Uğur Mumcu'yu anarken...

Abone Ol
Fotospor Gazetesi'nde çalışıyorum.
Sevgili meslektaşım Önder Çorlu ile birlikte Denizli'de oynanan Denizlispor-Gençlerbirliği maçındayız.
Önder fotoğraf çekti, ben de yazıları yazdım.
Dünyadan bihaber, kendimizi kaptırmışız maça, olup bitenlerden habersiziz.
Maç bitti, işimiz bitti ve Pamukkale otobüsüne bindik, İzmir'e dönüyorduk.
İzmir yolculuğu başlar başlamaz, şoför, otobüsün radyosunu açtı. Haberleri dinliyoruz.
’“Gazeteci Uğur Mumcu, kimliği belirsiz kişiler tarafından, arabasına konan bombanın patlaması sonucu katledildi.’”
Önce ’“aaaaaa’” diye bir şaşkınlık ifadesi çıktı herkesten.
Sonra gözlerimiz büyüdü, sinirlerimiz bozuldu, gözlerimizden yaşlar süzüldü.
Önder'in tansiyonu yükseldi, yüzü kıpkırmızı oldu.
Türk polisinin, katili veya katilleri en kısa zamanda yakalamasını temenni ettik.
Aradan tam 18 yıl geçti.
Hala Uğur Mumcu'nun yasını tutuyoruz. Hala katil veya katilleri arıyoruz.
İçerideki katillerin salıverildiği bir dönemde Uğur Mumcu'nun katillerinin ciddi ciddi arandığına olan inancımızı da yitirdik doğal olarak.
Nedir bu gazeteci düşmanlığı?
Gazeteci düşmanlığı dün de vardı, bugün de var.
Yarın olmayacağını kimse garanti edemez.
Öldürülemeyen gazeteciler ise hapse atılıyor.
Hapse atılamayanlar, işten attırılıyor.
Yanar dönerlere bir şey olmuyor elbette. Onlar en iyi marka yağlarını çekmeyi sürdürüyorlar.
Kömürden, nohuttan daha anlamlı avantalar vaat edilenler (milletvekilliği, bakanlık, gazetelerin yazı işleri müdürlüğü gibi) CHP'liyken AKP saflarında buluverdiler kendilerini bir gecede...
* * *
Vatanseverlerin, aydınlara saygı duyanların yaşadığı yerlerde Uğur Mumcu'yu Anma etkinlikleri düzenleniyor.
Aydınlarına sahip çıkmayı görev bilen herkes, bu etkinliklere katılmalı.
Uğur Mumcu'yu anmaktan bile korkan zamane gazetecilerinin o etkinliklerden uzak duracağını adım gibi biliyorum.
Malum, Uğur Mumcu gibi çok sayıda büyüğümüz, kardeşimiz, sadece savundukları düşünceler nedeniyle katledildi.
Şimdilerde bu işler bombasız, tüfeksiz, tabancasız yapılıyor.
Demirparmaklıklar ardına atılan gazeteciler, hala suçlarını öğrenmeye çalışıyor.
Yalvarıyorlar ’“Suçumuzu söyleyin’” diye...
Psikolojik olarak çürütülmek isteniyor Mustafa Balbay, Tuncay Özkan gibi gazeteciler...
Onları sevenler, onların düşüncelerine katılanlar ise bir çeşit duygusal işkence görüyor.
Bazı gazeteler, Balbay'ın, Özkan'ın duruşmasıyla ilgili tek satır yazmıyor. Mümkün olduğunca bu davadan uzak duruyor.
Onların istekleri, mesajları, hiç ilgilendirmiyor pek çok meslektaşını...
Belli ki birilerinin kızacağından korkuyorlar.
Bilmiyorlar ki, korkunun ecele faydası yok.
Bilmiyorlar ki, bugün Balbay'ın, Özkan'ın ’“adalet’” çığlıklarını duymazlıktan gelen, onların yaşadıklarını umursamayan, üstelik neredeyse zil takıp oynayanlar, yarın utanç duvarının altında kalacaklar.
Bu ülkede her devrin adamı olanlar, her devirde adam olanlardan o kadar çok ki...