12 yaşındaydım sanıyorum…
Camda bulduğum bir uğurböceğinin tek bacağını koparmıştım… Yarım saat sonra da bisikletimle bir araba altına girmiş, gözümü hastanede açmıştım… İlk gördüğüm, boydan boya sarılı sağ bacağımdı… Başımda ağlayan annem, ''Çok şükür kızım, 17 dikiş atıldı, Allah beterinden korudu'' dedi…
O an gözümün önüne uğurböceğinin eksik bacağıyla benden kaçmaya çalışan görüntüsü geldi… Bu görüntü aradan geçen onca yıla rağmen gözümün önünden hiç ama hiç gitmedi… Bu yüzden yıllardır anlatılmaz bir iç burukluğu yaşarım…
Hayvan ölmemişti kaçmıştı benden, ama ben bacağımdaki upuzun dikiş izini gördükçe, o pişmanlığımı hiç unutamam ve Allah'tan af dilerim…
Hayvanları ne kadar sevdiğimi dünya alem bilir, bunu zaten burada da sık sık dile getiriyorum…
Özellikle de sokak hayvanlarına karşı ayrı bir sevgim, ayrı bir şefkatim var…
O davranışı o gün hangi ruh haliyle yaptım, hala bilmiyorum… Ama bu ilk ve sondu …
* * *
Dün, sitemizde yayınladığımız bir haberde, yavru köpeğe yapılanları okumuşsunuzdur…
İzmir'de yavru bir köpeği canlı canlı doğrayıp, bir kulağını kesip, burnunu da yakmışlar… Sonra da görenleri gözyaşına boğacak bir durumda barınak yoluna atıvermişler… Veterinerlerin tüm çabalarına rağmen de köpek kurtarılamamış…
Fotoğrafların tamamına bakamadım… İnsan gözlerini kapatmak istiyor o görüntüler karşısında, ama acıyı taa yüreğinde hissettikten sonra gözlerini kapatmak da çare değil ki... Ölmeden önce objektiflere yansıyan çaresiz bakışları bütün gece gözümün önünden gitmedi… Şu an şu saatte bile içim kan ağlıyor bu yavru köpeğe…
Küfür etmeyi, kullanmayı hiç sevmem… Ayrıca işkenceye de karşıyım…
Ama yavru köpeğe bunu yapana dün geceden beri küfrediyorum, bildiğim bütün bedduaları sıralıyorum… Bunu yapanı, geçenlerde darbecileri yağlı kazığa oturtmak isteyen Mümtazer Türköne gibi, kazığa oturtmak istiyorum, o derece nefret doluyum…
Son zamanlarda o kadar sık rastlar olduk ki, hayvanlara yönelik ''vahşet'' kelimesinin bile yetersiz kaldığı görüntülere… Ya kediler zevk için eziliyor, ya köpekler acımasızca döve döve öldürülüyor…
Kendisini savunmaktan aciz, bizden daha güçsüz bir varlığı, sadece o hayvan diye ve biz ondan daha güçlüyüz diye eziyet yapmak şiddet uygulamak…
Şerefsizliğin, adiliğin ve insanlıktan çıkmışlığın en uç noktası, başka bir şey değil… İnsanın kanı buz kesiyor, insanlığından utanıyor…
Oysa, o kadar masum, o kadar çaresizler ki… İstedikleri tek şey sevgi…
Siz hiç bir sokak köpeği ya da kedisinin sevgi dolu masum gözlerine dikkatlice baktınız mı? En küçük sevgi gösterisinde bile gözlerinin içi güler adeta… Hele ki, başlarını okşamaya görün, nasıl minnetle bakarlar… O kadar ihtiyaçları vardır ki bu sevgiye, sizi yürüdüğünüz sürece takip ederler, sırf başını okşadınız, sevginizi gösterdiniz diye…
* * *
Çaresiz ve savunmasız bir canlıya bunları yapabilen birindeki suç işleme potansiyeli tahminlerinizin de üzerinde…
Bunu ben değil, konunun uzmanları, psikiyatrlar ve suçluların geçmişini inceleyen araştırmacılar söylüyor...
Seri katillerin %100'ünün geçmişte hayvanlara eziyet ettiğini, şiddet uyguladığını biliyor muydunuz mesela? Ehh, şimdi artık biliyorsunuz…
Ağzı dili olmayan muhtaç varlıklara şiddet ve vahşet uygulamanın, hala Anayasamızca kabahat suçuna girmesi ise apayrı bir sorun…
Örneğin yürürlükteki 5199 nolu Hayvanları Koruma Yasası'na göre herhangi bir hayvanı vahşi şekilde öldürmenin cezası, kapalı alanda sigara içmeye eşdeğer… Güler misin, ağlar mısın…
Bakalım bu kanun ne zaman değişecek ve direkt suç kapsamına alınacak…
Alınana kadar kaç masum hayvancağız, iki ayaklı hayvanlar tarafından vahşete maruz kalacak…
Alınana kadar kaç masum hayvancağız, iki ayaklı hayvanlar tarafından vahşete maruz kalacak…