Filiz SEZER
Yaşam hakkı ve aşı tekelleri
7 Mayıs 2021 Cuma

Çocuklarımın okul öncesi dönemlerinde katıldığım seminerlerin birinde çocukların ahlak gelişiminden bahsedilirken bize şöyle bir örnek verilmişti:

Yanında ölmek üzere olan biri var ve ihtiyacı olan ilaç şu anda önünde durduğumuz kapalı bir depoda. Gerekli ilacı almak için, yakın zamanda ilgililerine ulaşamayacağımızı bildiğimiz bu deponun kapısını/penceresini kırar mısın?

Eğer bir an düşünüp kaldıysan soruyu şöyle değiştirelim, bu hasta kişi senin çok yakının, en sevdiklerinden biri, ne yaparsın?

Çocukların sorgulamadan otoriteye itaat etme veya evrensel kurallara doğru etik değerlerini esnetebilme dönemlerini örneklemek için yapılmış bu sorunun farklı bir versiyonunu yetişkinlere de sormak isterim. Diyelim bütün dünya ölümle sonuçlanabilen bir virüs salgınıyla hasta olmuş, tedavi pek çoğu için çok zor ve hatta ulaşılamaz olabiliyor, ölüm sayıları korkunç bir hızla artıyor, hayatın her alanı büyük zarar görüyor ve bu salgını önlemek için gerekli olan aşı az ötede. Dünyanın büyük çoğunluğu -ve tabii biz de- bu aşıya ulaşamıyoruz çünkü seçkin nüfusun tercihleri bu yönde değil. O deponun kapısının önünde nasıl bir seçim yapılmalı?

Pandeminin ilk günlerinde insanların –refahta, mutlulukta, sağlıkta değilse de- en azından hastalıkta ve ölümde eşitleneceği tahmininin tutmayacağı çok çabuk anlaşılmıştı. Yine de kendini şimdilik kurtarmış görünen kesime hatırlatılmalı ki küresel boyutta olan bu salgından tam anlamıyla kurtulabilmek için küresel bir iyileşmeye ihtiyaç var.

Bu seçkin sınıf için şöyle söylemek belki daha etkili olacaktır: Küresel ekonominin düzelmesi, malzeme tedariğinin vs. sorunsuz devam edebilmesi için dünyanın geri kalanın da iyileşmesi gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bunun için dünya nüfusunun yüzde 70’nin aşılanması gerektiğini söylüyor. Yine DSÖ’nün aktardığı kadarıyla şu ana kadar dünyada 1 milyar 160 milyon doz aşılama yapılmış ancak yoksul ülkeler sadece 49 milyon dozluk aşıya ulaşabilmiş. Yoksul ülkelere aşı yardımında bulunmak için geçen yıl DSÖ önderliğinde kurulan COVAX (COVID-19 Aşıya Küresel Erişim) ise DSÖ hedefinden oldukça uzak. COVAX’ın ilk hedef olarak belirlediği yüzde 20’lik bir aşılama oranına ulaşması için ihtiyaç duyduğu miktar ise 35-45 milyar dolar. Peki bu 45 milyar dolar nerede?

Konu sadece 45 milyar dolar ile çözülebilseydi, Covax’a “dert ettiğiniz şeye de bakın, biz onu aramızda toplardık neredeyse” diyeceğim. Asıl sorun şu ki aşı üreticilerinin mevcut kapasiteleri sınırlı sayıda ve yaptıkları anlaşmalar gereği Türkiye de dahil olmak üzere pek çok ülkenin siparişine cevap veremiyor. Aşının daha çok sayıda üretilmesi için mevcut bilgiyi paylaşmaya da asla yanaşmıyor.

Diğer yandan dünyanın gelişmiş ülkeleri salgının başında (hangisinin işe yarayacağı henüz kesin olmadığından) birden fazla aşı üreticisiyle anlaşma yaptığı için yıl sonundan itibaren ellerinde fazla miktarda aşı birikecek. COVAX’ın yegâne umudu bu fazla doz aşıların bağışlanması yönünde. Ancak bu bağış, birbiri ardına büyüttüğümüz çocuklarımızın kıyafetlerini, eşyalarını paylaşmak gibi kolay olmuyor; önemli bir diploması gerektiriyor.

Bu öyle bir diplomasi ki 2009’daki grip salgını sırasında ABD’den Filipinler’e gidecek aşılar yükleme sırasında “ağaç paletlerin buharlı dezenfeksiyon sertifikası” dolayısıyla 2 hafta gecikmeli gidiyor. Bu tarzdaki krizleri yaşamış olan COVAX yetkilileri aşıları Londra, Paris veya Berlin depolarına girmeden önce üreticilerden doğrudan temin edebilmek için çalışıyorlar.

Afrika’nın küçük ve fakir bir ülkesindeki ölümlerin kuzey yarımkürenin zengin coğrafyasında pek etki etmediği açık ancak küresel ekonomide önemli bir aktör olan Hindistan’daki korkunç boyutlara ulaşan kriz nihayetinde aşı üretimdeki telif hakları konusunda ABD Ticaret Yetkilisini bile harekete geçirdi. Birleşik Krallık ve AB ülkeleri ise fikri mülkiyet hakları konusunda çok katı bir tutum izliyorlar.

“Sorun telif hakkı değil, bu üretim süreci çok zorlu” tarzındaki argümanlarının ise hiçbir somut temelinin olmadığı ortada; nihayetinde kullanılan teknoloji dünyada birkaç firmanın sahip olabileceği kadar karmaşık ve ulaşılamaz değil.

Elbette temelde fikri mülkiyet haklarına itiraz edecek değilim ancak böylesi ciddi bir sağlık sorunu karşısında esnetilmeyen, farklı formüller bulunmayan fikirlerin de mülkiyetlerine misliyle kattıkları mülkiyetlerin de en temel evrensel değer olan yaşam hakkı karşısında ne kadar önemi olabilir? İnsanlara, insanlığın gelişimine hizmet etmeyecekse bilim kimin içindir?

En baştaki soruya dönelim, 7 yaşından büyük herhangi birisinin otoriteye bu denli sadık kalıp birkaç seçkincinin hakkını savunması ancak sermaye sahiplerinin topluma dayattıkları ahlak değerlerini sanki kendisininmiş gibi sorgulamadan kabul etmesindendir.

Pandemiden daha ciddi bir halk sağlığı sorunu varsa o da bu vahşi sistemin ta kendisidir.

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 2 yorum var, 2 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Ömer ozütemiz 9 Mayıs 2021 Pazar 18:02

Yerinde tespitler. Maalesef dünyanın “halini” çok güzel özetlemişsiniz.

Yorumu oyla      0      0  
Vedat Saygın 7 Mayıs 2021 Cuma 10:03

Filiz Hanım; sizi ve Egede Son Sözü tebrik ediyorum. Bu yazıyı medyada kimse yazamaz, kimse de yayınlayamaz

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Neden kalbimiz hep Ege’de kalır?
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Şekerin tadı, kota ve özelleştirme ile nasıl kaçtı?
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Gündüz denetleme, geceleri kirletme!
Hanzade ÜNUZ
Hanzade ÜNUZ
Babayı kim oynar?
Kemal ARI
Kemal ARI
Atatürk’ü yeterince tanıyor muyuz?
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Futbol ırkçılık, vandalizm ve lümpenlik değildir
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Kızı ve gelini
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Müzik susmaz, ritim durmaz
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Aydınlar
Filiz SEZER
Filiz SEZER
Doğanın adaleti
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva