Yaşanan seçim atmosferinin heyecanıyla pek örtüşmese de 12 Eylül cuntası lideri Kenan Evren ve konsey üyesi Tahsin Şahinkaya'nın, Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği tarafından ifadeye çağrılmasının o dönemin sürgünlerini, tutuklamalarını, işkencelerini yaşamış insanlar arasında az da olsa heyecan yarattığını düşünüyorum.
Az da olsa diyorum lakin Türkiye dışında cuntacısını yargılamayan ve cezalandırmayan ülke kalmadı gibi. Türkiye'de bırakın yargılamayı geçen sürede baş tacı edildiler. Dönemin mağdurları çektikleri acılar yetmezmiş gibi cellatlarının, işkencecilerinin adlarını okullarda, caddelerde, parklarda görmek zorunda kaldı on yıllarca. Geç de olsa ülke geçmişiyle yüzleşiyor. Bu da bir şey!
Evren'in ilerleyen yaşı ve sağlık sorunları nedeniyle ifadesinin evinde alınması yönünde avukatının talepleri varmış. Böyle bir istek ilk bakışta doğal gelebilir. Adam yaşlı ve hastadır dolayısıyla talep de makul karşılanmalıdır. Evinin salonunda koltuğuna kurulmuş kahvesini yudumlarken pekala ifadesi alınabilir.
Sıradan yaşlı ve hasta bir adam söz konusu olsa kesinlikle uygulama bu doğrultuda olmalı ama söz konusu olan zat ülkenin bir dönemini 'kanı durduracağım' bahanesiyle kana bulamış, ülkenin her karışını işkence zindanlarına, 650 bin kişiyi tutuklayarak tüm ülkeyi hapishaneye dönüştürmüş birisi.
'Darbe şartlarının oluşması için' provokasyonlar tertiplemekten çekinmeyen, üstelik bunu söylemekte bir sakınca görmeyen bir komitenin lideri. 'Bir sağdan bir soldan asıyoruz ' diyen adalet anlayışının mimarı! Gencecik çocukları yaşlarını büyüterek darağaçlarına yollayan zihniyetin temsilcisi!
Böylesi biri anlayışı hak ediyor mu?
12 Eylül karanlığında oğlu veya kızı bulunamadı diye evlerinden zorla alınıp, sakalından, saçından sürüklenerek tutuklama merkezlerine götürülen dedelere, ninelere hiç mi şahit olmadınız? Evleri talan edilen, sofraları çiğnenen, çocuklarının gözleri önünde hakarete uğrayan, aşağılanan, dövülen, sövülen hiç mi akrabanız, yakınınız, komşunuz olmadı?
İnsan değerinin 'sıfırlandığı' o karanlık günleri anımsayın lütfen!
300 kişinin 'kuşkulu şekilde' öldüğü, 171 kişinin işkencelerde can verdiği, hapishanelerde can pazarı yaşandığı o karanlık günleri! Tam 299 kişi hapishanelerde can vermiş! Bu rakamlar resmi rakamlar üstelik. 300 kişinin kuşkulu şekilde öldüğü belgelenmiş bir dönemde, belgelenmeyenleri düşünmek dahi korkutucu.
Hastalık ve yaşlılık ardına saklanan kişi böylesi bir kara tablonun mimarı işte. Hiç gözünü kırpmadan idam sehpalarına yolladığı, anne ve baba olmayı tadamamış gençlerin günahı var omuzlarında. Eğer doğru yaptığına inanıyor olsaydı, hiçbir mazeretin arkasına saklanmadan başı dik olarak savcı karşısına çıkar ve yaptıklarının hesabını verirdi.
Bunu yapacak gücü mü yok yoksa darbenin faturasının çok kabarık olduğunu yeni mi fark etti?
Belki de ülke insanına layık gördüğü 'adalet' tablosunun nasıl dehşet verici bir şey olduğunu görmüş ve dili tutulmuştur. Yoksa koskoca darbeci yargılanmaktan korkacak değil ya!