Ruhisu Can AL
Avrupa Birliği krizini konuşmak -1
20 Şubat 2018 Salı

Son yıllarda AB’nin derin bir siyasi kriz içinde olduğu sıklıkla tartışılmakta…

Öyle ki AB kurumlarını temsil eden üst düzey siyasetçi ve bürokratlar arasındaki gergin ilişkilerin de böyle bir kanıyı güçlendirdiğini söylemek mümkün. Zira hatırlanacağı üzere, Avrupa Komisyonu başkanı Jean-Claude Juncker, geçtiğimiz yıl Malta başkanlığının ele alındığı bir parlamento oturumunda AB Parlamentosu’na hitaben, “... Eğer ki bu oturumda Mr. Muscat (Malta başbakanı) Almanya ya da Fransa’nın başbakanı olsaydı bu parlamento tam dolu olurdu. O nedenle bu parlamento tam bir saçmalık” diyerek ağır sözler sarf etmişti.

Aslında bu siyasi gerginliğin köklerini 2008 ekonomik krizi ve sonrasında tüm kıtayı etkileyen birtakım gelişmelerde bulmak mümkün.

Dolayısıyla ilk önce 2008 krizi etkisinde ortaya çıkan 2010 Yunanistan borç krizine kısaca değinmek gerekiyor. Brüksel’deki temasları boyunca kreditörlerle uzlaşamayan Yunanistan’ın çiçeği burnunda başbakanı Alexis Çipras, Euro bölgesinden ayrılmak için Haziran 2015’te bir referandum (Grexit) düzenleyerek adeta AB ile tüm köprüleri atmıştı.   

Ancak referandumdan çıkan ayrılma kararı neredeyse bir değişim yaratmadı ve sonuçta Yunan halkı krizin neden olduğu ağır maliyete katlanmak zorunda kaldı. Yunanistan’ın ulusal varlıkları ise devletin elinden çıkarak el değiştirdi. Bu süreçte Almanya’nın Yunanistan üzerindeki ekonomik talimatları birer birer uygulanırken, Fransa bu sürece son derece cılız ve yer yer kayıtsız kaldı.

Esas kırılma noktası, son derece zor durumda kalan Yunanistan’ın 2.Dünya Savaşı’nda Hitler işgali boyunca hazinesinden çalınan paraları savaş tazminatı olarak istemesi ve Almanya’nın borç krizindeki “ödeyeceksiniz” tavrını o zamanki işgalle bir tutarak son derece sert bir benzetme yapmasıydı. Zira bu gelişme, Almanya’nın euroyu Avrupa’da bir hegemonya inşa etmek için kullandığını ileri süren çeşitli görüş, köşe yazıları ve hatta akademik yazıları daha rahat dolaşıma soktu.

Bunun yanı sıra Ukrayna krizi de dahil olmak üzere, Libya ve Suriye iç savaşına bağlı mülteci krizi Avrupa’yı büyük bir sınava tabi tutarken, öte yandan yükselen aşırı sağ akımlar, bugün gerek kendi ülkelerinde gerek Avrupa parlamentosunda temsiliyetlerini arttırma suretiyle seslerini daha yüksek çıkarmakta.

Kuşkusuz bu akımlar şüphe, korku ve kriz senaryolarından beslenirken, İngiltere’nin AB’den ayrılma kararıyla sonuçlanan Brexit referandumunu da “ekonomi ve kültürümüz elden gidiyor” korkusu bağlamında okumak mümkün.

Yine aynı şekilde Macaristan ve Polonya, bir süredir AB hukukunu görmezden gelen birtakım kararlar almakta bir sakınca görmezken, tarihte ilk defa AB Komisyonu Lizbon antlaşmasının 7.maddesini devreye sokarak Polonya’nın AB Konseyi’ndeki oy hakkını askıya almayı planlıyor. Fakat maddenin yürürlüğe sokulması için ilginç bir biçimde yine bu ülkelerin onay vermesi gerekmekte.

Macaristan kısmı ise daha vahim: misal komisyon başkanı Juncker’in, Doğu Avrupa ülkelerine yönelik düzenlenen 2015 Riga Zirvesi’nde Macaristan devlet başkanı Victor Orban’ı “Diktatör geliyor!” diyerek selamlaması hala hafızalarda…

Fakat aynı Juncker, geçtiğimiz mart ayında Polonyalı bir milletvekili tarafından kaleme alınan bir mektupta ağır alkolik olduğuna dair suçlamalarla karşı karşıya kalan bir isim.  

Dolayısıyla bu gelişmelerin adına ne derseniz deyin…

İster kriz, ister çatışma…

Fakat yine de şahsen bu gelişmeleri kriz olarak değerlendirmenin pek de doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum.

Nedenlerini ise bundan sonraki yazılarımda anlatmaya çalışacağım…

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 1 yorum var, 1 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Nadir Tokatlıoğlu 20 Şubat 2018 Salı 20:21

Tebrikler Ruhi; Sayende Büyük Resimi Daha da Kolay Görüyoruz..

Yorumu oyla      10      7  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Dil yarası!
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Faiz/Riba mümkün mü?
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Kapitalizmin cinnet eşiği
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Diyabet, yoksulluk ile bağlantılı değil mi?
Kemal ANADOL
Kemal ANADOL
Yaprak dökümü...
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Karşıyaka çizgileri
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Mutlu anılar
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
'Direnç'le kazanılan bir ödül!
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Sizin Derdiniz ne?
Filiz SEZER
Filiz SEZER
Göğe bakma durağında krizler tarihi
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva