Türkiye'nin Kunta Kinte'leri SSK ve Bağkur emeklileri

Abone Ol
Başbakan R.Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada geçmişte kendisinin de bir Kunta Kinte olduğundan bahsetmişti.’¶ Başbakan bu benzetmeyi kendi iktidarlarından önce SSK ve Bağkur çalışan ve emeklilerin sağlık hizmetlerinde üçüncü sınıf yurttaş muamelesi gördüğünü hatırlatmak için vermiştir ki doğrudur iktidarları döneminde emekliler hiç olmazsa bu alanda ikinci sınıfa terfi etmişlerdir. Başbakan’’ın bile Kunta Kinte’’ler demek zorunda kaldığı çoğu SSK, Bağkur ve bir kısım Emekli Sandığı emeklilerinin durumunun açlık sınırının bile altında olduğu herkesçe bilinmekte ise de hiç bir siyasi iktidar çözüme dönük ciddi adımlar atmamaktadır.
Zaten emekliler de siyaset kurumunun çözüm kapısı olduğundan umudu kesmiş mahkemelerden medet ummaktadırlar. Sayıları yedi milyon civarındaki emeklilerin şimdilerdeki umut kapısı Ankara 5. İş Mahkemesi’’nin yaptığı anayasaya aykırılık başvurusudur. Esasen Anayasa Mahkemesi’’nin siyasi mülahazalardan uzaklaşarak emekliler lehine karar alması durumunda bile ortadaki adaletsizlik çözüme kavuşmuş olmayacaktır.
Düşününüz ki en zor zamanlarda Türkiye’’nin dertlerini sırtlamış bu kuşak, geçmişte milli gelirden çok daha yüksek pay almakta iken, çok değil bundan otuz yıl öncesine kadar emekli ikramiyesiyle bir konut alma imkanına sahip emekliler bugün çadır bile alamaz düzeye düşürülmüştür. Otuz yıl öncesinin emeklilerinin sabit fiyatlarla satın alma güçleri dört kat düşerken aradaki fark büyük sermayenin doymak bilmez kasasına akıtılmıştır.
Bugünün emeklisi durumundaki bu kuşağın çoğunluğu bir yandan çalışırarak anne baba ve kardeşlerine bakıp, öbür yandan da kendi çocuklarını yetiştiren ’“verici’” bir kuşak olduğunu da göz önüne alırsak, bu insanlara kalan kısa ömülerinde reva görülen muameleye 1800’’ler Amerika’’sının Kunta Kintesi bile uğramamıştır.
Aslında Türkiye’’de emeklilik hakkı kazanmış her emekliye de Kunta Kinte yakıştırması yapmak mümkün değildir. Toplam sekiz milyon emeklinin içerisinde %1’’i bile bulmayan bir kesim vardır ki bunlar çalışırken anayasa ve kanunlarla elde ettikleri imtiyazlardan çoğunlukla emeklilikte yararlanmaktadırlar. Mevcut imtiyazlılar düzenine dokunmamak kaydıyla bu gruba 1980 sonrasında milletvekilleri de dahil edilmiştir ki asıl dokunulmazlık alanı da budur. Esasen yüksek mahkeme, önüne gelen dava nedeniyle bu ayrıcalıkları Anayasanın 10. Maddesinde belirtilen ’“hiç kimseye ayrıcalık ve imtiyaz tanınamıyacağı’” hükmüne aykırı bularak iptal etmesi durumunda, hukuk ve adalete göre karar vermiş olacaktır.
Çoğu Emekli Sandığı mensubu ve bir kısımd a bazı bankaların özel sandıklarından emekli olan %10’’luk bir başka grup ise Türkiye ortalamasının biraz üzerinde emekli aylığı alabilseler de, emeklilerimizin %90’’ına yaklaşan büyük grubu açlık sınırının çok altında veya bir miktar üzerinde aylığa mahkum edilmişlerdir. Türkiye’’de servetin küçük bir azınlığın elinde toplandığını görmezlikten gelenler ’“canım ne yapalım şu kadar milyon işsizimiz var’” mazeretine sığınsalar da 2010 Türkiye’’sinin gerçek Kunte Kinte’’leri emeklilerdir.
1980’’li yıllarda TRT’’de beğeni ile izlediğimiz dizi kahramanı Kunta Kinte, insan olmanın verdiği doğal güçle kölelik düzenine başkaldırabilmekte bu uğurda beyazlardan bile destek görebilmekteydi. 2010 Türkiyesinin emeklileri de haksızlığa karşı, pasif reflekslerle bile lehlerine kamuoyu oluşturma imkanına sahiptirler. Unutulmamalıdır ki farkında olmasalar da doğrudan %25, etkileme alanları ile birlikte salt çoğunluğu sağlayabilecek güçteki emeklilerin bir siyasi partiyi tek başına iktidar yapabilme potansiyelleri mevcuttur.
Artık anlaşılmıştır ki, geçmişte kendisi de bir Kunta Kinte olan R.Tayyip Erdoğan beyan ettiği 2.9 milyon liralık servetiyle artık sınıf üstü bir özellik kazanmış, emeklilere hastane kapılarında sağladığı nisbi iyileştirme ve 70 liralık zammın dışında birşey verme niyetinde değildir.
Kağıt üzerinde sosyal demokrat CHP ve Baykal’’ın gündeminde ise 1982 Anayasal düzenini koruma öncelikli hedeftir. Zira Baykal, milletvekili emekliliğinin olmadığı, işsiz kaldığı için eşinin maaşıyla hem geçinip, hem de iki çocuk okuttuğu 1980’’li yılları çabuk unutmuş, Erdoğan’’dan aşağı olmadığını tahmin ettiğim serveti ile de Ankara’’nın seçkinleri arasındaki yerini aldığından bu konu onu da ilgilendirmemektedir. Bahçeli ise zaten doğuştan toprak zengini olup, onun da böyle işlerle meşgul olduğunu gören olmamıştır.
Emeklilerin sorunları ile meşgul olduklarını söyleyen bazı dernekler ise, emeklinin iradesi dışında kaynağında kesilen paraları harcamakla meşgul olup, arada bir başbakana yağ çekerek SGK’’daki yüksek ücretli yönetim kurulu üyeliklerini sağlama alma gayreti içindedirler.
İşçi Sendikası namlı kuruluşlara gelince, onlar da giderek azalan sendikalı işçinin aidatlarını tüketmekle meşgul olup, çalışırken akıllarına gelmeyen emeklilerin aidattan kesilmiş halleri ise umurlarında bile olmamaktadır.
Geriye bir tek çare kalıyor ki oda roman kahramanımız Kunta Kinte gibi davranmaktır. Temsili demokrasilerde bu davranışın karşılığı ise, örgütlenerek siyasi iktidar üzerinde baskı gücü oluşturabilmektir. Örgütlenmenin ise iki yolu vardır. Ya adam gibi sivil toplum örgütü olmak ya da doğrudan siyasal bir partiye dönüşmektir.