Yalıkavak’’ta yaşamak...

Abone Ol
Aslında uyumak üzereyim, yatağımın üzerinde duran şu dizüstü bilgisayar bu kadar göz önünde olmasaydı, belki de hiç yazamayacaktım bu satırları’…’¶

Üzerimdeki bu tatlı yorgunluğa hiç alışkın değilim aslında..Çok farklı.. nasıl anlatsam.. öyle tatlı, öyle deniz kokuyor ki, yastığımın üzerine siniyor.. Vücudumdaki tuz hiç rahatsız etmiyor, saçlarım oldukça sertleşti ama en iyi kuaförden çıksam bu kadar sevemezdim saçlarımı..
***
Bodruma ilk anamın karnında adım atmışım..Annemin bana 6 aylık hamileyken Bodrum kalesini arkasına alarak verdiği siyah beyaz pozu hala saklarım..Ama İzmirliyiz ya, Çeşmenin beyaz kumlarının cazibesine kapılmamak da mümkün değildi..Çocukluğumun yazlarını Çeşme ve Yalıkavak arasında yaşamaktı kaderim..
Çok uzun bir süre Bodrum- Çeşme arası mekik dokuduğum için en çok maruz kaldığım sorulardan birisi idi, ’‘Hangisi daha güzel, Çeşme mi, Bodrum mu?’’ Oysa öyle farklılar ki gözümde, ama bugün size biraz bizim bu süngerci kasabasını anlatacağım’…
Hani derler ya herkesin Bodrum’’u farklıdır diye.. İnanın öyle.. Bin bir türlü insanı içinde barındıran bu doğa harikası ilçemizin en kendine has yeri belki de Yalıkavak’…
Burası aslında bir balıkçı ve süngerci kasabası.1989 yılında belediye gelmiş,1980lerde elektrik.1992 yılında da ben!
Bunca yıl kendi ruhunu yitirmemek için verdiği mücadeleye pes etmeden devam eden rüyamsı bir kasaba burası’… Öyle ki ;
Kasabanın merkezindeki Arnavut kaldırımda yürürken,
Hiç kullanmayacağınızı bile bile, sadece Ayşe ninenin yüzünde yılların izini taşıyan çizgilerin arasından sessizce gülümseyişini görmek için gelininin eliyle işlediği yemeniyi almak için,
Akşamüstü iskeleye yanaşmış balıkçı teknelerinin ağlarının üzerinden atlamak için,
Her Perşembe pazarda Aynur teyzenin ev yapımı reçellerini tadarken,
İstanbul bıkkını dostlarla bir aradayken rakının tadının farklı olduğunu bildiğimizden,
Her an her yerde hiç ummadığın bir gülümsemeyle karşılaşma ihtimali için,
Domates almak için durduğunda kokusu ondan önce geldiğinden,
Her gece öyle güzel, öyle temiz bir uykuya daldığın ve sabaha karşı hatırladığın güzel düşler yüzünden’…
Ya da, belki de;
Burada yapılacak en ciddi iş gün batımını izlemek olduğundan,
Öyle kolay kolay vazgeçemiyor insan buralardan’…

Türküler bile farklı geliyor’… Doksan yaşındaki nine, torunun düğününde efelere taş çıkartırcasına çökertme eşliğinde ağır zeybek oynuyor..
Yalıkavak köftecisinin tadı bile başka yerde yok, her yıl aynı lezzet beni bekliyor..
Bir çocuk gülümsemesi, bazen tüm günümü aydınlatıyor,
Ay dolunaysa değmeyin keyfimize, sadece onun için kadeh kaldırdığımız oluyor.

Arada yan koylara kaçtığımız da oluyor, Gümüşlük’’e her gidişimizde mimoza’’da mola veriyoruz, Türkbükünde ise Maçakızı’’nın İzmirli barmeni Sedai, bize torpil geçerek çok güzel Mojitolar hazırlıyor, o sırada Ship Ahoy kalabalığını yukarıdan izlerken, iki adım mesafeyle iki farklı bodrum’’un yaşandığını anlıyor insan.. Türkbükünde de bulduk bize göre bir yer,Maça kızı, ne de olsa sahibi Ayla Hanım, eski Bodrumlu, Türkbükünde hiçbir yer yokken ilk o varmış... Anladığım kadarıyla, cevherin değerini mücevherci anlar misali, eski yılların güzelliğini korumaya çalışıyor.
***

Masalar kurulunca ve eğer birimizin evindeysek genellikle bize Frank Sinatra eşlik ediyor,
eğer masayı Memedof’’un yerinde kurmuşsak,uzak masalardan birinde bir kaptan, balıktan yeni dönmüş, şapkasını yana kaydırarak Tolga Çandar eşliğinde zeybek oynuyor, masasından yükselen kahkahalara aldırış etmeden mendil gibi salladığı rakı kadehini bize doğru kaldırıyor..
***
Öyle bir yerdeyim ki; Her yıl kalbimden bir parça bırakıyorum. En güzeli de, her geldiğimde hepsini bıraktığım yerde buluyorum’…