Tut elimden

Abone Ol

İnsanlık tarihinin ilk sayfalarına baktığımızda karşımıza çıkan gerçek basittir: Yaşamı kuran kadınlardır.

Toprağı işleyen, tohumu koruyan, bilgiyi aktaran, üretimi örgütleyen kadınlar…

Çünkü tarihin o eski dönemlerinde mesele iktidar değil yaşamın devamlılığıydı.

Sonra tarih başka bir yola saptı.

Kolektif yaşam yerini bireysel mülkiyete bıraktı.

Savaşlar büyüdü.

İktidar sertleşti.

Ve yaşamı doğuran kadının emeği görünmez kılındı.

Sözü küçümsendi.

Varlığı sınırlandırıldı.

Ama tarih bir şeyi daha yazdı: Kadınların varlık mücadelesi.

Kadınlar hiçbir zaman sahneden tamamen çekilmedi.

Dövüldüler.

Susturuldular.

Yok sayıldılar.

Yakıldılar.

Ama asla pes etmediler. Çünkü kadınlar şunu çok iyi öğrendi: Bir kadın konuştuğunda başka bir kadın cesaret bulur.

İşte bu yüzden Karabağlar’da düzenlenen “8 Mart Kadın ve Emek” forumu yalnızca günün anlam ve önemine dayalı bir etkinlik değildi. Çok daha fazlasıydı. Ortak bir kadın emeğinin sonucuydu.

Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı (DİSK) Arzu Çerkezoğlu’nun her yaşamdan kadınla buluştuğu o salonda aslında başka bir şey konuşuldu: Kadınların hayatın içindeki görünmez ama güçlü mücadelesi.

Muzaffer İzgü Konferans Salonu o gün yalnızca bir konferans salonu değildi.

Kadınların birbirinin hikayesine dokunduğu bir buluşma yeriydi.

Şiddetin, ayrımcılığın, ekonomik baskının içinde yaşamaya çalışan ama yine de hayata dört elle sarılan kadınlardı.

O salonda anlatılan hikâyeler bu yüzden yalnızca birinin hayatı değildi. Hepimizin bildiği ve yaşadığı hikâyelerdi.

Mesela,”Elalem ne der?” diyerek büyütülen kız çocukları; henüz çocukken öğretilen hatta dayatılan toplumsal roller çok tanıdıktı.

En üzücü kısmı da yıllar içinde örülen o görünmez duvar: Öğrenilmiş çaresizlik.

Bazı hayatlarda o duvar çok daha kalın olur. Korkular, yargılar, baskılar ve yalnızlık tuğla tuğla örer o duvarı.

İşte tam da bu yüzden kadınların birbirine uzattığı el bazen sadece bir destek değil o duvarı yıkan ilk darbe olur.

Karabağlar’daki buluşma bence biraz da buydu.

Karabağlar’ın ilk kadın Belediye Başkanı Sayın Kınay ve DİSK’in ilk kadın Genel Başkanı Sayın Çerkezoğlu’nun kurduğu dayanışma dili, duvarın içindekilerle dışındakileri buluşturan bir gün ışığı gibiydi. Hem yıllarca bu tarz haberleri takip etmiş bir gazeteci-yazar olarak hem de kadını toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde güçlendiren birçok projede görev almış biri olarak konuşmaların, dinleyicilere gerçekten ulaştığını gördüm.

İki konuşmacının söylediği o en güçlü cümle belki de bu yüzden tüm salona iyi geldi: “Bizler kız kardeşiz. Birbirimizin elini bırakmayacağız.”

Kadınlar yan yana durduğunda, birbirinin elini tuttuğunda hiçbir eşitsizlik düzeni sonsuza kadar ayakta kalamaz. Buna inanıyorum. Siz de inanın. Asla yalnız değiliz, asla.

Ben kadınları bir çiçeğe değil ormana benzetiyorum bu sebeple. Geçen hafta kaleme aldığım “Çiçek değil orman” isimli yazımda da bahsettim.

Kökleri birbirine bağlı bir ormandan bahsediyorum.

Toprağın altında görünmeyen bir dayanışma ağıyla birbirine tutunan bir orman…Gökyüzüne uzanan görkemiyle hayran bırakan bir orman... Dört mevsim dimdik duran, darbe alana dalı kırılana omuz veren bir orman...

Tek tek ağaçlarla filizlenen, çoğalan ve sonunda güçlenen bir orman...

Kadın dayanışması da tam olarak budur.

Sessizdir ama güçlüdür.

Görünmezdir ama hayati bir bağdır.

Toprağın altındakiyle üstündeki kız kardeştir.

Karabağlar’da yükselen çağrı da aslında buydu.

Kadınların yalnızca hayatın içinde var olduğu değil hayatın yönünü belirlediği bir kent mücadelesi mesajı çok değerliydi. Çünkü artık herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek var.

Kadınlar hayatın her yerinde ve tüm mücadele alanlarında emekleriyle var.

Buna herkes alışacak.

Buna herkes saygı duyacak ve bunu herkes kabullenecek.

Üretimde varız.

Sokakta varız.

Siyasette varız.

Sanatta, edebiyatta, bilimde varız.

Ve kadınlar yan yana geldiğinde yalnızca birbirlerine güç vermezler.

Duvarlar yıkılır.

Sessizlik bozulur.

Cesaret çoğalır.

Bir kadın ayağa kalktığında başka bir kadın yalnız olmadığını anlar.

Bir kadın konuştuğunda başka bir kadın kendi sesini bulur.

Ve kadınlar el ele verdiğinde tarih beklemez.

Değişir.

Hayat dönüşür ve yeniden inşa edilir.

Karabağlar Belediye Başkanı Sayın Kınay’ın hem ilçesindeki kadınlar hem de kadın çalışma arkadaşları için kalem aldığı mektuplarda vurguladığı gibi “Kadınlar bir araya geldiğinde söz büyür, umut büyür, yaşam yeniden başlar.”

Bu satırlar bir duruşu simgelemektedir. Erkek egemen siyaset anlayışına da verilen güçlü bir cevaptır. Kadınların yalnızca desteklenen değil karar veren, yöneten ve söz sahibi olduğu bir kenti var etme iddiası dikkate değerdir.

Belki de bütün mesele tam olarak budur ve değişim, bir kadının başka bir kadına uzattığı o cümlede saklıdır:

“Tut elimden, örgütlen.”

Tıpkı yazının başında bahsettiğim gibi sevgi, inanç ve dayanışmayla…

Not: “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü “etkinlikleri kapsamında Karabağlar Belediyesi Meclis Salonu fuaye alanında hazırlanan “Kadınlarla Güçlü Karabağlar” sergisini de ay sonuna kadar ziyaret edebilirsiniz.