Yan masada yarım bırakılmış bir çay bardağı var. Soğumuş ama dökülmemiş. Belki ertelenmiş belki de unutulmuş.
Bir kır bahçesinde arkadaşlarla denize karşı oturuyoruz. Çayım elimde ama gözüm, garip bir şekilde sürekli yan masadaki o bardağa gidiyor.
Masadaki sohbetin içindeymişim gibi gözüksem de o andan itibaren çemberin dışındayım. Zihnim susmuyor. Hatta biraz fazla konuşuyor gibi. Kelimeler, yarım cümleler, eski düşünceler… Hepsi birbirine giriyor. Bir gürültü var içimde ama dışarıdan bakınca hiçbir şey yok. Bu da en tuhafı zaten.
Sanki içimde cam çerçeve iniyor. Kırılma sesi var ama kırılan bir şey görünmüyor.
Arkadaşlarımdan birinin dikkatini çekiyor bu halim. “O kadar dikkatli neye bakıyorsun?” diyor, kafasını baktığım yöne çevirerek.
O bir şey göremiyor. “Dalıp gitmişim,” diye yanıt veriyorum ben de.
Ama dalmak değil bu. Daha başka bir şey. Adını koyamıyorum.
Üstelik anlatmaya hiç mecalim yok. Anlatsam anlaşılır mıyım onu da bilmiyorum.
Belki de o an anlatmaya kalksam daha da saçma olacak. En iyisi yazayım deyip susuyorum.
Şimdi size sormak istiyorum ama böyle ciddi bir soru gibi değil aslında. İçimden geldiği için ve direkt: O yarım çay bardağı size ne hissettirdi?
Hiç düşünmeden ilk hissettiğiniz neyse o.
Benim içimde bir şeye dokundu çünkü.
Son zamanlarda her şey biraz böyle zaten. Yarım gibi. Eksik gibi. Fütursuz gibi. Özensiz gibi.
Tam olmamış gibi.
Bir şey oluyor, sonra başka bir şey geliyor. Arada kalanlar hep eksik kalıyor.
İçimde bir eksilme hali var.
Bir çay, içilmemiş son yudum.
Bir cümle, söylenmemiş.
Bir bakış, devamı gelmemiş.
Bir kıymet, vaktinde verilmemiş.
Bir sevgi, gösterilmemiş.
Bir sarılma, yaşanmamış.
Bir öfke, dışa vurulmamış.
Bir yas, tutulmamış.
Hepsi bir yerde birikiyor gibi ve sonra insanın içindeki o garip boşluğa hücum ediyor. Adını koyamıyorsun. Anlamıyorsun, anlatamıyorsun.
Yarım bırakılmış bir bardak çayın beni bu kadar etkilemesi elbette tesadüf değil. Çünkü uzun zamandır hayat, bir kara deliğin içine sürükleniyor gibi.
Her şeyi yutan değil de yarım bırakan bir boşluk var, hepimizin hayatında. İçine düşeni, evrenin hafızasından siliyor.
Önce bir hikaye siliniyor hayatlarımızdan sonra duygusu sonra da izi... Bir yabancıyı uğurlar gibi uğurluyoruz içinden geçtiğimiz zamanları.
Aynı masadayız ama aynı anda değiliz gibi. İlginç olanı da kimse fark etmiyor bunu bazen.
Ya da fark ediyor da durup anlamaya, önemsemeye vakti yok. Umursamıyor. Uyuşmuş gibi…
O yarım çay bardağı o yüzden takıldı belki de gözüme.
Bir şeyin bitmiş ama aslında bitmemiş hali gibi duruyordu.
Soğumuş ama hala orada.
Terk edilmiş ama bitmemiş.
İnsan da biraz öyle değil mi zaten. Ne tamamen doğmuş ne tamamen ölmüş.
Ne tamamen bırakılmış ne de gerçekten tutulmuş.
Belki de en acısı şudur: Artık hiçbir şey gerçekten bitmiyor çünkü hiçbir şey gerçekten başlamıyor. Hayatla kurduğumuz sahici bağları kaybediyoruz. Yarım kalan duygular, eksik yaşanmış anlar, aceleyle kapatılmış hikayelerimiz ortak kaderimiz gibi.
Yavaşlamayı unutmuşuz. Oysa ki duygular koşarak yaşanmaz, acılar hızlıca geçmez, yaslar aceleyle tutulmaz. İnsan biraz kalmalı, çabalamalı, o duygunun içinde oyalanmalı.
Hüznün de sevincin de tadına varmalı.
Haksız mıyım?
Diğer türlü hiçbir yere ve zamana ait olamayız ki.
İşte o yarım bırakılmış çay, ben de böyle bir hal.
Sizlerle de paylaşmak iyi geldi. Hepinize kelimelerle sımsıkı sarılırım. Belki sizde de bir yerlere dokunmuştur.
İçtiğiniz çayları yarım bırakmayın olur mu?
Sevgiyle…