Üçün biri...

Abone Ol
Sepet sepet yumurta misali paket paket demokrasi sunulan halkımız yetiyordu yetmiyordu derdinden olsa gerek ki sağını solunu pek göremiyor. Hele de bazıları var ki gündemle yakından uzaktan ilgisi yok! Gündem bir yana onlar bir yana… Burada okumuş okumamış ayrımı yapmayacağım. Çünkü 29 Ekim törenlerinin iptal edildiğini tören alanına gittiğinde öğrenen öğretmenlerimizin olduğu ülkemizde bir inşaatçı veya tarım işçisinden çok şey beklememiz doğru olmaz. Fakat bu arada zar zor bir ilkokul diploması alabilmiş kimi insanların edindikleri hayat tecrübesi sayesinde master yapan kimi akademisyenlerin bile ağzını açık bırakabildiğini de hatırlatmakta fayda görüyorum. Neyse konumuz; okumuş okumamış, bilmiş bilmemiş değil!
Anlamadım. Anlayamıyorum. 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana yenilmeyen ve aksine gün geçtikçe daha da güçlenen Ak Parti iktidarının bu millete ne verdiğini hala anlamış değilim. Benim uzayıp giden yollar için söyleyecek bir sözüm yok belki ama kaybolup giden yıllar için edeceğim tonla sitem var! Duble yollar, hızlı trenler bir yana yaşanan duble mutsuzluklar içimi acıtıyor.
Örneğin Van. Hem deprem günü hem deprem sonrası yaşananlar yüzünden hala şaşkınım/şaşkınız. Çoğu canı kurtaramadığımız gibi kurtarabildiklerimizi de teker teker kaybediyoruz. Ak Parti'li Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay 'Ocak ayına kadar Van'da çadır kalmayacak' dedi. Sayın Atalay galiba haklı… Van bu hızla yanmaya devam ederse Van'da çadır da kalmayacak çadırda yaşayan insanlarda…
Atanamayan Öğretmenler mesela… Aslında intihar vakaları artarsa böyle bir sorun da kalmayacak. Buda bir çözüm değil mi ya? Fakat Ak Parti'li Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer meseleye farklı bir çözüm getirerek 'Öğretmenler başka iş bulsunlar' dedi. Sayın Bakan haklı fakat Öğretmenler zaten iş bulmuşlardı. Yani kimi çaycı kimi pazarcıydı. Ve Bakan Dinçer'in bilmediği/bilemediği bir şey vardı. Atanamayan Öğretmenler iş bulup para kazanmaktan ziyade sadece ve sadece büyük umutlarla hazırlandıkları o kutsal mesleği icra etmek derdindeydi.
Ha bir de Ergenekon, Balyoz derken dalga dalga yayılan operasyonlar var. Uzayan demek hafif kalır; destanlaşan tutukluluk süreleri de cabası… Yargının 'Yargıla-ma!' hali yüzünden zor günler geçiren insanların sayısı her geçen gün artıyor ve dört seneyi geçen tutukluluk süreleri de belki yeni bir dünya rekoruna koşuyor.
Kadına pozitif ayrımcılık beklerken kadına şiddet için açıklanan rakamlar dünü mumla aratıyor. Basın desen evlere şenlik! Sözüm meclisten dışarı öyle gazeteciler var ki gazinolarda çalan kemancılara döndüler. Kimden bahşiş aldılar ona çalıp ona söylüyorlar.
Parasız eğitim isteyen öğrenciler coplanıp hapse tıkılırken Habur'dan giriş yapan teröristler ısrarla pişman değilim demelerine rağmen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalandı. Öğrencilerin en fazla İşkenceye maruz kalan kesim olduğunu üzülerek öğrendik. Öte yandan Cumhuriyet tarihinin gelmiş geçmiş en önemli özelleştirmelerine şahit olduk. Elde avuçta ne varsa özelleştirdik. Özelleştirdik derken bize özel olmadı. Arap, İngiliz, Alman gibi önümüze gelene verdik. Hatta beğenmediğimiz İsrail ve Fransa'ya bile verdik. Mazota gübreye hiç girmeyelim. Yoksa işin içinden çıkamayız.
Anlayacağınız bir güzel açılıp saçıldık. Bana öyle geliyor ki şimdi ne Türkiye eski Türkiye ne de millet aynı millet! Ve bu kadarıyla yetinileceğini de hiç sanmıyorum. Bir süredir 2014 üzerine yapılan tespit ve değerlendirmelere Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi'de katıldı. Tanrıverdi çok net olmamakla birlikte 2014 seçimlerinde milletin önüne 3 sandık birden konulabileceğine yönelik değerlendirmelerde bulundu. Şimdi herkes bunu konuşuyor. 'İyi mi olur, kötü mü?' Bunu merak ediyorlar. Fena olmaz herhalde ama burada asıl önemli olan şu: 'Acaba üçün biri kime kalacak?'