Eylül VARDAR/ EGEDESONSÖZ- Urla’da anne Nurten Kandemir’in lösemi tedavisi gören zihinsel engelli oğlunu öldürerek hayatına son vermesi otizmle mücadele eden ailelerin çaresizliğini yeniden gündeme getirdi.
30 yıldır ağır otizmli oğluyla yaşam mücadelesi veren Oğuz Matoğlu, ihmal edilen otizmlilerin ve ailelerinin yaşadığı derin çaresizliği Egedesonsöz’e anlattı.
BİZİ EN ÇOK YIPRATAN ŞEY YALNIZLIK
Matoğlu açıklamasında "30 yıldır otizmle yaşıyoruz. Çok büyük bir mücadele içindeyiz. Bizi en çok yıpratan şey yalnız bırakılmamız ve Asperger ile atipik otizmli bireylerin sürekli ön plana çıkarılması. Otizm denince akla hep yetenekler, 'süper çocuklar' geliyor. Oysa konuşamayan, kendi bakımını sağlayamayan ve yetişkin olan otizmliler de var. Biz ilk teşhis aldığımızda otizm toplumda bu kadar bilinmiyordu. Eğitim kurumları yoktu, bunun mücadelesini ön saflarda verdik ve ne yazık ki ilk feda edilenlerden olduk. Özel dersler ve özel hastane süreçleri maddi olarak belimizi büktü. Süreç içinde en yakın arkadaşlarımız, hatta ailelerimiz bile bizden uzaklaştı" dedi.
OĞLUM 30 YAŞINDA BİR YETİŞKİN VE EVDEN ZAR ZOR ÇIKABİLİYORUZ
Matoğlu şunları söyledi:
"Şimdi oğlum 30 yaşında bir yetişkin ve evden zar zor çıkabiliyoruz. Dışarıda ne yazık ki son derece acımasız bir dünya ve anlayışsız insanlar var. Sıkıntıdan ve uyum sorunundan dolayı evde kırıp dökmediği eşya kalmadı. Ancak inanın bu kırılan eşyalar hiç önemli değil; asıl üzüntümüz toplum tarafından tamamen yalnız bırakılmamız.
DEVLET BAKIM PARASI VERİYOR AMA…
Annesi devletten bakım parası alıyor. O da yeni dönemde 15 bin lira oldu. Oysa biz sadece oğlumuzun temel ihtiyaçlarına haftada 20 bin lira harcıyoruz. Devlet desteği, yetişkin ve ağır otizmli bireyler için farklı ve kapsayıcı olmalı. Ne yazık ki mevcut imkanlar yetersiz. Bu sebeplerle artık geleceği planlayamıyoruz; sadece günü iyi geçirmek, evladımızın huzurunu sağlamak için yaşıyoruz."
“KÖTÜ ÇÖZÜMLER AKLIMIZDAN GEÇİYOR, DESTEK HATTI KURULMALI”
Urla’daki facianın bir annenin çaresizlikten gözünü karartması olarak görülmesi gerektiğini belirten Matoğlu, olayın münferit bir cinayet değil, toplumsal bir yardım çığlığı olarak okunması gerektiğini savunuyor.
Yaşanan psikolojik baskının ağırlığını şu sözlerle özetliyor:
"Urla'da yaşanan olay çok acı verici. Çaresiz kalan bir anne ne yazık ki çözümü böylesine kahredici bir şekilde bulmuş. Çok yalnız bırakılmış, evladı otizmin üzerine bir de lösemi olmuş. Gerçekten çok zor bir durum. Bu anneyi asla yargılayamam, kınayamam. Yaşadıkları son derece ağır. Keşke olmasaydı ama ne yazık ki yaşanıyor. Çoğumuz böyle kötü çözümleri anlık da olsa zihnimizden geçirmiyor değiliz. Acilen bir kriz müdahale hattı, 7/24 hizmet veren bir yardım çağrı merkezi olmalı. Gece gündüz bu duruma düşen insanlara uzman desteği verilmeli, aileler kaderine terk edilmemeli.”
‘BEN ÖLDÜKTEN SONRA EVLADIMA NE OLACAK?’ KAYGISI TAŞIMAMALIYIZ
Türkiye’de engelli politikalarının genellikle çocukluk dönemine odaklandığını, birey yetişkin yaşa geldiğinde ise destek sistemlerinin tamamen çekildiğini ifade eden Matoğlu, istatistiksel yok sayılmaya son verilmesini talep ederek ailelerin en büyük kâbusunun kendilerinden sonraki belirsizlik olduğunu vurguladı.
Konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Toplumun en mağdur olan kesimi otizmlilerdir. Onların istatistiksel olarak yok sayılmasında bir sakınca görmüyorlar. Bu anlayış acilen değişmeli. Her otizmli bireyin ihtiyacı aynı değil. Bir anne baba 'Ben öldükten sonra evladıma ne olacak?' kaygısını artık ömrünün sonuna kadar taşımamalı. Lütfen bizi yalnız bırakmayın. Çünkü bizim hiçbir sosyal hayatımız kalmadı. Evlatlarımız kadar bizlerin de dostluk ve arkadaşlık olarak duygusal desteğe ihtiyacı var. Bizler ruhen ve bedenen iyi olalım ki, çocuklarımıza çok daha iyi bakabilelim.”