Acıyla sınanıyoruz.
Bu tip trajik durumlarda anlarsınız kimin ne olduğunu…
Van'da yaşanan depremin ardından ekranlardan taşan acıya inat, yine aynı ekranlarda yapılan yorumlar kanımı donduruyor.
Binlerce vatandaşımız yıkılan binaların altında yaşam savaşı verirken, birilerinin çıkıp 'Oh olsun!' demesi insanlık dışıdır.
Orada yaşayan milyonlarca insanı dağda ki bir avuç terörist ve ona destek veren ile bir tutmak doğru değil.
Depremin olduğu andan itibaren ekranlara onlarca trajik öykü yansıdı.
12 yıl önce Marmara depreminde enkaz altından kurtulan, yıllar sonra öğretmenlik yapmak için geldiği Van'da ikinci kez göçük altından sağ çıkmayı başaran Hanife öğretmen,
1995'de Dinar depreminde anne babasını kaybettikten 16 yıl sonra Van'da onlarla aynı kaderi paylaşan Melike öğretmen,
Bir internet kafede sadece oyun oynamak isterken depreme yakalanan, göçük altından sağ çıkartılmasına rağmen, yolda hayatını kaybeden 13 yaşındaki Yunus,
Depremin ilk dakikalarında acılı haykırışıyla ekranlara gelen, 24 saat sonra eşi ve dört aylık minik yavrusunun ölüm haberiyle yıkılan bir baba,
Kanseri yenip, koşa koşa Van'daki görevine giden ve 23 Ekim günü göçük altında kalarak yaşamını yitiren 25 yaşındaki Okay Öğretmen,
Bir yakınının düğünü için geldiği Erciş'te yıkılan bahçe duvarının altında kalarak, hayatını kaybeden, adı bile öğrenilemeyen talihsiz kadın,
Van'da öğretmenlik yapan, henüz 26 yaşındaki Manisalı Emel ve Özgür Subaşıay çifti,
Üniversite eğitimleri için Van'a gelip, depremde yaşamını yitiren, adlarını dahi bilmediğimiz yüzlerce genç,
Kamu görevi için orada bulunan binlerce vatandaşımız,
Bölgede yaşayan ve tek dertleri yaşam gailesi olan yüz binlerce insan…
Bütün bu insanların günahı ne? Misak-ı Milli sınırları içinde ülkemizin doğusunda yaşamak mı?
Bir takım güçlerin bölgede oynadıkları oyuna alet olan bir avuç hainin orada konuşlanmış olmasından dolayı bu insanları böylesine büyük doğal afet karşısında kaderleriyle baş başa mı bırakalım?
Kış en acımasız yüzüyle Doğuda kendini göstermeye başladı. Depremden evlerini kaybeden binlerce insan sokaklarda başlarını sokacak bir bez parçasının peşinde koşuyor. Eksilere düşen hava sıcaklıkları bu çadırlar onları ne kadar sıcak tutabilir? Ya, o çadırı bulamayanlar. Her ne kadar, resmi kaynaklar 'Her yere ulaştık' diye açıklasa da, henüz hiçbir yardım alamamış köyler var. Oradaki insanlar ne olacak?
Çadırlara taşınan hayatlardan hüzünlü kareler gazete sayfalarından, televizyon ekranlarından yüreğinizin derinlerine kadar işlemiyor mu?
Kimse kusura bakmasın ama, benim içim parçalanıyor. Zaten ekonomik zorluklarla yoğrulan hayatları 25 saniyede alt üst olan, ellerindeki avuçlarındaki kısıtlı imkanlarını da kaybeden bu insanlara karşı duyarsız kalmaya gönlüm elvermiyor.
O insanların yaşadıkları acıya 'oh olsun' diyenler, kalplerinin yerinde ne taşıyorlar merak ediyorum.
Marmara depreminin ardından doğuda, kuzeyde, güneyde yaşayan vatandaşlarımız 'Kamu yatırımından en büyük payı onlar alıyorlar, ne yardımı istiyorlar' mı demişti? O dönem başlatılan kampanyalara kimler destek verdi?
İstanbul'da yarattıkları gettolarda lüks içinde yaşayıp, ülkenin gerçeklerinden bihaber bu insanların ekranlarda sahneledikleri rezilliklere daha ne kadar prim vereceğiz?
Ülkemizin bölünmez bütünlüğü için asıl tehlike böylesine ırkçı söylemlerdir.
Türkü, Kürdü, Çerkezi v.s fark etmez; kim olursa olsun, 89 yıl önce destansı bir kuruluşu kanla yazan Anadolu insanı bugün kardeşçe yaşamayı öğrenmek zorundadır. Bunu başaramazsak; Ulu Önder'in ve atalarımızın emaneti Türkiye Cumhuriyeti daha büyük tehditlerle karşı karşıya kalır.
Şimdi birlik olma zamanı… Unutmayalım ki; bugün sana, yarın bana…
Bir daha böyle acılarla sınanmamız umuduyla, Van'da hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet diliyor, yaralılara da geçmiş olsun diyorum.