susmak zorunda kaldım. Ama nedenleri üzerinde düşünmeye başladım. Sorun ülkemizde evrensel anlamda ve ölçülerde demokrasinin olmamasıydı. Ortada bir hukuk devleti yoksa demokrasiyi aramak boşuna çabadır. O zaman bu işler hukuk devletinde nasıl çözülüyor yanıtını arayalım.

Ankara Hukuk Fakültesi birinci sınıfında Hukuk Başlangıcı dersinde hocamızın cebinden bir madeni para çıkarıp göstermesini hiç unutmuyorum. Arkadaşlar yazı yetki ise tura da sorumluluktur. Yetkili olan sorumludur. Yani hesap ondan sorulur. Sorumluluk verdiğiniz kişi ise yetkilidir. Öyle ya! Yetki vermediğiniz kişi nasıl sorumlu olacaktır?

Günümüzde örneğin Bolu Kartalkaya’daki otel yangınında Cumhuriyet Savcısı Turizm Bakanlığı bürokratlarının yargılanmasını istediğinde karşısına bakanın izin vermemesi çıkmaktadır. Yargılama ancak Danıştay kararı ile aşılabilmektedir.

Bakanların sorumluluğuna gelince… Bakanların iki sorumluluğu vardır. Biri siyasi diğeri de idari ve cezai. Eğer bakan bizzat suç işlemiş ve olayın faili olmuşsa dokunulmazlığının kaldırılması ve Yüce Divanda yargılanması gerekir. Bakanın siyasi sorumluluğu için olayla ilgisi olması ve suç işlemesi gerekmez. Bakan kendisine bağlı bakanlığın kusursuz işlemesinden sorumludur. Ankara Hukukun üçüncü sınıfında ve İdare Hukuku dersinde okutulan örnek bir olay ise belleğimden hiç çıkmıyor! Yıl 1946. Türkiye çok partili rejime geçiş sancıları yaşıyor. Gümrük Tekel Bakanlığında bir kahve yolsuzluğu olmuş ve müfettişler idari tahkikata başlamışlardır. Gümrük Tekel Bakanı Suat Hayri Ürgüplü “Olayın şahsımla ilgisi yok. Ama tahkikatın etki altında kalmadan sağlıklı yürütülmesi için görevimden istifa ediyorum” der! Bugünlerde çok moda ya…“Neredeeen nereye!”Kendi bakanlığına deterjan satan bakanların sadece istifa etmeleri ile durum geçiştiriliyor. Örnekleri çoğaltmak olası. Özellikle dünden bugüne işlenen “Faili meçhul” cinayetlerde İç İşleri Bakanlarının konum ve davranışları çok önemli.

Özetle, bakanlar olayla kişisel bir ilişkisi olup olmadığına bakılmaksızın “Siyasal sorumluluk” taşımaktadır. Devlet onlara yetki vermiştir. “Ben yetkiliyim ama sorumlu değilim” diyebiliyorsa orada hukuk aramak boşunadır. Hukuk yoksa demokrasi de yoktur!

Durum iktidar partileri için söz konusu da muhalefet partileri için geçerli değil mi? Geçen gün bir televizyon kanalındaki görüntü içimi acıttı! Önemli bir Büyükşehir Belediyesinin çok önemli merkez ilçesinde bin bir emekle CHP’den belediye başkanı seçilen kişi AKP’ye geçerek rozetini yeni genel başkanına taktırmıştı. Görüntüde çevresindekilere elinde çay bardağı sesleniyordu: “Şu çayı içebiliyorsak bunu Recep Tayyip Erdoğan’a borçluyuz!”

Canım sıkıldı. Eski deyimle, öfkem burnumdaydı! Ama kısa süre sonra yön değiştirdi. Transfer işleminin öznesi belediye başkanına değil, onun adaylığını gerçekleştiren kimse ona yöneldi. Hata sahibinin çıkıp en azından oy veren seçmenlerden bir özür dilemesi gerekmez mi? Adayı atama yetkisi var da sorumluluğu yok mu? Demokrasi hesap sorulabilir ve hesap verilebilir bir rejimin tarifiyse bunun çifte standardı (ölçüsü) olmaz değil mi?