Yakın tarihte gezinti (1)

Abone Ol
Amerika Birleşik Devletleri 1960’’ların sonundaki VİETNAM yenilgisinin ardından, komünizmin Güney Asya’’dan adalara geçerek daha güneye inmesini önlemek için, Müslümanlığı kullanmaya karar verdi.’¶ ABD; Filipinler,Malezya, Endonezya, Bangladeş, Pakistan, Afganistan, Türkiye ve Ortadoğu şeridi ile komünizmi Güney Asya’’ya hapsetmek istedi. Dünya haritasını önünüze koyduğunuzda, olayı çok daha net görmek mümkündür. Başka bir deyişle batıdaki NATO’’NUN karşılığı olan SEATO işlememişti. Seato’’nun işlememesi üzerine, onun yerine komünizme karşı İslamiyeti, bir İDEOLOJİ gibi kullanacaktı.
1970’’li yıllardan itibaren İslamiyet siyasallaştırılmaya başlandı. ’“Yeşil Sermaye’” hareketi adı altında finansal destek sağlandı. Bütün dünyada bir İslami hareketlenme başladı. Bu hareketlenme kapsamında 1970 yılında Türkiye’’de ERBAKAN tarafından ilk dini ağırlıklı siyasi parti olan Milli Nizam Partisi kuruldu. Milli Nizam Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Erbakan daha sonra Milli Selamet Partisi’’ni kurdu ve 1973 seçimlerinde 48 Milletvekili çıkardı.
Ne acıdır ki, 1973 seçimlerinde birinci parti olan CHP ve Genel Başkanı Ecevit, bu yeni parti ile koalisyon yaparak; bu çiçeği burnunda islamcı partiyi devlet sistemine soktu. İçişleri Bakanlığı bu yeni partiye verildi. Kadın eli sıkmayan kaymakamlar, o dönemin İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk’’ün eseridir.
Aynı dönemde, eski tarikatlar güçlenmeye başladı. Fethullah Gülen Ayvalık’’ta gençlik kampları düzenliyordu. Sayın Ecevit ikinci bir hamle ile İmam Hatiplilere üniversiteye girme hakkı vererek, ABD destekli İslamcıların önünü iyice açtı. ABD tarafından yönlendirilen olaylar, tarikatların bile tahmin edemeyeceği kadar organize gelişiyordu. Tarikatlar, eğitimde örgütlenmede ilk olarak ’‘Üniversitelere Hazırlık Kursları’’nı seçtiler ve çok sayıda dershane açtılar. Bu dershanelere yönlendirilen İmam-Hatiplilerin ve düz liselilerin en öncelikli hedefleri Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakültelerine girmek idi. (Bu Fakültelere giremeyenler ise İETT’’de futbolcu oldu!) Bu bilinçli çalışma, daha sonraki iktidarların da bilerek veya bilmeyerek verdikleri destekle kısa zamanda sonuçlarını verdi. Bugünün Türkiye’’sinde, Vali-Kaymakam- Yargı Mensuplarının büyük bir kısmının eşlerinin başı türbanlıdır. (Bunların bir kısmı AKP’’ye şirin gözükmek ve kendileri takamadıkları için, eşlerine türban taktıran, yalaka tiplerdir. AKP gittiği gün, eşlerinin başlarını hemen açarlar, üstelik içkiye de hemen başlarlar.)
Bu arada Sayın Ecevit yaptığı hatayı anlayıp MSP ile koalisyonu bozdu. Fakat sistem çoktan, alacağı yarayı almıştı. Eğer Ecevit, MSP ile hükümet kurmamış ve aydın(!) çevreler (Yargı-Üniversite-Asker) bu işi ’“Haydi Akgünlere’” diye alkışlamamış olsalardı, daha sonra Sayın Demirel’’in kuracağı ’‘Milliyetçi Cephe Hükümetleri’’nin önü açılmazdı. Sayın Demirel, Erbakan ve MSP’’yi hükümete almazdı, alamazdı.
Bu ortamda 1980 yılına gelindi. ABD’’nin emriyle Orgeneral Kenan Evren İhtilal yaptı. Kendi ifadesine göre, son bir yıl ’“ORTAM DARBEYE UYGUN HALE GELSİN DİYE’” beklemişlerdi. Bu arada 1500 Türk genci daha teröre kurban verildi(!)
Kenan Evren 12 Eylül 1980’’de ihtilali yaptı ve ilk iş olarak, 1977’’den beri Türk hükümetlerinin VETO’’su nedeniyle Nato’’ya dönemeyen YUNANİSTAN’’ın, Nato’’ya alınmasına 20 Ekim 1980’’de (Darbeden 1 ay 8 gün sonra) onay verdi. Düşünebiliyor musunuz, demek ki Türkiye’’nin en acil çözülmesi gereken sorunu buymuş! ABD emri ile ve bilerek yapılan bu onay hatası yapılmasaydı, Türkiye bugün AB üyesi idi.
12 Eylül Darbesi, İran Humeyni Devrimi ile İran’’da ortaya çıkan ABD karşıtı hükümete karşı, denge sağlamak amacıyla, ABD tarafından yaptırılmıştır. Bundan sonra Türkiye’’de askeri dönemde, dincilerle nasıl elele verildiğini görmeniz için sizlere rahmetle andığımız büyük araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu’’nun ’“RABITA’” adlı eserini bir kez daha okumanızı öneririm.
Askeri yönetim, İmam Hatip Lisesi mezunlarını üniversite sınavında DİLEDİKLERİ FAKÜLTELERİ tercih etme hakkına kavuşturdu. 1982 Anayasası’’nın 24’’üncü maddesiyle din eğitimi devlet güvencesine alındı. Seçmeli olarak okutulan din dersleri, ilk ve orta okullarda ZORUNLU hale getirildi.
ABD, İslamiyeti bir İDEOLOJİ gibi kullanmak için yola çıktığında, kafasında yıllardır uyguladığı ’“KATOLİK KİLİSESİNİ KULLANMA MODELİ’” vardı.
ABD 19. Yüzyıl’’ın ortasından itibaren tüm Güney Amerika’’da Katolik Kilisesi aracılığıyla gücünü korumuş ve Güney Amerika’’ya hakim olmuştu.
Ancak ABD’’nin yanıldığı çok önemli bir konu vardı. Katolik Kilisesinde çok güçlü bir hiyerarşik düzen vardır. Papa’’dan Kardinallere, Piskoposlara oradan derece derece tüm Papazlara kadar inen bu hiyerarşik düzende, tam bir emir-komuta zinciri vardır. Bu nedenle kontrol son derece kolaydır. Kardinalin verdiği emir son noktaya kadar aynen uygulanır ve her hareket kontrol altında yürütülür. Kilisenin dışında kimse, fikir dahi yürütemez, oluşturamaz.
Halbuki İslamiyet’’te böyle bir kuramsal yapı yoktur. (İslami inanışta ’“RUHBAN SINIFI’” yoktur, yani Allah ile kul arasına kimse giremez. Cemaat-Tarikat yapılanması da bu yüzden Allah’’ın ve Hz. Peygamber’’in emirlerine aykırıdır) Bu nedenle kışkırtılan bir İslami hareketi kontrol, son derece zordur. Başlatılan bir hareketten çıkan veya aykırı hareket edeni ’“AFOROZ’” edecek bir makam yoktur.
Bu nedenle ABD’’nin İslamiyeti siyasallaştırma hareketi başarısızlığa uğramış, kendi yarattığı güç belli bir süre sonra kontrolden çıkmış ve ABD’’ye karşı olmuştur.
Ama olan olmuş, tüm İslam ülkelerinde karanlık bir süreç başlamıştır.
1950’’lerde, Cezayir’’den Mısır’’dan, Irak’’tan, Pakistan’’dan, Afganistan’’dan Endonezya’’ya neredeyse tüm İslam aleminde ATATÜRK’’ÜN yaktığı meşale parlıyor, bu ülkelerin reform çalışmalarına Türkiye örnek oluyordu. Bu ülkeler o zamanda da Müslüman’’dılar, inançlarına bağlıydılar ama çağdaş bir kafaya sahiptiler.
ABD bu ülkelerde gericiliği hortlatıp bu ülkeleri tekrar bir Ortaçağ karanlığına ittikten sonra, bu yeni ÖCÜYÜ karşısına aldı ve MEDENİYETLER ÇATIŞMASI diye bir doktrin üreterek, tüm dünyada bir ’‘MÜSLÜMAN DÜŞMANLIĞI’’nın tohumlarını ekmeğe başladı. (DEVAM EDECEK)