Uğur Dink

Abone Ol
'Aslında ne Türk'üz, ne Kürd' üz, Ne Ermeni'yiz
öyle bir babamız var ki Hrant, hepimiz yetimiz'
19 Ocak akşamı Hrant'ı anma yürüyüşüne katılmak için sokağa çıktığımda İzmir'in o insafsız ayazıyla merhabalaştık. İstediğim tek şey yüreğimi ayazdan koruyabilmekti. İnsan yüreğini ayazdan koruyamaz da donmasına izin verirse yıllar önce soğukkanlı bir cinayette vurulup gitmiş adamların ardından yürüyemez ki.
Çünkü anma yürüyüşlerine gitmek için yüreğinizde ya öfke ya hüzün ya da hala daha hakkından gelinmemiş bir umut ya da bunların kombinasyonları olması gerekir ve bu duygular da sadece ayaz vurgunu olmayan yüreklerde barınabilir.
Ben yüreğimde hüzünle gittim YKM önüne. Önümde uzanan karanlık ve soğuk kente bakarken Uğur'un, Hrant'ın olmadığı kentlerin hep karanlık ve hep soğuk olacağını düşündüm. Anladım ki benim umudumun hakkından gelmiş birileri, öfke ise hiç yok; ehh o zaman sığınırsın Attila İlhan'a.
Hayat zamanda iz bırakmaz
Bir boşluğa düşersin bir boşluktan
Birikip yeniden sıçramak için
Elde var hüzün
Karlar üstünde bir kırık gözlüğü ve tabanı delik bir ayakkabıyı koynuma alıp sığındığım şiirlerin hüzünlü limanından, gök gürültüsü gibi patlayan sloganlarla ayrıldım. Herkes kaybını benim gibi yaşayacak değil ya öfkeli ve inançlı sesler 'FAŞİZME İNAT KARDEŞİMSİN HRANT' diye bağırıyordu. İçim acıdı. Katılamadım slogana. Hiçbir şeye inat değil bizim kardeşliğimiz be Hrant. Sen, ben, Uğur, Deniz, Hüseyin ve daha binlercemiz taaa Ademle Havva'nın cesaretinden bu yana kardeşiz işte. Ve ben kardeşlerimi çok özledim. Babamı özlediğim kadar çok özledim. Özlem dolu çocuk kalpler bir yere sığınmak ister. Türkülere sığındım.
Erzurum çarşı Pazar leylim aman aman
İçinde bir kız gezer oy
Nenen ölsün sarı gelin aman
Bu halk, türkülerinden bu kadar uzak düşmeseydi oğullarını bu kadar kolay katledebilir miydi acaba? En büyük acı karşısında en şiddetli bedduası 'nenen ölsün' demekten ibaret olan bu kültüre yabancılaşmasaydık kardeşlik için ille de bir ortak kök arar mıydık? Ben inanıyorum ki binlerce yıldır her kökten oğullar emziren Kibele'nin bereketli memelerinden artık sadece kan ve gözyaşı akıyorsa türkülerimizi unuttuğumuz içindir. Oysa ben inatla türkülerimizi söyleyerek avunuyorum. Kendimi türkülere bıraktığımda beş yıldır içime kazınan o yakıcı utanç; çocuğunu altı delik ayakkabıyla okula yolladığı için öğretmen tarafından uyarılan o annenin -başka hiç kimsenin üstlenmediği- o utancı siliniyor.
Düşümde seni gördüm
Ayazda yatıyordun
Koştum üstünü örttüm
Zembilimde katık var, ekmek var yiyemiyorum
Lokmalar dizilmiş boğazıma yutamıyorum
Yıldızları görsem denizi göremiyorum
Bir özgürlük çayına hasret mi öleceğiz.
Sloganlar her zaman türküleri bastırır. Kalabalık HEPİMİZ ERMENİYİZ HEPİMİZ HRANT'IZ diye haykırırken ben yine suskundum. Hrant'ın Ermeni olup olmaması umurumda değildi. Kuşkusuz bir azınlıktı Hrant. Ben o azınlığı çok iyi tanıyordum: Uğur'un, Deniz'lerin, Bedrettin'in, Madımakta yananların kardeşiydi, o azınlığa mensuptu. Ve kadar kolay değil Hrant olmak, Uğur olmak. Türküleri çok seven, Ruhi Su'nun sofrasında kadeh tokuşturan bu yiğitlerin kanı başka bir kan, kökleri başka bir köktü kim bilir nerelere uzanan. Bir keresinde şehrin karanlığında, havanın ayazında görmüştüm onları Yunus ile saz vuruyorlardı.
Ararsan Mevlayı kendinde ara
Kudüste Mekkede hacda değildir
Kalabalıktan bu kez de Kürtçe sloganlar yükseliyordu. EM HEMÜ HRANT'IN HEMÜ ERMENİ'NE. Acının dili ortak. Öyle de desen böyle de desen aynı acı işte. Mitinglerde avaz avaz bir çığlık halinde göğe yükselen bir acı. Ama bu ülke hep suskun. Gördüm ki artık Rakel suskun, Gürdal suskun. Kibele de susmuş. Bu ülkede acı suskun yaşanıyor, babalarını kaybeden çocuklar, sevgilisini yitiren kadınlar, kardeşlerini yitiren bizler ancak türkülerin fısıltısına sığınabiliyoruz. Dil, din, ırk farkı gözetmeksizin aynı cinayetlerle türkülerimizi çalıyorlar bizden; kentlerimizi karanlık ve ayaz kuşatıyor ve türküler bazen
Uğur'lar olsun Uğur'lar olsun
Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun
Bir keskin kalem, bir kırık gözlük
Yürekli yiğitlere hatıran olsun
sözleriyle bazen de sarı gelinle suskunluğu delmeye, bunların nasıl da aynı katillerin yarattığı ortak acılar olduğunu anlatmaya çalışıyor. Türkülerimizi duyamadığımız için binlerce yıldır, bazen Serez'in esnaf çarşısında yağmur çiselerken, bazen Ankara'nın taşında karlar üstünde, bazen de İstanbul'un yüksek kaldırımlarında yatıyor yiğitlerimiz.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
Yağmur çiseliyor
Miting bitti. Bir kez bile Sarı Gelin'i söylemeden bitti çünkü biz artık türkülerini yitirmiş bir halktık. Eğer bilseydik türkülerimizi, eğer o tetiği çekmeden, o fünyeyi patlatmadan, o ipi çekmeden önce bir türkü çınlasaydı çocuk katillerin kulağında; ya da eğer Nazım'ın bir zamanlar 'mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazıma! Ben, alacakaranlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim' diye diklendiğini duymuş olsaydı cellat mümkün müydü bu azalışlar?
Koynumda delik bir çift ayakkabı, kırık bir gözlükler şehrin karanlığı ve ayazında öncekinden daha da hüzünlü geri dönerken bir mahur beste çalıyordu içimde:
Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı
Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara