Yargıyı bitirmeyin!

Abone Ol
Hukukun üstünlüğü ilkesini savunan bizler, maalesef artık kıraathanede, barda, işyerinde kısacası her yerde yargıyı ve aldığı kararları eleştiriyoruz...
Tabi ki demokrasinin vazgeçilmez araçları arasında eleştiri olacaktır, olmalıdır da…
Ancak şuan Türkiye'de yaşanan gerçekten çok acı bir tabloyu izliyoruz…
Hakimler ve savcılar yüksek kurulu Sayın Başkanı çıkıyor, yargının dibine kadar müdahale edip 'ben olsam falan hakim yerinde tutukluları salardım' diyor.
Sayın Başbakan, üyeleri hakim statüsünde olan, Yüksek Seçim Kurulunun kararını sert bir şekilde eleştirebiliyor.
Muhalefet liderleri yargı kararlarının siyasallaştığını iddia ederek yargıyı yıpratıyor.
Yargının tükendiği noktadır bu sevgili dostlar…
Yargıya bu kadar müdahale edilen bir toplum tahmin ediyorum gelişmiş ülkelerin hiçbirisinde yoktur.
Son süreç ile ilgili, Hakim ve Savcı görevinde bulunan büyüklerim ve dostlarımla yapmış olduğum sohbetlerde, bana söyledikleri tek söz her şeyi açıklıyor ' Yıllardır hakimlik ve Savcılık mesleğini icra ediyoruz, ancak yargının kararlarına karşı bu kadar fütursuzca gidildiğini ilk defa görüyoruz'…
Demokratik devlet yönetim düzeninin bir parçası olan kuvvetler ayrılığı ilkesine göre yargı, yürütme ve yasama kadar güçlü bir erk.
Bu erki siyasallaştıran, bitiren ve tüketen bir toplum yok olmaya mahkûm…
Yargıda hata yapabilir…
Örnek olarak; Yargıtay 9. Ceza Dairesi üyesi, Hatip Dicle için mahkûmiyet kararı veriyor, aynı 9. Ceza Dairesi üyesi, YSK üyesi olarak verdiği başka bir kararda seçime girebilir diyor…
Bu örnekler çoğaltıla bilinir, ama yargının kimyasıyla kim ya da kimler oynadı bunun faturasını kesmemiz lazım.
Yargıyı güçsüzleştirmek, acizleştirmek, küçük düşürmek kendimize toplum olarak yaptığımız en büyük hakaret...
Tartışma programlarında hiçbir hukuk eğitimi almayan zatlar, maşallah, hukuk ile ilgili mangalda kül bırakmadan sallıyor…
Yargının tam bağımsız olması gerektiğini, siyasi erkin yargıya müdahale edemeyeceğini, yaşanmış bir olay ile sizlerle paylaşmak istiyorum…
90 lı yılların başında, Muğla'nın şirin ilçesi Bodrumda hakimlik görevini icra eden bir yargı mensubunu, sekreteri arayarak;
Sekreter; 'efendim size Ankara'dan bir telefon var'
Hakim; 'bağla kızım'
Telefondaki yürütmenin bir bakanı'dır…
Telefondaki Bakan; 'Hakim Bey şu dava, şu dosya var ya'…
Hakim; ' evet'
Telefondaki Bakan; 'işte o dosya bizim için çok önemli bilginiz olsun'…
Hakim sinirli bir şekilde; ' Siz, bağımsız yargının işine bu şekilde müdahale edemezsiniz' der ve telefonu kapatır…
Hiçbir kişi ya da kurumdan etkilenmeden, hakim vicdanı ve hukuk normlarına göre kararını verir…
Sizlere bu yaşanmış olayı anlatmamdaki gerekçe, yargının bağımsızlığının geçmiş dönemde ne kadar sağlam olduğu ve bir siyasi aktöre karşı bir ilçede görev yapan hakimin dik duruşunu anlatmak istedim.
Hukuk hepimize lazım değerli dostlar…
Yargı tam bağımsız kalmalı ve artık yargının üzerine oynanan oyunlar sonlandırılmalıdır.
Not:
1. Yazımda anlattığım yaşanmış olayın, yargı kısmındaki aktörü yakın akrabamdır… İnandığım bir olay olduğu için kaleme aldım.
2. TBMM Başkanlığı için adı geçen Sayın Cemil Çiçeği, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu onaylamış… Bence de Adalet ve Kalkınma Partisi içinde hukukçu ve sakin kişiliği ile bilinen Sayın Çiçek o makama en doğru kişidir.
3. Geçen yazımda Foça ile ilgili tespitlerimi, yüz yüze tekrar Gökhan Başkana aktardım. Kendisinin konuya vakıf olduğunu ve Sahil Güvenlik ekiplerinin halkın huzuru için uçuş yaptığını söyledi. İlgisi için teşekkür ederim.
4. İzmir Büyükşehir Belediyesinin en büyük 2. kamu şirketi olan İzenerji'de Personel Müdürlüğüne Tolga Acar ve Satın alma Müdürlüğüne de Erdal Özgüler getirildiğini duydum. Yıllardır tanıdığım genç, dinamik, başarılı ve eğitimli bu arkadaşlarıma yeni görevlerinde başarılar diliyorum.