Ender ALDANMAZ
Kaçış Planı, Mosso, Serter...
28 Mayıs 2022 Cumartesi

Türkiye siyaseti önemli kırılma anlarının yaşanacağı bir sürece doğru ilerliyor.

Mağlup olan çelik gibi kırılacak.

Kaybedenin çok şey kaybedeceği, kazananın da çok şey kazanacağı bu kırılma sürecinin olağan mı yada olağanüstü biçimde mi sürdürüleceğinin ilk göstergeleri ise netleşti.

Gezi Parkı ve Canan Kaftancıoğlu davalarından alınan kararların ardından sürecin olağanüstü biçimde ilerleyeceğini ve bu sürece giriş yapıldığını da önceki yazılarda vurgulamıştık.

İşin dozajı ise her geçen gün artıyor. Muhalefet ile iktidar sahipleri arasında ipler geriliyor.

Bir yandan da dış siyasette Suriye’ye dönük bir operasyon hazırlığının başladığını duyururken Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliği konusunda gösterdikleri tavır ve ABD’nin Yunanistan’ı üs haline getirmesine gösterdiği tavır da dikkatleri çekiyor. İktidar bir nevi “dış güçler” propagandasını seçim sürecinde bir manivela olarak kullanmak için de bir hazırlık içinde…

KILIÇDAROĞLU’NUN ERDOĞAN’I YALNIZLAŞTIRMA STRATEJİSİ TUTAR MI?
Derinleşen ekonomik kriz, mülteci meselesi ve dış siyasette yaşanan sorunlar AK Parti iktidarını oldukça bunaltıyor. Dışarıdan bakıldığında bir dönemin yavaş yavaş sonuna gelindiğinin ve AK Parti’nin seçimi kaybetme olasılığının arttığı görünüyor.

Burada önemli olan iktidara kimin hazırlandığı konusu... Şu anki konjektürde “Erdoğan’ın karşısına kim çıkarsa çıksın kazanır” önermesinin henüz karşılığı bulunmuş değil. Kılıçdaroğlu’nın bazı “kapı önü” ve “mutfak konuşmaları” hamlelerinin dışında muhalefet tarafından Erdoğan’ın köşeye sıkıştırıldığını söylemek pek mümkün değil.

Kılıçdaroğlu’nun SADAT baskınının ardından geçen hafta yapılan büyük mitingin organizasyonu ve son olarak Erdoğan’ın kaçış planı açıklaması muhalefetin iktidara yönelik yeni hamleleriydi. Kısa sürede oldukça kalabalık bir mitingin organizasyonun yapılmasını sağlayan ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı için adımlarını hızlandıran Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan ve ailesinin bir kaçış planı içerisinde olduğunu, kendilerine destek verenleri ortada bırakıp gideceğine yönelik iddiası oldukça çarpıcı...

Kılıçdaroğlu’nun açıklamasının hemen ardından AK Partili üst düzey yöneticilerinin telaşla TV kanallarına çıkması ise işin ciddiyetini gösteriyor. Dahası iktidar sahiplerinde Kılıçdaroğlu'nun elinde daha fazla şey olduğunun da endişesi olabilir. Ve Kılıçdaroğlu elinde daha çok belgenin olduğunu da ima ediyor.

Kırılma için daha somut doneler şart
İslami siyasetin son dönemde vakıflar üzerinden bazı akçeli işler yürüttüğü kamuoyuna yansıyor. Ancak bu kez vakıflar üzerinden bir grup AK Partili elitin kaçış planı yaptığı iddiası ilk kez gündeme geliyor. Bu olayda muhalefetin içerisinden de önemli bir kısım insan da bu konunun bilinen bir konu olduğu, yeni bir konu olmadığı yönünde eleştiriler sıraladı. Bence Kılıçdaroğlu’nun kaçma planı için daha somut ve daha net şeyler söylemesi gerekiyor. Vatandaşlık, çalışma izni başvuruları gibi daha somut doneleri ortaya koyması gerekiyor ki kamuoyunu ikna edebilsin.  

Madde madde gidersek;

-Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ı yalnızlaştırmaya çalışan bir kuşatma içerisine sokmak istiyor. Bürokrasi, SADAT ve vakıflar üzerinden Erdoğan’ı yalnızlaştırarak onu etkisizleştirmeye yönelik adımlar atmaya çalışıyor. 128 milyar dolar konusu, MAN Adası belgelerinin ardından Erdoğan’ın ailesini de içine katarak Erdoğan’ı sıkıştırmak istiyor.

-Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın “meydan okunulamaz” imajına ise zarar verdiğini belirtmek gerekir. AK Partili yöneticilerin TV kanallarına bağlanarak canhıraş bir çabaya girdiği görüldü. Bir yönüyle Kılıçdaroğlu, iktidarın da gündemini de bir yönüyle belirlemiş oldu.

-Kılıçdaroğlu, yaptığı hamle ile bürokrasiye bir balans ayarı yapmaya çalışıyor. Bürokrasiye yüzünü dönerek “köprüden önce son çıkış” mesajını eğip bükmeden veriyor.

Peki bir şey değişir mi?
Başa dönersek nesnel koşullar iktidarın değişmesi için oldukça uygun. Yönetenlerin eskisi gibi yönetemediği, yönetilenlerin de eskisi gibi yönetilmek istemediği koşulların yaşandığı durumda öznel durumun yani muhalefetin yürüteceği strateji her şeyi belirleyecek.

Kılıçdaroğlu’nun çabaları iktidar sahiplerini zorlasa da tek başına bir şey ifade etmiyor. Pazar günü 6’lı muhalefet yeniden yemekte bir araya gelecek. Yemeklerini yiyecekler ve ortak mutabakat metnini yayınlayarak yine “birlik” mesajı verecekler. Muhalefetin hamleleri istenilen düzeye çıkmış durumda değil. Muhalefetin artık iktidara yürüyüşünü başlatması gerekiyor. Ve Erdoğan’ın asıl dengesini bozacak hamle de bu olacaktır. Seçimi çantada keklik görme mantığından kurtulunması gerekiyor. Çünkü Erdoğan 20 yıllık iktidarını korumak için her şeyi göze alacaktır. Erdoğan’ın seçim sürecinde ekonomiyi düzeltme, mültecileri gönüllü geri dönüşünü sağlama gibi soyut vaatler dışında bir vaat sunacağa da benzemiyor. Erdoğan açıkça muhalefetin dağınıklığına güveniyor ve beceriksiz olmaları için elinden yapıyor. Yani Erdoğan kendi iktidarını muhalefetin iktidar yürüyüşünü organize edememesi ile korumak istiyor.

**

KOKU KONUSU YA DA BU İŞ PARASIZLIKTAN MI YAPILAMADI?
İzmir Körfezi’nde deniz manzaralı bir evde yaşamak bu kentte yaşayan herkesin hayali…

Milyonlar verilerek alınan evlerde yaşayanlar son günlerde uykudan uyandıran ve sabaha kadar uyutmayan bir kokuya maruz kalıyorlar.

Bugüne dek sorununun köklü biçimde çözülmesi için istenilen ölçüde çalışılmaması, konunun yüzeysel ele alınmasının ağır sonucunu şu an tüm kent yaşıyor.

Kent muhalefeti ise oldukça cılız. AK Parti dere kenarında basın açıklaması yapmak ile meşgulken MHP’den çıt yok. İki partinin kodlarında da zaten muhalefetçilik bulunmuyor.

Temizlik konusunda belki sistemsel bir hata ya da öngörülemeyen bir durum yaşanmış olabilir. Var olan arıtma tesisleri artan nüfusun ihtiyaçlarına da belki yanıt veremiyor olabilir. Bunlar teknik konular...

CHP İzmir Milletvekili Bedri Serter’in açıklaması ise Tunç Soyer ve ekibinin elini zorlayan bir durum yarattı. Serter, SonSöz TV’de yayınlanan programda körfezdeki kokudan kendisinin de rahatsız olduğunu dile getirdi. Serter’in en çarpıcı sözü ise “Körfez neden kokuyor? Parasız kaldık belediyede... Maaşları zor ödüyoruz. Bunun farkında mı hükümet? Bizim her belediyemizi sıkıştırmak istiyor hükümet... Parasız kaldık. Bu da çok net. Gelir vergilerimize el koydunuz. Kovid dediniz İller Bankası'nın paylarına el koydunuz, yüzde 30'a kadar düşürdünüz” oldu.

Yani Serter “parasızlık sebebiyle” körfezdeki temizlik çalışmalarının yapılamadığına atıf yapıyor ve programın devamında devlet kurumlarına da yardım etmesi için de çağrı yapıyor. Programdan bir gün sonra ise İZSU tarafından körfez temizliği konusunda bir haber servis edildi. Haberde 2019 yılından bugüne koku konusu ile ilgili yapılan harcamalara yer veriliyor. Habere göre belediyede para var ve belediye ekipleri pekala körfezin temizliği konusu için uğraş halinde…

Bu durumda bir tezatlık ortaya çıkıyor.

Serter’in yaptığı “parasız kaldık, maaşları zor ödüyoruz” açıklamasına Tunç Soyer ne der bilinmez. Ancak bu açıklamaların parti içerisinden birileri tarafından medya önünde dillendirilmesi Soyer’e değil Soyer’e muhalif olan kesimlere yarayacağı kesin. Serter bu sözleri ile adeta belediye muhalefetine asist yaptı. Keza iktidara yakın medya organları da konuyu kullanmamazlık da etmedi. Bu arada belediyede maaşların ödenmesinde bir sorun ise şu an yok. Sadece ikramiyelerde bazı sarkmalar var ancak onlar da çalışanların hesaplarına süreç içerisinde yatıyor.

Gerçekten de parasızlık sebebiyle körfez temizliği konusunda bir yol alınamıyor ise Başkan Soyer, yüzünü topluma dönerek şikayetini dile getirmeli ki üzerindeki yükü atsın.

Bir siyasetçi programa çıkmadan önce oldukça hazırlıklı gelmesi gerekiyor. Hele hele canlı yayınlarda karşılaşılabilecek sorulara dönük olarak ekstra hazırlık yapılması şart. Ki bunun için de siyasetçilere, belediye başkanlarına çok sayıda danışman kadrosu da verilmiş durumda. Bu kadrolar da olası bir iletişim kazasını minimize etmek için orada bulunurlar.

Geçtiğimiz günlerde bir koronavirüs bilim kurulu üyesi ile yaptığım sohbette Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın geniş danışman kadrosuna ve bilim kurulunda branşında uzman bilim insanlarının yer almasında rağmen bireysel olarak oldukça donanımlı biçimde toplantıya hazırlandığını ve katıldığını söyledi. Fahrettin Koca istese pekala hazırlık yapmadan toplantıya katılabilir. Tonla danışmanı, her biri birbirinden değerli bilim kurulu üyeleri emrinde...

Hedefleri olan, ne dediğini bilen ve güven veren bir siyasetçi figürü olmak işte en ufak toplantıda dahi hazırlık yapmaktan geçer.

Bedri Bey'in de bu konuda Sayın Fahrettin Koca'ya benzer biçimde kendisini organize etmesi olası kazaları engelleyecektir.

Bedri Bey kentin tanıdığı, saygıdeğer, deneyimli bir siyasetçidir. Ona akıl vermek de haddimize değil. Ama bir hata varsa da bunu dillendirmekten de çekinmeyiz. Kim ya da ne olursa olsun hedefleri olan bir siyasetçi her an tetikte ve hazırlıklı olmak zorunda olduğunun altını çizmek gerekiyor.

**

KONSER YASAĞI VE ALKOL ZAMLARI HAYAT TARZINA MÜDAHALEDİR
Son günlerde zam furyasının yanı sıra konser iptalleri furyası yaşıyoruz. Aynur Doğan’ın Derince konserinin iptali ile başlayan silsile Melek Mosso’nun “ahlaki değerler” gerekçe gösterilerek konserinin iptal edilmesi ile devam etti.

Dün ise alkol ve sigaranın ÖTV’sine ciddi bir zam yapıldı.

Müzik yasakları ile alkol ve sigaraya yapılan fiili yasaklama hamlesi açık ve net biçimde hayat tarzın müdahaledir. Bunun başkaca da bir izahı bulunmuyor.

Koronavirüs bahanesi ile başlatılan müzik yasağı, ilerleyen süreçte Erdoğan tarafından “kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yok” denilerek adeta kalıcı hale getirildi. Son birkaç yıldır hem yasaklama hem de zamlar ile sistemli biçimde bir hayat tarzının yapılamaz hale getirilmesi sağlandı.

Bu bir yönüyle “tepeden” bir müdahaleydi.

Konserlerin iptal edilmesi ile birlikte kendisine her işte görev bulanların “aşağıdan” müdahaleleri ise başladı. Yerel yönetimlerden sosyal medya ağlarına kadar yasaklamaların sağlanması konusunda herkes doğal ittifak olmuş durumda. Birileri için alan kapatılırken diğerlerinin önü açılıyor.

Bu gerçekten çok önemli bir konu. Sanatçılarımız özellikle Anadolu kentlerinde konser veremez hale getirilmek isteniyor. Zaten etkinliklerin kısır olduğu şehirlerde insanların eğlenmek istenmesi dahi Anadolu Gençlik Vakfı, Hizbullah gibi gerici grupların hedefi oluyor. Ve “halk tepkisine dayanamayan” yerel yönetimler de konserden vazgeçiyor.

Türkiye’de müzik yasakçısı Talibancılara özenen gerici grupların Suriyeli üniversiteli öğrencilere festival yapmasına ses etmemeleri de dikkat çekiyor. Bu çifte standarda dur denilmesi gerekiyor.

Her şeye “ahlak” çerçevesinden bakanların sadece birilerinin namusuna değil ülkenin namusuna da bakması gerekiyor. Bu Taliban özentileri çıkıp Dünya Yolsuzluk Endeksi’nde Türkiye’nin nasıl Burkina Faso’nun 18, Etiyopya’nın 9, Tunus’un 26 basamak altında olduğunu anlatır mı? Bu ülkede yaşanan yolsuzluklara tek sesleri çıkmış mıdır? Koca bir hayır...

Yolsuzluk hırsızlıktır, milletin cebinden para çalmaktır. Gerçek ahlaksızlık da odur.

**

68’Lİ BAHÇELİ
MHP Lideri Devlet Bahçeli “gerekirse NATO’dan çıkılır” açıklamasına küçük bir tırnak açmak gerek…

“Tam Bağımsız Türkiye”, “NATO’dan çıkılsın” gibi anti-emperyalist taleplerle sokağa dökülen ’68 kuşağı, karşısında, dönemin tabiri ile “ülkücü komandolar”ı bulmuştu. Uzun yıllar süren kanlı olaylar 12 Eylül Askeri Darbesi sonucu iki tarafın da susturulması suretiyle sonlanmıştı.

Üzerinden çok zaman aktı ve karşı kutuptaki MHP’nin lideri yıllar sonra solun önemli bir bölümünün savunduğu anti-emperyalist taleplerini dillendirdi.

Güncel siyasette pek tabi söylemler değişkenlik gösterebilir. ABD’nin Yunanistan’ı silahlandırması, Suriye’nin kuzeyini üs haline getirmesi pekala rahatsızlık yaratıyor. Bu değişkenlik içerisinde söylemler sertleşebilir. Rahip Brunson örneğinde olduğu gibi kimi rehine pazarlıkları da olabilir. Hatta daha da ileriye gidilip NATO’dan çıkmak bile masaya konulabilir. Gerekli “kazanımlar” sağlandıktan sonra da İsrail örneğinde olduğu gibi “stratejik ortak” konumuna hızla dönülebilir.

NATO’dan çıkılması pek mümkün değil gözüküyor. Belli de olmaz tabi siyaset bu... Üslerin sadece ülkeyi kuşatması değil ülke içerisinde onlarca Amerikan üssünün varlığı da bir sorun olarak ele alınıırsa bu bir tutarlılık oluşturur. Aksi halde dönemsel politik hamle olarak yorumlanır. 

Bildiğim tek şey var, o da memleketin en tutarlı anti-emperyalist hareketinin ’68 Hareketi olduğu gerçeğidir. Ülke içerisinde Amerikan üslerine karşı gelişen bir rahatsızlığın sonucu olarak kendi ruhunu bulmuştu ’68 Hareketi… Milli kurtuluşçu bir şuurla, tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir ülke talebi ile Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam sehpalarını tekmelediği memlekette 50 yıl sonra kendilerinin tam karşısında olan partinin en üst noktasındaki isminin ’68 Hareketi ile “söylem düzeyinde” aynı noktaya gelmiş olması da hayatın ince bir cilvesi diyelim. “Erdoğan bizim çizgimize geldi” diyen 68’li Doğu Perinçek’in Bahçeli’ye “yoldaş” deme ihtimalinin insanın gözünde canlanıyor.

Hayat gerçekten çok garip. Bir sabah uyanmışsın ve Perinçek ile Bahçeli aynı şeyi savunuyor.

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Karşıyaka'da İzmir'in gülü
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Köylerin kültürel zenginliğini korumak için
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
İzmir'e sevdalıydı çünkü....
Ender ALDANMAZ
Ender ALDANMAZ
Ekvador… Yangın… İthalat…
İhsan Özbelge ÖZDURAN
İhsan Özbelge ÖZDURAN
Düşüncelerin kıymet-i harbiyesi
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Yine yeniden: Kavuşma mevsimi
Kemal ANADOL
Kemal ANADOL
Üye mi? Delege mi?
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Yabancının yürüyüşü
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Ben de yazdım...
Aylin AKDOĞAN
Aylin AKDOĞAN
Elvis'e benziyor mu?
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva