Adına ’“spor yazarlığı’” denen, aslında ’“kurtlarla dans’”ın ta kendisi olan şu garip meslekte 25 yılı geride bıraktık.
Bizim mesleğe başladığımız yıllarda Gode Cengiz gibi, önüne servet yığsalar da, kılını kıpırdatmayan, aynı renklerle doğup, aynı renkler altında gözlerini yuman futbolcular vardı. Bırakın kulüplerden çuvalla para almayı, yönetici dara düştüğünde elini cebine atmaktan çekinmeyen, her bayram ya da özel günde, ya da maç kazanıldığında futbolcunun cebine mendil, çorap, arada da kendi parasından arttırdığı üç ’– beş’’i sıkıştırıveren Erkan Velioğlu gibi hocalar çalışırdı İzmir takımlarında.
İlkelerinden ödün vermeye zorlandığında, hiç çencesiz ceketini alıp çıkan, yıllarca en üst düzey antrenörlük yaparken, Türkiye’’nin en büyük starlarını vitrine çıkarırken, bir dairecik, bir arabacığı güç bela denkleştiren Nevzat Güzelırmak gibi ismini hiçbir maddi kazanıma değişmeyen onur timsali teknik adamlar görev yapardı.
Işıklar içinde yatsın kulübe para bulabilmek için evini satan Ali Ağabey (Ali Ulvi Kiremitçiler) gibi başkanlar, yöneticilerdi futbol piyasasını çekip çeviren’…
O günler de iyi paralar kazanılırdı ama’… Ne antrenörlerin menajerlik büroları vardı, ne de öyle havada uçuşan astronomik tazminatlar’… Başladığın işi yarım bırakıp gitmek ise hiç yoktu, antrenörlüğün raconunda’…
Yendi, yenildi, indi, çıktı takımlar. Kuşaklar değişti. Kimileri sonsuzluğa göçtü, kimileri köşesine çekildi, yenileri yerini aldı. İzmir 5 takımlıydı, düne kadar Süper Lig’’e hasret kaldı. Amatör Küme’’ye bile indi. Ama bazılarının ’“gavur’” diye nitelediği İzmir’’in futbolu bu işlerden hep uzak yaşadı, kendi evlatlarıyla, adı profesyonel, ruhu amatör futbol sevdalılarıyla’…
Futbol dünyasında da neler gördük geçirdik, ama bu Bülent Uygun işinde bir yaşımıza daha girdik.
Biz bu işlerin dışında yaşadığımızdan saf saf Buca- Eskişehir mücadelesini izlerken, ’“Manuccho nasıl kaçırdı?Dahmane nasıl içeri vuramadı?’” nın yorumunu yaparken, meğer neler dönüyormuş, günümüzün, ’“çağdaş’” futbol piyasasında’… Marka değeri ’“yüksek’”, ’“endüstri’” diye anılan Süper lig futbolunda
Sevdiğimiz bir büyüğümüz hışımla yanımıza geldi, protokol tribününden kaçıp, basın tribününe sığınmıştı, birlikte olmak istemediği sahıslar yüzünden’… Sabri Bey’’in protokolunda kimler yoktu ki?
Sıcak diyarlarda, köklü bir kulübün başkanlığını yapan şahıs menajerliğe soyunmuş, duyumlara göre işi o bağlamış. Meğer kenardaki teknik adam 5 bin taraftarın önünde kafese kapatılmış aslan gibi sağa sola çark ederken, karşısındaki rakibi ile çoktan anlaşmayı yapmış.
Meğer 5 yıllık planlar, Avrupa hedefleri bizleri uyutmak için uydurulmuş koca bir yalanmış.
Sahalar üç aydır yapılmamış, yabancıların paraları verilirken yerliler havasını almış. Atatürk Stadı’’nın zemini kötüymüş,..
Geçelim bunları. Bucaspor’’a 18 futbolcu alınmış, maliyeti 15 milyon doları buluyormuş, acaba bu futbolcular kimin menajerlik şirketi üzerinden geçmiş? Yoksa Bucaspor’’da para denizi bitip yönetim karaya vurunca yolculuk vakti mi gelmiş?
Neden herkesin önünde basın toplantısı yapıp, vedalaşmak yerine yerine kişisel internet sitesinden, bazı gazetecilerin raslantı eseri gördüğü istifa kararı açıklanmış.
Antrenör arayan kulübün asbaşkanı bir gün önce açıklama yapmış, İşin kılıfı belli; ’“Görüştüklerimiz Zico ve yerli teknik adam’… Ama Bülent Hoca değil’…’”’”
Bir gün sonra bu kez Kulüp Başkanı sahnede:
’“Biz istifa ettikten sonra görüştük. Türkiye’’de her kulüp onunla çalışmak ister. ’”
Sonra teknik adamdan uygun açıklama’… Olayı reddetmek yok. Bel altına yumruk geliyor; ’“Hep yöneticiler kovuyordu. Hoca bırakınca böyle oluyor. Madem öyle neden Eskişehir maçına tribüne antrenör getirip oturttular. Ben yarın görüşeceğim.’”
Sıkı durun, daha bitmedi Eskişehir’’den idman haberi geliyor, bir yerel gazetenin spor müdürü anlatıyor; Takımın idmanını bir hafta önce kovulan Ümit Karan yaptırıyor. Kimin talimatıyla?Bülent Uygun’’un’…’”
Anlaşılan Rıza Çalımbay da kumpasa gelmiş bir inceden’…
Bekliyoruz Federasyon’’dan’… Böyle işler yaşanmışken çıkarma lisansı Eskişehir’’e ibret-i alem için’… Nasıl çocukluk arkadaşını tribüne sokmadıysan gözünün yaşına bakmadan.
Çok mu hayal alemlerindeyiz?
Biz bunlarla uğraşırken Altay’’dan haber geliyor. Bir gün önce Profesyonel Şube yöneticisi açıklama yapıyor, ’“Arkasındayız’” diye. Biz de seviniyoruz, üç ’–beş taraftara yem etmeyecekler. Helal olsun size! Meğerse arkasına ’“tekmeyi basmak’” için geçmişler.
Bu camianın evladıydı, eldivenleri giyerken, Milli Takım’’a kadar yükselmişti. Teknik direktörlüğünde ise ligde fırtına gibi esmiş, kupa da o zamanların futbol canavarı Ankaraspor’’u 6 golle uğurlamıştı. Gün oldu görev düştü. ’“Gel’” dediler. Koşa koşa geldi. Para pul, kariyer, gelecek, düşünmeden. Pahalı transfer istemeden.
Bu işlerden hiç anlamazdı. Menajerlik de yapmamıştı. Bir daha dümene geçti, dar zamanda. Sözüm ona uzun vadeli hedefler için. Onurluydu, dürüsttü, çalışkandı, bilgili, deneyimliydi. Ama yetmedi. Üç ’– beş çatlak ses kelleyi uçuruverdi, daha ligin başındayken, Akşam saatlerinde nazik söylemiyle Ercan Hoca ile de yollar ayrıldı. O bırakmamış, kovulmuştu, sizin anlayacağınız.
Pes doğrusu. Benim nutkum tutuldu,. Bilmem siz ne dersiniz?
Bu işler bize ’“uygun’” olmayan işler.