“Gökten düşer mi hiç elma / Kökü toprakta üç elma / Biri emek Biri barış Ve insanca dayanışma”
Cumhuriyet sonrası Türk tiyatrosunun ve muhalif müzik geleneğinin en özgün, en dik duruşlu figürlerinden biri daha sessizliğe çekildi. Bilgesu Erenus’un aramızdan ayrılışı, yalnızca bir yazarın ya da müzisyenin kaybı değil; Türkiye entelektüel tarihinin belirli bir dönemine yön veren “toplumsal sorumluluk” bilincinin ve estetik direnişin simge isimlerinden birinin sahneden çekilmesidir.
Erenus, sanatı hiçbir zaman “sanat için” bir fildişi kuleye hapsetmedi; aksine, onu toplumsal çelişkilerin, emeğin, kadın varoluşunun ve adalet arayışının tam merkezine yerleştirdi. 1970'li yılların çalkantılı politik atmosferinde yükselen sesi, dönemin pasif izleyici profilini sarsan, seyirciyi düşünmeye ve sorgulamaya davet eden Brechtvari bir anlayışın yerli ve özgün bir yansımasıydı.
Bilgesu Erenus’un oyun yazarlığı, Türk tiyatrosunda belgesel ve epik tiyatronun nitelikli örneklerini sundu. “Nereye Payidar” ile başlayan üretim yolculuğu, emeğin, sömürünün ve sermaye-birey ilişkisinin en çıplak haliyle sahneye taşınmasıydı. Onun dramaturjisi, sloganik bir ajitasyondan ziyade; tarihsel ve sosyolojik koşulları çözümleyen, katmanlı bir entelektüel derinliğe sahipti.
“Misafir” oyunuyla almancı/gurbetçi işçi gerçekliğini bir kimlik ve yabancılaşma sorunsalı olarak ele alış biçimi, toplumsal değişimleri ne kadar yakından ve incelikle okuduğunun en açık kanıtıydı. Onun kaleminde bireysel hikâyeler, daima dönemin makro-politik ve ekonomik haritasına teğet geçer, hatta o haritayı bizzat çizerdi.
Müziği Metne, Metni Eyleme Dönüştürmek
Erenus’u dönemin diğer tiyatro yazarlarından ayıran en belirgin nitelik, onun ozanlık geleneği ile çağdaş tiyatroyu harmanlama yeteneğiydi. Gitarını eline alıp söylediği her şarkı, yazdığı oyunların birer müzikal özeti ya da bağımsız birer manifestosu niteliğindeydi. Sesi, bir protestonun ham bağırtısı değil; tarihsel bilincin, hüznün ve umudun estetik bir akordu oldu.
Müziği Timur Selçuk'a ait olan Nereye Payidar, Bilgesu Erenus'un aynı isimli oyununun şarkılarından biriydi. Dolayısıyla şarkıyı her dinlediğimizde oyun yazarı olarak kendisini de hatırlamak gerek: "...nereye payidar nereye seninkiler direnişte bir sen yoksun içlerinde çıkmaz bu yol bir yere..."
Onun sanatı, Brecht'in “Sanat dünyayı yansıtan bir ayna değil, onu şekillendiren bir çekiçtir” sözünün adeta canlı bir uygulamasıydı. Ancak bu çekici vururken inceliği, şiirselliği ve insan odaklı duyarlılığı hiçbir zaman elden bırakmadı.
Günümüzde sanatın piyasa koşullarına ve hızlı tüketim nesnelerine indirgendiği bir çağda, Bilgesu Erenus’un temsil ettiği çizgi çok daha anlamlı ve aranır hale geliyor. O, omurgalı bir entelektüelin egemen söylemlere karşı nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğinin, dürüstlüğün ve tutarlılığın dersini verdi hayatı boyunca.
Bilgesu Erenus, arkasında sadece sahnede oynanacak oyunlar ya da dinlenecek besteler bırakmadı; aynı zamanda bu toprakların hafızasına kaydolmuş bir vicdan mirası bıraktı.
Evet; senarist, yazar ve şair Bilgesu Erenus 83 yaşında yaşamını yitirdi. Tiyatro edebiyatında iz bırakan, aydınlık bir Türkiye ve eşitlik, özgürlük mücadelesine her zaman omuz veren Erenus için 8 Ağustos'ta Harbiye'de tören düzenlenecek.
Işıklar içinde uyusun. Onun yazdığı replikler ve gitarından dökülen ezgiler, adalet ve özgürlük arayışının sürdüğü her sahnede yankılanmaya devam edecek.