EGEDESONSÖZ – İzmir’in Urla ilçesine bağlı Demircili Koyu’nda karaya oturan ve izinsiz sökülmeye çalışıldığı iddiasıyla gündeme gelen gemiyle ilgili tartışmalar devam ederken, geminin sahibi İstanbul merkezli Akdeniz Deniz Taşımacılığı Şirketi’nden kapsamlı bir açıklama geldi. Şirket yetkilileri, hem çevre kirliliği iddialarını hem de “kaçak söküm” suçlamalarını reddederek, yaşanan sürecin 2020 yılına dayandığını ve geminin yıllardır idari ve hukuki belirsizlik içinde beklediğini savundu.
Şirket yetkililerinin verdiği bilgiye göre söz konusu gemi, 2020 yılında daha önce kiraya verilen bir firma tarafından kullanılırken göçmen kaçakçılığı şüphesiyle yakalandı ve hakkında soruşturma başlatıldı. Yargı sürecinin ardından gemi mahkeme kararıyla yeniden şirkete teslim edildi. Ancak bu süreçte geminin bir dönem yediemin kontrolünde kaldığı, Bodrum Güllük’te bulunduğu sırada kim ya da kimler tarafından Seferihisar Sığacık’a götürüldüğünün bilinmediği öne sürüldü.
‘ÇÜRÜMEYE TERK EDİLDİ’
Şirket, geminin 2022 yılından itibaren Sığacık’ta karaya oturmuş halde beklediğini, bu süre zarfında ciddi şekilde çürüdüğünü ve teknik donanımının büyük ölçüde zarar gördüğünü belirtti. Açıklamada, geminin zincir, çapa ve makine gibi temel ekipmanlarının söküldüğü, ayrıca tanklarına kimliği belirsiz tekneler tarafından sintine yağı boşaltıldığı iddia edildi. Yetkililer, bu süreçte kamu kurumlarının herhangi bir kapsamlı müdahalede bulunmadığını savundu.
‘GEMİ SU ALDI’
Yaklaşık iki ay önce Sahil Güvenlik ve yediemin yetkililerinin kendilerine ulaştığını aktaran şirket temsilcileri, geminin kaldırılmasının istendiğini, aksi halde yüksek cezalarla karşılaşabileceklerinin bildirildiğini ifade etti. Bunun üzerine gemiye müdahale ettiklerini belirten yetkililer, geminin bulunduğu yerden kurtarıldıktan sonra açığa alınmasıyla birlikte su almaya başladığını kaydetti.
‘PARÇALANMA RİSKİ BULUNUYOR’
Bölgede geminin bağlanabileceği uygun bir liman ya da iskele bulunmadığını dile getiren şirket yetkilileri, geçici olarak Demircili Koyu’na yöneldiklerini ancak koyun derinliğinin yetersiz olması nedeniyle geminin girişte yeniden karaya oturduğunu açıkladı. Güçlü bir römorkör temin edilemediğini ve mevcut koşullarda geminin geri çekilmesinin teknik olarak mümkün olmadığını savunan şirket, geminin ilk ambar seviyesine kadar toprağa gömüldüğünü ve çürümüş gövde nedeniyle çekme sırasında parçalanma riski bulunduğunu bildirdi.
GMO’DAN RAPOR
Şirket yetkilileri, geminin deniz yoluyla çıkarılmasının mümkün olmadığına dair Gemi Mühendisleri Odası’ndan teknik rapor aldıklarını, raporda geminin karadan kesilerek 4-5 parça halinde çıkarılmasını önerildiğini belirtti. Ancak bu talebin kabul edilmediğini, yalnızca denizden çıkarılması yönünde işlem tesis edildiğini öne sürdüler.
ÇEVRE KİRLİLİĞİ İDDİALARINA YANIT
Çevre kirliliği iddialarına da yanıt veren şirket, gemide asbest bulunmadığını, söz konusu geminin diğer gemilere tatlı su taşıyan bir tanker olduğunu ve bilirkişi raporlarında da bu durumun yer aldığını ifade etti. Ayrıca gemi nedeniyle herhangi bir sızıntı ya da çevreye zarar olmadığını savundu.
GEMİNİN DEĞERİ 2 MİLYON TL, CEZA 4 MİLYON TL
Şirket, karaya alınan metal parçalar nedeniyle yaklaşık 4 milyon TL idari para cezası kesildiğini, cezanın çevre kirliliğinden değil “metal atık” gerekçesiyle uygulandığını belirtti. Hurda değerinin yaklaşık 2 milyon TL olduğunu öne sürdükleri gemi için bugüne kadar geminin ekonomik değerini aşan harcama yaptıklarını dile getiren yetkililer, cezaların iptali için hukuki süreci başlattıklarını açıkladı.
BELEDİYENİN ÇIKIŞINA YANIT
Öte yandan tartışmalara ilişkin belediyenin sürece dahil olmasını da eleştiren şirket temsilcileri, belediyenin denizcilik teknik konularında yetkili olmadığını ve konunun idari makamlar nezdinde yürütülmesi gerektiğini savundu.
Şirket yetkilileri, İzmir Valiliği’nin de gündemine gelirken, geminin bulunduğu yerden nasıl ve hangi yöntemle çıkarılacağına ilişkin teknik ve idari değerlendirmelerin sürdüğü öğrenildi.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
Bu geminin yaklaşık 2022 yılından bu yana, yani 4 yılı aşkın süredir devam eden bir meselesi var. Bu gemi ilk olarak, bizim daha önce kiraya verdiğimiz bir firma tarafından göçmen kaçakçılığı şüphesiyle yakalanmış, hakkında soruşturma başlatılmış bir gemi. Daha sonra mahkeme gemiyi bize teslim etti.
Ancak gemi Bodrum Güllük’teyken kim ya da kimler tarafından Seferihisar Sığacık’a getirildiğini bilmiyoruz. O dönem gemi yediemindeydi. Büyük ihtimalle yediemin tarafından getirildi. Gemi, 2022 yılından bu yana Sığacık’ta karaya oturtulmuş vaziyette bekliyordu. Biz de bu süreçte hukuki süreci takip ediyorduk.
Bu aşamada geminin zinciri, çapası, makinesi tamamen sökülmüş, gemi kullanılamaz hale getirilmişti. Yaklaşık 2 ay önce Sahil Güvenlik ve yediemin bizi aradı ve gemiyi kaldırmamızı istedi. Biz de “Gemi yıllardır orada duruyor, neden bugün kaldırıyoruz?” diye sorduk. Kaldırmamamız durumunda büyük cezalar verileceği söylendi. Biz de doğal olarak gemimize sahip çıkmaya çalıştık.
Geminin son halini gördüğümüzde içimiz parçalandı. Üzerinde zincir, çapa vesaire hiçbir şey yoktu; çalınmış, sökülmüş, götürülmüştü. Kaldığı süre boyunca gemide bulunan su ve sintine tanklarına, kim olduğunu bilmediğimiz başka gemilerden ve teknelerden sintine yağları boşaltılmış. Buna rağmen hiçbir kurumun müdahalesi olmamış.
Bu kadar atık bu gemiye nereden geldi? Bununla ilgili hiçbir çalışma yok. 20 Aralık 2025 itibarıyla biz çalışmalara başladık. Gemi 4 yıl boyunca karaya oturmuş şekilde durduğu için tabanında delikler oluşmuştu. Bizim o aşamada bunları görme şansımız yoktu.
Gemiyi kurtarıp açığa aldığımız anda su almaya başladı. Kurtarma sürecinde gemiyi nereye götüreceğimizi sorduk. Bölgede bu gemiye uygun herhangi bir barınma yeri yoktu. Bağlayabileceğimiz bir iskele yoktu. Normalde bu geminin, üzerinde personel varken zincir ve çapası atılı şekilde alargada durması gerekir. Ancak bu tertibat gemide mevcut değildi.
Bir barınma yeri araştırdık. Bölgedeki balıkçılar Demirciler Koyu’nu önerdi. Biz de 10–15 gün orada barınabileceğimizi, bu sürede gerekli eksiklikleri giderebileceğimizi düşündük. Ancak koyun derinliğini bilmiyorduk. Yine de girebiliriz diye düşündük ve bu süreçte Sahil Güvenlik’i bilgilendirdik. Koyun girişinde gemi karaya oturdu.
Orada gemiyi bağlayabileceğimiz herhangi bir yer yoktu. Gemiden halat alıp dışarıda bağlayabileceğimiz hiçbir nokta yoktu. Geri çekmeyi denedik ancak gemi açığa geri çekilemedi. Güçlü bir römorkör de bulamadık. Bulunduğu noktada diğer gemilerin can ve mal güvenliğini de riske atıyordu; bizi de riske atıyordu. Başka bir gemiyi batırması durumunda bunu ne vicdanen ne de hukuken kaldırabiliriz.
Bu nedenle gemiyi biraz daha ileri çektik ve karaya oturttuk. Tüm bu işlemlerle ilgili Sahil Güvenlik’i bilgilendirdik. Daha sonra burun kısmından bir parçayı kestik ve karaya aldık. Gemiden halat alıp bağladık. Ardından Liman Başkanlığı ve Sahil Güvenlik ile birlikte bir çalışma başlattık. Geminin üzerindeki şerhin kaldırılması için de gerekli girişimleri yaptık.
Gemi hiçbir şekilde çevre kirliliğine yol açmadığı halde — çünkü gerekli tüm tedbirleri aldık ve içinde hiçbir şey bırakmadık — gündem oldu. Biz idari süreci hızlandırmaya çalışırken tarafımıza kamu kurumları tarafından yaklaşık 4 milyon TL’ye yakın ceza kesildi. Bu ceza yalnızca karaya gemi parçası koyduğumuz için kesildi. Başka bir atık nedeniyle kesilmiş bir ceza yok. Bu durum tutanaklarda da mevcut.
Demir, çevre mevzuatında zararsız metal atık olarak geçer. Dışarıdaki arabalar da demirdir, sokaktaki pek çok unsur da demirdir. Buna rağmen yalnızca bu demir nedeniyle bu kadar yüksek bir ceza kesildi.
Bu gemi 4 yılı aşkın süredir karaya oturmuş şekilde bekliyor. Çürümüş durumda. Bu süreçte hiçbir kurum ilgilenmedi, rapor hazırlamadı, gemiyi kaldırmaya ya da kamulaştırmaya yönelik bir adım atmadı. Biz sürece müdahil olduktan sonra ise her kurum bir şey yapmaya çalıştı. Bu aşamada belediye de sürecin içine girdi. Belediyenin denizcilik teknik bilgisi olup olmadığını bilmiyoruz; geminin teknik özelliklerinden ne kadar anladıklarını da bilmiyoruz. Buna rağmen belediye başkanı sürekli halkı galeyana getirme ve siyasi rant elde etme peşinde.
Biz kendisini bu sürecin muhatabı olarak görmüyoruz. İdari ve hukuki olarak da muhatabımız değil. Olayla ilgili belediyenin dahil olduğu herhangi bir resmi süreç yok.
Son fırtınalı günlerde Sahil Güvenlik bizi arayarak “Gelin, geminize sahip çıkın, gemi sallanıyor” dedi. Biz de özel firmaların gelmediğini söyledik. Onlar da belediye ile irtibata geçti ancak bölgeye bir kepçe bile gönderilemedi. Biz daha yüksek ücret teklif edince birkaç firma geldi ve diğer gemilere zarar vermemesi için müdahale ettik.
Sürecin her anında varız ve geminin oradan çıkarılması için yoğun çaba harcıyoruz. Hukuki süreci de hızlandırmaya çalışıyoruz.
Gemide asbest yok. Bu gemi, diğer gemilere tatlı su taşıyan bir gemidir. Asbestli bir geminin su taşıması zaten mümkün değildir. Bilirkişi raporunda da bu açıkça belirtilmiştir.
Şu anda gemi denizden geri çıkarılamıyor. Onu oradan çekebilecek bir vasıta yok. Daha büyük bir römorkör gelse bile bağlandığı noktayı koparma ihtimali var. Gemi ilk ambarına kadar toprağa gömülü. Ne kadar çalışılırsa çalışılsın çıkarılamaz. Geminin başının yeniden açık denize dönmesi gerekiyor. Fırtınalı bir günde bunu denedik ancak baş dönmedi; gemi neredeyse yan yatıyordu. Devrildikten sonra zaten yapılabilecek hiçbir şey kalmaz.
Liman Başkanlığı’ndan geminin buradan çıkarılmasına ilişkin bir rapor istedik ancak sadece ceza kesmekle yetindiler. Bunun üzerine Gemi Mühendisleri Odası’ndan rapor aldık. Raporda geminin geri çıkarılamayacağı, aşırı derecede çürüdüğü ve 15 gün içinde karadan kesilerek parça parça çıkarılması gerektiği belirtiliyor. Bu raporlar ve dilekçelerimiz dikkate alınmadı.
Biz geminin karadan çıkarılmasını istiyoruz. Maddi olarak çok yüksek maliyetli ve teknik olarak da denizden çıkarılması mümkün değil. Gemiyi 5 eşit parçaya bölerek depomuza taşımak istiyoruz. Bu hem kamu vicdanını rahatlatır hem de süreci hızlandırır. Ancak bu da kabul edilmedi; yalnızca denizden çıkarılması isteniyor.
Devletin bir römorkörü varsa buyursun çıkarsın ve açıkta bize teslim etsin. Ancak yok. Özel firmalar da geri çekilmesi halinde bağlandığı noktayı koparma ve geminin parçalanma riski olduğunu söylüyor. Belediyenin bu konuyla ne yetkisi ne görevi ne de ilgisi var ama işi üstlenmiş gibi davranıyor. Teknik konudan da haberi yok. Siyasi rant uğruna hem bizi hem de İzmirlileri mağdur ediyor.
Yaz sezonu yaklaşıyor ve burası bir plaj bölgesi. Biz de geminin orada kalmasından memnun değiliz; sonuçta bu bizim malımız. Biz neden milyonlarca lira ceza ödeyelim? Liman Başkanlığı ceza kesti, peki Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı neden yalnızca demir olduğu için ceza kesti? Biz orada hiçbir çevre kirliliği yaratmadık.
Hem gemimize müdahale etmemize izin verilmiyor hem de yanaştırılmıyor. Mülkiyet hakkımız, elde herhangi bir belge olmamasına rağmen kısıtlanıyor. İşlem yapamıyoruz, idari süreci bekliyoruz. Karadan nakil başvurularımızın sonuçlanmasını bekliyoruz.
Diyelim ki gemiyi buradan çıkardık; bu kez de çeki izni isteniyor. Buna da varız. 22 yıldır bu işi yapıyoruz. Ancak çeki izni için bilirkişi raporu gerekecek. Bu geminin delikleri var, paslı, stabilitesini kaybetmiş, hareket kabiliyeti yok, çapası yok. Hangi kurum bu gemiye “yüzebilir” raporu verecek? Çeki izni, bu gemi gidebilir demektir. Bu gemi gidemez, su alıyor. Bu gemi zar zor Demirciler’e geldi.
Bu gemi yedekte giderken batarsa ne olacak? Benim malım gitsin ama çekene zarar verecek, onu da batıracak. O zaman soruyorum: Bunun sorumluluğunu kim alacak? “Donatan sensin, sen alacaksın” diyorlar.
Bu gemiyi satma gibi bir niyetimiz yok. Hurdaya satsak 80 ton demiri var ve Aliağa’daki gemi söküm tesislerinin vereceği para 2 milyon TL’yi bile geçmez. Ben zaten bu kadar ceza ödemiş durumdayım. Geminin bana şu an ekonomik bir faydası yok ama buna rağmen sahipsiz bırakmıyorum. Çünkü kurumlar hiçbir şey yapmıyor.
Bu durumun en büyük sebeplerinden biri de belediye başkanının görev alanı dışında kalan bir konuyu üstlenmesi. Gemi sürekli çevreyi kirlettiği iddia ediliyor ancak yarattığı etkinin, bir kişinin evinde kızartma yaptıktan sonra kalan yağı lavaboya dökmesiyle oluşan çevresel zarardan bile daha az olduğu ortada. Çünkü herhangi bir sızıntı yok.
Cezaların iptali için hukuki süreci başlattık. Şu an bekliyoruz. Konu İzmir Valiliği’ne de intikal etti ve Valilik de çalışma yürütüyor. Bu gemi ya çalışmalar sırasında ikiye ayrılacak ya da orada yıllarca kalacak.
Belediye başkanı çok şey söylüyor. Buyursun bilirkişi getirsin. Kurum olarak talepte bulunsun, bilirkişi getirsin. Ben gemi sahibiyim, anlatamıyorum; benim getirdiğim bilirkişi de anlatamıyor. O zaman onların getirdiği bilirkişi anlatsın.
“Çamur at, izi kalsın” mantığı uygulanıyor. Su tankerine askeri gemi muamelesi yapılıyor. Asbestli olduğuna inanıyorlarsa, dediğim gibi uzmanlarını getirsinler, kontrol ettirsinler. Bu gemi Türkiye’de üretilmiş bir gemi ve hiçbir yalıtımı yok. Çok büyük bir gemi değil. Teknelerden çok büyük bir farkı yok; sadece bir hizmet gemisi.