Dün ne kadar televizyon radyo varsa İsrail’’e yönelmişti. Devlet İsrail’’i dövmekle meşguldü. Her iki olayın neredeyse eş zamanlı olması baz alınarak İskenderun’’da da İsrail parmağı aranmasa o fidan gibi 7 şehitten kimse bahsetmeyecek neredeyse.
Bize neler oluyor. Başbakan’’ın dediği gibi artık istatistik kapsamına mı girdi askeri kayıplar. Alıştık mı, kanıksadık mı, bu kadar mı önemsizleşti ölümler.
Diğer yandan İsrail’’ e karşı tepkilere eylemlere bakıyorsunuz, neredeyse seferberlik ilan etmişiz.
Elbette ki İsrail’’in yaptığı vahşetin ta kendisidir. Açık denizde yapılan bu operasyon korsanlıktır. Caniliktir. Bunu vicdanı olan hiçbir bireyin onaylaması mümkün değildir. İsrail’’in bu davranışı cezasız kalmamalıdır.
Lakin tek suçlu İsrail’’ mi?Vahşete davetiye çıkaranların hiç suçu yok mu?
İsrail müdahale edeceğini açıklamış. Müdahalenin nasıl olması bekleniyordu?Eğer müdahale askeri ise her sonuç ihtimaller arasındadır. Ölümde ihtimaller arasındadır. Bunu düşünemedik öngöremedik yaklaşımı inandırıcı değil.
Buna önayak olan gemilere insanları doldurarak birazda şov yapılarak hareketi organize edenler bu sonucu öngörecek düzeyde insanlardır. Neden öngörmediler. Onlara izin veren ve hatta yüreklendiren devlet erkanı nasıl öngörmez.
Yoksa öngörüldü de göze mi alındı. Eğer öngörüldüyse ve de önlem alınmadıysa En az Onlarda İsrail kadar suçludur.
Görüntüler tam elimizde olmadığı için İsrail askerlerinin doğrudan ateş etmek suretiyle operasyona başlayıp başlamadıklarını bilmiyoruz. Daha ziyade spontane bir gelişme gibi görünüyor. Askerlerden ilki helikopterden indiğinde birkaç kişi sopalarla saldırıyor. Sonra bir başkasına yöneliyorlar. İşte böyle bir davranış mı tetikledi ateşi. Böyle bir durum varsa bu İsrail’’in vahşetini ortadan kaldırmaz ama diğerlerinin de öngörüsüzlüğünü ortaya çıkarır.
Yardımın insani olduğunda kuşku yok ama siyasi havada katarsanız sadece sizin gibi düşünenlerin desteğini alırsınız. İnsani boyutta bırakırsanız desteğinizde artar.
Görünen siyasi boyut katıldığıdır. Tüm medyanın abartılı yaklaşımlarına rağmen yeterli desteğin alındığı söylenemez. Türkiye’’de de böyle Dünya’’da da.
Şova dönüştürmeden, meydan okumadan sadece oradaki insanların ihtiyaçları düşünülse ve sessiz sedasız gönderilse ne olurdu. Ablukayı kırmak, ablukayı yarmak sizin değil dünyanın yapabileceği bir iş. Birleşmiş milletlerin görevi. Nitekim devlet bu alanda da çalışmalarını sürdürüyor.
Bu işler Tunceli’’de kanepe dağıtmaya benzemiyor.