İmza kampanyalarının tüketildiği, "tık aktivizmi" adı verilen dijital eylemlerin çoğu zaman bir vicdan rahatlatma mekanizmasına dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz. Bir ekrana dokunarak gezegeni kurtardığımızı sanmanın illüzyonuyla yüzleşmek kaçınılmaz. Ancak bazen öyle bir eşiğe gelinir ki, atılan her imza bir istatistik olmaktan çıkıp kamusal bir çığlığa, göz ardı edilemeyecek bir irade beyanına dönüşür.
Greenpeace’in "Türkiye Plastik Çöplüğü Olmasın" kampanyası, tam da böyle bir eşikte duruyor.
Avrupa’nın kendi sınırları içinde geri dönüştüremediği, yakmak istemediği ya da depolama maliyetlerinden kaçındığı tonlarca plastik atığın rotası ne yazık ki uzun zamandır bu topraklara kırılmış durumda. Çin’in 2018 yılında plastik atık ithalatını yasaklamasının ardından Türkiye, bir anda küresel çöp trafiğinin en büyük varış noktalarından birine dönüştü.
Peki, "geri dönüştürülecek" kılıfıyla limanlarımıza giren bu atıklar gerçekten dönüştürülüyor mu?
Saha araştırmaları, yakalanan kaçak dökümler, Çukurova’nın bereketli topraklarında veya akarsu kenarlarında yol boyu uzanan illegal plastik dağları ve kontrolsüzce yakılan çöp öbekleri aksini söylüyor. Dönüştürülemeyen, niteliksiz ve kirli plastikler; havamızı, toprağımızı ve yer altı sularımızı zehirliyor. Akdeniz’in ve Ege’nin suları, sadece kendi ürettiğimiz değil, yüzlerce, binlerce kilometre öteden ithal edilen mikroplastiklerle doluyor.
Bu durum artık sadece bir "çevre sorunu" değil; bir ekolojik adalet, gıda güvenliği ve geleceğe sahip çıkma meselesidir. Toprağımızın bereketi, soframıza gelen gıdanın temizliği ve soluduğumuz havanın kalitesi açıkça tehdit altındadır.
Greenpeace kampanyasında “Avrupa'nın plastik çöplüğüne dönen Türkiye'de, plastik atık ithalatı son 17 yılda 155 kat arttı. Plastik atıklar Türkiye'nin denizlerini, toprağını kirletiyor” diyor ve şöyle devam ediyor:
“400.000 kat fazla kimyasal… Adana’da ithal plastik atıkların gizlice boşaltıldığı ve yakıldığı arazilerde yaptığımız toprak ölçümlerinde kirlenmemiş toprağa kıyasla 400.000 kat fazla kimyasal tespit ettik. Kanser ve kalıtsal hastalıklara yol açabilen, anne sütünü bile etkileyen bu kimyasalların kararttığı hayatların geri dönüşümü yok!
Türkiye'nin plastik atık ithalatı 155 kat arttı… Eurostat'ın verilerine göre Avrupa ülkelerinden Türkiye'ye gönderilen plastik atıkların miktarı 2004'ten bu yana 155 kat arttı. Türkiye yalnızca Avrupa’dan 2021 yılında 518.080 ton plastik atık ithal etti.
Malezya, Vietnam ve Tayland kısıtladı… Önce Çin, sonra Malezya, Vietnam ve Tayland'ın plastik atık ithalatına kısıtlama getirmesiyle Türkiye Avrupa'nın yeni plastik çöp rotası haline geldi. Kendi ülkelerinde plastik kullanımına kısıtlama getiren Avrupa ülkeleri, baş edemedikleri plastik atıkları ise başka ülkelere göndererek kendi sorumluluklarından kaçıyorlar.
Sıfır Atık gelecekte plastik atığa yer yok… Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Sıfır Atık politikasıyla plastik kirliliğine karşı bir süredir mücadele ediyor. Fakat diğer yandan ülkeye girmesine izin verilen bu atıklar Türkiye'nin denizlerini ve toprağını kirletmeye devam ediyor. Tek kullanımlık plastiklerin yasaklanmasını talep ettiğimiz gibi plastik atık ithalatının da yasaklanmasını istiyoruz.”
İmzanın Ötesindeki Sorumluluk
Ben de tek başına bir imza kampanyasının kanun değiştireceğine inanmıyorum. Ancak toplumsal bir talebi kitlesel bir basınç noktasına dönüştürebilir. Politika yapıcılara, karar vericilere ve uluslararası sermayeye şu net mesajı verir: Bu topraklar, başkalarının atık yönetim başarısızlığını örtecek bir çöp sahası değildir.
"Türkiye Plastik Çöplüğü Olmasın" talebi; ithalatın tamamen yasaklanması, denetim mekanizmalarının şeffaflaştırılması ve yerel üretimde de tek kullanımlık plastiklerin kademeli olarak hayatımızdan çıkarılması için hayati bir eşiktir.
Şüphelerimizi cebimizde saklayalım ama sesimizi yükseltmekten de geri durmayalım. Çünkü bu topraklara ve gelecek kuşaklara borcumuz var.
Mücadeleye katıl, Türkiye plastik çöplüğü olmasın.