Kemal ANADOL
9 Eylül’ün perde arkası!
9 Eylül 2021 Perşembe

Bugün 9 Eylül 2021. İzmir’in kurtuluşunun 99. Yıldönümü. Bir yıl sonra zaferin yüzüncü yılını kutlayacağız. 15 Mayıs 1919’da Hasan Tahsin’in şehadetiyle başlayan ve 9 Eylül günü muzaffer Türk Ordusunun kente girmesiyle biten büyük Yunan macerası üzerine çok eser, makale, araştırma ve inceleme yapıldı; yapılmaya ve yazılmaya devam edilecek. Bizim “Kurtuluş Günü” Yunanlıların ise “Küçük Asya Felâketi” (Mikrasiatiki Katastrofi) olarak adlandırdıkları 9 Eylül gününün perde arkasını anlatmak istiyorum.

Önce Birinci Dünya Savaşını doğru tanımlamak gerekiyor. İnsanlık tarihinde dünyaya yayılan ilk büyük savaşın gerçek sebebi nedir? Kanımca bunun yanıtı tek sözcükle petroldür! Tarih bugün de yinelenmiyor mu? Irak, Suriye, Libya’daki savaşların nedeni petrol ve enerji kaynakları değil mi?

O dönemde düveli muazzama denilen büyük emperyalist devletlerin dilinde Osmanlı hasta adamdı! Hastanın çevresini saran kurtlar son darbeyi vuracakları günü bekliyorlardı. Daha sonra onu parçalayacak ve yutacaklardı! “Batmayan Güneş İmparatorluğu” olarak tanımlanan İngiltere, bugünkü Irak, Arabistan yarımadası, Suriye gibi Orta Doğu ülkelerindeki petrol rezervlerini çoktan belirlemiş, haritalarını çoktan çıkarmıştı. Bölgenin tamamı Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeydi. Bu coğrafya Osmanlıyla yakınlaşan Almanlara bırakılmamalıydı.

Müttefik devlet liderlerine bir göz atmakta yarar var. İngiltere’nin ünlü devlet adamı Lord Curzon bugün de dünyanın en büyük petrol şirketlerinden olan Shell’in kurduğu Turkish Petroleum’un en önemli hissedarıydı. Fransa Başbakanı Clemenceou, Societe Generale des Houilles ile iç içeydi. Fransa Cumhurbaşkanı Poincare ise Cartel des Dix’in adamıydı. Bu kuruluşlar o günlerin en büyük petrol tröstleriydi. Savaşa sonradan giren ABD’nin ünlü Başkanı Wilson’un danışmanlarının başında, ilerde soğuk savaş döneminin Dışişleri Bakanı olacak John Foster Dulles bulunuyordu. Dulles da Rockefeller tröstünün beyin takımı içindeydi! Bu savaşı petrol savaşı olarak nitelemekte haksız mıyım?

Hemen yeni ittifaklar kuruldu. İngiltere Kralı ile Rus Çarı pazarlığı çoktan bitirmişlerdi. İstanbul Rusya’nın sınırları içine girecekti. Ruslar adını bile koymuşlardı. İstanbul artık Çarigrad olarak anılacaktı! Fransa ve İtalya ile gerçekleştirilen gizli anlaşmalar da tamamlanmıştı. 29 Haziran 1914 günü Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahdı Ferdinand’ın Gavrilo Princip adlı bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi ise tarih kitaplarında yer alacak bir bahaneden ibarettir. Savaş güya bu olaydan sonra çıkmıştır!

Müttefikler karşısındaki cephe de Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan’dan oluşuyordu. Savaşları uzun uzun anlatmaya gerek yok. Günümüzde ansiklopediler, belgeseller bu görevi ayrıntı ile yerine getiriyorlar. 1914’te başlayan savaştan üç yıl sonra, İstanbul lokmasının Rus Çarının boğazında kaldığını yazmadan geçemeyeceğim. Birincisi, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını geçip yardım için Rusya’ya ulaşmak isteyen İngiliz/Fransız donanması ve Anzak askerleri Çanakkale’yi geçemediler. Mustafa Kemal, yıldızının parladığı bu savaşla tarih sahnesine çıktı. İkincisi, Karadeniz’den yardım alamayan 2. Nikolay’a son darbeyi de yine tarih sahnesine çıkan ve 1917 Ekim Devrimini gerçekleştiren Lenin vurmuştu. Artık Rusya savaş dışı kalmış, Çarlık rejimi tarihe karışmıştı.

Savaş bildiğiniz gibi müttefiklerin zaferi ile sonuçlanmıştı. Almanya ve Avusturya Macaristan imparatorları tahtlarına veda etmek zorunda kalmışlardı. Osmanlı ise kurtlar sofrasındaydı. İngiltere ve Fransa lokmaları paylaşmak için hırlaşıyorlardı! Daha savaş bitmeden İngiltere adına Mark Sykes, Fransa adına Georges Picot’un imzaladıkları ve haritasını yaptıkları gizli anlaşma yürürlükteydi. İlerde

Fransa kazık yediğini ileri sürecek ve Kurtuluş Savaşı sırasında işgal ettiği Anadolu topraklarından çekilecekti.

Kurtlar sofrası Paris’te kurulmuştu. Düzenlenen konferansta, ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya liderleri Osmanlı’nın cesedi başında toplanmışlardı. Kanlı ağızlarıyla parçaladıkları coğrafyanın paylaşımını yapıyorlardı. Orta Doğu’dan sonra sıra Küçük Asya’ya gelmişti. ABD Başkanı Wilson ünlü prensiplerini yayınlıyor, Anadolu’da kurulacak Pontus, Ermenistan ve Kürdistan devletlerinin sınırlarını çiziyordu.

Kurtlardan arta kalan parçalara da çevrelerinde dolaşan çakallar göz dikmişti. Bunlar İtalya ve Yunanistan’dı. Venizelos ve emrindeki diplomatlar Paris’te ünlü Mercedes Oteline yerleşmişlerdi. Galip ülke liderlerinden iştahla göz diktikleri İzmir ve çevresini istiyorlardı. Otelin en önemli ziyaretçisi Basil Zaharov adlı silah tüccarıydı. Muğlalı bir Rum olan Zaharov, İstanbul’da amcasını dolandırıp Avrupa’ya kapağı atmış ve işlerini büyütmüştü. Artık dünyanın en büyük silah firması İngiliz Vickers şirketinin patronuydu. Fransa Radyo ajansı ve Exelsior Gazetesinin sahibiydi. Her iki devletten aldığı nişanlara sahipti. Hem Loyd George hem Clemenceau’nun yakın dostuydu. Konferansa İngiltere Dışişleri Bakanı olarak katılan Balfour, Vickers ile Zaharov’un savaş gemileri yapan şirketinin murahhas üyesiydi.

İtalya’ya gelince… Sofradan payının karşılığı olarak Batı Anadolu’yu istiyordu. Oysa 1912’de Trablusgarp’ı ele geçirdikten sonra On İki Ada’yı işgali en çok İngiltere’yi kızdırmıştı. İtalya’nın Doğu Akdeniz’i kontrol etmesine daha o zaman karşı çıkan Lloyd George bu işgale yüz karası demişti. İtalya şimdi de Ege’ye talipti. Eğer dedikleri olursa Çanakkale Boğazını bile kapatabilecekti. Oldukça güçlü bir donanması vardı. İngiltere bu bölgeyi kendi işgal etmek isterdi ama durumu pek uygun değildi. Savaştan yorgun çıkmıştı. Londra’da savaş karşıtı güçlü bir hareket vardı ve kamuoyunu müthiş etkiliyordu. Hazine ise tamtakırdı! Ordunun maaşı güç belâ ödenebiliyordu. Bu durumda Ege bölgesi, güçlü olmayan ve doğrudan kendisine bağlı bir devlete bırakılmalıydı. Yunanistan bu iş için biçilmiş kaftandı.

Mercedes Oteli tarihsel bir olaya tanık olmuştu. Zaharov salona girmiş ve Venizelos’la kucaklaşmıştı. Konferansın İzmir’i işgaline izin verdiğini müjdeliyordu. İtalya’nın payına da Kuşadası’ndan başlayan ve Antalya ile Konya’ya uzanan topraklar düşüyordu.

***

Yunan 1. Piyade tümeni, Venizelos’un Paris’ten General Paraskevopulos’a çektiği 10 Mayıs 1919 tarihli telgrafla nakliye vapurlarına bindirilmeye başlanmıştı. 12 Mayıs günü gemiler harekete hazırdı. Venizelos aynı gün Dışişleri Bakanlığına “çok ivedi” notlu 4425 numaralı şifre telgraf gönderiyordu: “Yüksek Konsey bugünkü toplantısında ordunun derhal İzmir’e hareket etmesinin kararlaştırıldığını bildirdi. Yaşasın millet.” 15 Mayıs 1919 sabahı saat 07.30’da on sekiz gemiden oluşan Yunan konvoyu çıkarma yapılacak rıhtıma yanaşmaya çalışıyordu. Bu sırada Türkler, müvezzilerin sattığı Köylü gazetesinde Vali İzzet Bey’in demecini okuyorlardı: “Bazı bedbahtlar İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edileceği tarzında şayialar çıkarmışlardır. Yalandır, tekzip edilir.” Aynı sabah İzmir’de yayınlanan Rum gazeteleri ise 1. Yunan Piyade Tümen Komutanı Albay Zafirios’un şehrin işgalini duyuran bildirisini yayınlıyorlardı.

***

9 Eylül 1922 günü İzmir’e giren Türk süvarileri Kordon’da ilerliyordu. Atları ve kendileri zayıflamış, avurtları çökmüş, iyice derinleşen çukurları içinden gözleri parlayan askerler yorgunluk ve mutluluk karışımı bir ifadeyle kaldırımlardaki kalabalığa bakıyorlardı. On beş gündür at üstündeydiler ve Kordon’a savaşarak ulaşabilmişlerdi. Peşlerinden merasim yürüyüşüyle yine yorgun ama kıvançlı piyadeler geliyordu. Yaşlı bir Türk hıçkırarak söyleniyordu. “Allah bana bugünü de gösterdi!” Pasaport rıhtımında kaçmak için tekne arayan bir Rum ihtiyar da eşya yığınları üstünde ağlıyordu; “Mikrasiatiki katastrofi… Küçük Asya felâketi bu! Tanrı bize bugünü de gösterdi!”

***

Özetlersek:

Kurtuluş Savaşımız gerçekte Türk-Yunan değil, Türk-İngiliz savaşıdır.

Kurtuluş Savaşımız dünyada ilk kez başarıyla sonuçlanmış antiemperyalist bir zaferdir.

Kurtuluş Savaşımız sadece ülkemizde değil tüm dünyada heyecan ve umut yaratmıştır. Hindistan bağımsızlık mücadelesinin önderi Mahatma Gandi durumu çok açık bir ifadeyle tanımlamıştır:

“Türk Orduları bir devir kapatmıştır. Şimdi mazlum ve tutsak devletler artık vazgeçilmez bir reçeteye sahiptirler. Mustafa Kemal’in utkusu, dünya için özgürlük ve bağımsızlık sancağıdır.”

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 2 yorum var, 2 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
TulaCengiz 11 Eylül 2021 Cumartesi 08:39

Kapsamli ve etkileyici bir arastirma. Herkes okumali. Etkilendim Yuregine saglik Kemal Anadol

Yorumu oyla      0      0  
zfg 9 Eylül 2021 Perşembe 14:40

Cok güzel bir yazı.Tebrikler.

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Dil yarası!
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Faiz/Riba mümkün mü?
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Kapitalizmin cinnet eşiği
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Diyabet, yoksulluk ile bağlantılı değil mi?
Kemal ANADOL
Kemal ANADOL
Yaprak dökümü...
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Karşıyaka çizgileri
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Mutlu anılar
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
'Direnç'le kazanılan bir ödül!
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Sizin Derdiniz ne?
Filiz SEZER
Filiz SEZER
Göğe bakma durağında krizler tarihi
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva