Melek ERYAZICI
Çuvaldız
13 Mayıs 2021 Perşembe

Sağlık Bakanlığı’nın güncel verileri doğrultusunda, Türkiye’de şu güne kadar 26 milyon civarında insan aşılandı. Bu verilere göre, 1. doz aşılanan kişi sayısı 15 milyona yaklaşıyor. İkinci doz aşılanan kişi sayısı da 11 milyon civarında.

Nüfusun tümünün aşılanması zaman alacak.

Tüm yurtta aşılama çalışmaları devam ederken,

Başta İstanbul ve İzmir gibi nüfus yoğunluğunun fazla olduğu şehirlerde, maske, mesafe ve tam kapanma kuralları çeşitli sebeplerle ihlal edilerek, hiçe sayılıyor.

“Artık çok sıkıldık” isyanı dilden dile dolanırken,

Haklı olmanın, hayatta kalmaya “yeğ tutulduğu” zihinsel bir erozyon bu.

Şöyle ki; Yan yana, omuz omuza olmanın, bazı durumlarda bütünlük hissinden daha fazla zarar verdiği gerçeğini toplumsal olarak idrak edemediğimiz net.

Baharla beraber, dışarı çıkmayı istemek çok insancıl bir ihtiyaç, kabul ediyoruz.

Fakat, bulaş hızı konusunda mesafenin en büyük koruyucu olduğunu ve bu süreci bir yılı aşkın süredir yeterince hassas davranmadığımız kurallara bağlı uzattığımızı bir türlü kabul etmiyoruz.

Hep haklı olacağız ya!

Salgınla mücadele etmenin gerekliliklerini güç savaşları tadında algılamak da bize has bir savunma.

Bu tavrımız, doksanların Türkiyesi’nde gündemden düşmeyen AIDS konusunda “bize bir şey olmaz” tutumunu anımsatıyor bana.

Konuyu bağlarsak, Bu çarpık algıda diretmek kime ne sağlıyor?

Gözlemlediğim bir şey var ki, bazı insanların bireysel özgürlüklerini başkalarının hayatlarından çalarak sağlamayı meziyet sandığı.

Duyarsızlaşmanın seviyesi öyle bir noktada ki, ölümün nefesini ensesinde hisseden, kaygılanan insanı alaya almak, korkuyla yaftalama modası hakim.

Eskiden bulaşıcı hastalık geçiren çocuğun yanına “benimki de geçirsin de bitsin” tadında zararlı bir algının uzantısı bu.

İyi de, onun çaresi var, denenmiş yıllarca, bulunmuş kürü.

Şu yaşadığımızsa fenomen. Varyantı var, süründürüyor, tahribatı yüksek.

Belli rahatsızlıklardan muzdarip ve bu konuda çekincelerini dile getiren kişiler sadece pandemi ile değil, evrilememiş düşüncede direten bu algı ve her fırsatta varlıksal üstünlüğünü kanıtlama kompleksi taşıyan sonsuz bir cehaletle de mücadele ediyor.

Davranışın temelinde yatan nedenlere baktığımızda,

İstifçiliğin psikolojik bir rahatsızlık olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Sırf nefes almak amacıyla her sokağa çıktığımızda markete koşuyoruz.

İhtiyaçtan fazlasına yönelik her türlü tüketime bir de bu tür davranış bozuklukları eklenince,

Kıtlıktaymışız duygusuyla doldurduğumuz o sepetlerde

Biliyoruz ki eksiklik, yoksunluk ve değersizlik duygularımızı taşıyoruz. Bizim asıl açlığımız gıda türünden değil. Başa çıkamadığımız kaygılarımızı görünmez kılabilmek için harcadığımız çabayı şöyle bir düşününce, Bilinçlenmek ve o bilinci sürdürülebilir bir alışkanlığa dönüştürmek için çabalamadığımız gün gibi ortada.

Kimse kusura bakmasın.

Biz,

Biriktirme dürtümüzün önüne geçmedikçe, pandeminin seyri de pek değişmez.

Yetkili biri çıkıp da, seferberlik edasıyla evde mal stoklayarak,

Pandeminin yarattığı bu travmanın yol açtığı karanlığa ışık tutmuyor.

“Bunu neden yapıyorum” diye kaç kişi soruyor kendine? Neden yangından mal kaçırırcasına alışveriş yapıyoruz?

Toplum bazında, kıtlık kaygımızın temelinde yatan yoksunluk hissi nedir? Mesafe kurallarını ısrarla ihlal ederek neyi geciktiriyoruz?

Markette, benim mıncıkladığım elmayı bir başkası çocuğuna yedirir ve enfekte olursa,

O çocuğun hastalığından sorumlu olduğumun bilinciyle nasıl yaşarım?

Yaşar mıyım gerçekten?

Bu soruyu herkes kendine sorsa, ihtiyaca yönelik alışverişi kurallar dahilinde tamamlayıp evine dönse, ben yerine biz bilincini iliklerine kadar hissetse toplum sağlığını korumaya yönelik aldığımız yol bunca uzar mıydı?

Hayat eve sığmıyor artık, biliyoruz.

Ama pandemiyle imtihanımızda asıl sorun, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olacağımızı” hala hesap edemiyor oluşumuz.

Sevgi ve sağlıkla kalın.

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 3 yorum var, 3 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
murat 13 Mayıs 2021 Perşembe 12:18

Kaleminize sağlık,yazınız çok güzel .hayatı birseylere sığdırmaya calisyoruz ama ne kadar yapabildik ?....bilemiyorum.Toplumsal bilinç adına düşününce , sınıfta kalmış olabiliriz

Yorumu oyla      0      0  
Mert C. 13 Mayıs 2021 Perşembe 12:17

Kaleminize sağlık, duygularımız aynen böyle anlattığımız gibi

Yorumu oyla      0      0  
Gonca Çınkır 13 Mayıs 2021 Perşembe 12:16

Emeğinize sağlık,yine çok güzel bir yazı, gerçekten hayat eve sigamiyor. Hepimiz mizaç değiştirmeye başladık sanki ...Bir an önce eski güzel günlere can cana kavuşmak en büyük ozlemimiz ...

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Zor günlere kalmak
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Neden kalbimiz hep Ege’de kalır?
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Şekerin tadı, kota ve özelleştirme ile nasıl kaçtı?
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Gündüz denetleme, geceleri kirletme!
Hanzade ÜNUZ
Hanzade ÜNUZ
Babayı kim oynar?
Kemal ARI
Kemal ARI
Atatürk’ü yeterince tanıyor muyuz?
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Futbol ırkçılık, vandalizm ve lümpenlik değildir
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Kızı ve gelini
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Müzik susmaz, ritim durmaz
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Aydınlar
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva