Ya Akşener-Gül birleşirse?

Abone Ol

Siyaset MHP'deki değişim sürecine odaklanmış durumda. Siyasetle bir şekilde ilişkili herkes aynı soruların etrafında geziniyor.
Kurultay toplanabilecek mi?
Toplandı diyelim.
Kimin şansı fazla?
Seçilecek yeni liderin siyaset kantarındaki kilosu ne kadar gelecek?
Son sürecin mağduru olduğundan mıdır yoksa erken kalkarak yol aldığından mı bilemem… Yahut siyasi geçmişine dair olumlu referansların etkisi de olabilir.
Meral Akşener olası bir kurultayın en favori ismi şu anda.
Bahçeli ekibi tarafından disiplin sopasıyla tehdit edilmesi, Akşener'i biraz daha büyütmenin dışında bir sonuç vermeyecek gibi görünüyor.
Ayrıca Devlet Bey'in AK Partili hukukçularla giriştiği dirsek teması, hükümet yanlısı medyanın başta Akşener olmak üzere Bahçeli muhalefetine karşı takındığı tutum, akıllara pek çok soru getiriyor.
Ve bu tablo, bana soracak olursanız son yıllarda sıklıkla hükümete koltuk değneği olmakla itham edilen Bahçeli'nin elini zayıflatıyor.
Hem kendi seçmeni nezdinde… Hem de genel siyasi kamuoyunda.
*
Elbette İzmir'in bu konuda ne düşündüğünü soracağız, sorgulayacağız.
Ama bugün için yapılan bir araştırmanın ışığında konuşmak gerekirse; Meral Akşener MHP'nin başına geçerse, MHP'nin oylarını yüzde 20'lere yükseltirken AK Parti'nin oylarını da yüzde 42'lere düşünüyor.
Hatta ayrı bir parti kursa yüzde 8 civarında oy alacak gibi görünüyor.
Ki Ankara kulislerine kulak kabarttığınızda bu ihtimal hiç de uzak değil.
Akşener parti kurarsa yüzde 8'i geçerken MHP'nin bu tabloda yüzde 7,5 seviyesinde yani barajın altında kaldığını aynı araştırma bizlere söylüyor.
Avrasya Kamuoyu Araştırmalar Merkezi (AKAM)'ın son anketi böyle söylüyor en azından…
*
Sadece bu kadarı bile Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Partililerin bu süreçle doğrudan ilgilenmesi için yeterli... 7 Haziran'da yüzde 40'ı gören ve neredeyse dağılmanın eşiğine gelen AK Partililer için Akşener'in başında olduğu bir MHP kabusun öteki adı…
Ve yine biz çok iyi biliyoruz ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllarca sadece kendi partisini yönetmedi.
Erdoğan'ın Erdoğan yapan öteki partileri de yönetme gücüydü.
O yüzdendir ki 2009'da palazlanan Saadet Partisi'nin genel başkanı Numan Kurtulmuş bir anda kendisini önce kapının önünde sonra başka bir partide en sonunda da AK Parti'nin yönetiminde buldu.
O yüzdendir ki Mehmet Ağar-Erkan Mumcu'nun 'beceremediği' ANAYOL formülünün Demokrat Süvarisi Süleyman Soylu kendisini kabinede buldu.
Erdoğan'ın marifeti sadece sağı yağ da merkez sağı kontrol altında tutmak değildi tabi ki.
'Yetmez ama evet'çilerin sahneye çıktığı 12 Eylül 2010 referandumu çok önemli bir siyasi manevradır mesela…
Muhsin Yazıcıoğlu'nun ardından Büyüm Birlik Partisi kadrosuna dair 'içselleştirme' operasyonu diğer önemli hamledir.
Kimileri meseleyi bir adım da öteye taşıyarak Deniz Baykal'ın gidişi ve Kılıçdaroğlu'nun gelişini organizasyonunu da Erdoğan'a mal etse de kendi adıma bu kadarına ihtimal vermediğini belirtmek istiyorum.

Yıllarca sadece partisini değil tüm siyasi partileri bir şekilde yönetmeyi başarmış, siyasette milim boşluk bırakmamış, partili cumhurbaşkanlığını savunarak siyasetin merkezinde olmayı sürdüreceğini en başından ilan etmiş, Saray'ına/Külliyesine gitmeden önce başbakanı, genel başkanı belirlemiş, gittikten sonra vekil listelerini, kabine listelerini belirlemeyi sürdürmüş, cumhurbaşkanı sıfatıyla il il mitinler düzenleyip muhalefet liderlerini doğrudan hedef almış, halen muhalefet liderlerinin en büyük muhalifi olmayı sürdüren bir siyaset sihirbazından söz ediyoruz.
Sizce böyle birinin Türk siyasetindeki tüm taşları yerinden oynatması beklenen MHP kurultay sürecini köşesinden öylece izlemesi beklenebilir mi?
Tabi ki beklenemez.
Zaten o da beklemiyordur.

Bana sorarsanız Sayın Cumhurbaşkanı Bahçeli ile mutluydu. (Kılıçdaroğlu ile de mutlu ayrıca)
Yani ondan razıydı.
Gerektiğinde TBMM çatısı altında desteğini alıyor gerektiğinde tabanının aklını çeliyordu.
'Nereden bu çıktı bu muhalifler' diye düşünüyordur şimdilerde.
Bknz: CHP'ye… 90 küsur yıllık siyasi birikimde 6 yıllık genel başkana doğru dürüst rakip bile çıkmıyor, çıkamıyor. Kemal Bey'le zaman zaman düzey düşse de al gülüm-ver gülüm bir ilişki senelerdir sürüyor. Yani AK Parti yüzde 50 aldığı sürece CHP'nin aldığı yüzde 25'e kimse itiraz etmiyor.
Oysa MHP öyle mi?
Şimdiden aday sayısı 5'i buldu.
Gizli adaylar hariç…


Kim ne derse desin!
Önceki yazıda da altını çizdiğim gibi MHP'deki hareket Türk siyasetinde 'bahar' tetiklemesi yapabilir. Başta muhalefet olmak üzere tüm siyasi partilerde bir değişim, yenilenme rüzgarı estirebilir.
Ama görünen o ki Türk siyaseti için tek seçenek MHP'ye yeni bir genel başkan seçmek değil…
AKAM'ın elindeki verilere bakarak söylüyorum.
Akşener yeni bir parti kursa barajı zorluyor.
Abdullah Gül-Bülent Arın parti kursa barajı geçiyor.

Ya Akşener-Gül birleşmesi söz konusu olursa… Bir çeşit Büyük Birlik Projesi yani… Tabi ki siyasette 1+1 her daim 2 etmez ama… Böyle bir birleşmenin yaratacağı sinerjinin Türk siyasetinde tsunami etkisi yaratma ihtimali de göz ardı edilemez. Birileri 'Yağmurdan kaçarken doluya tutulabilir' yani…
Anlayacağınız siyaset için oldukça hareketli bir süreç bekliyor bizleri.
İzleyip, araştırıp, gördüklerimizi kaleme almayı sürdüreceğiz.