Bugün sizlere iki kişiden bahsedeceğim. Uyarma ve doğru yola getirme görevimiz var.
Ders alıp düzelirler mi, bilemem. Ben görevimi yapayım, gerisi onların anlayışına kalmış.
Birincisi; Bülent Arınç’…’¶
Yıllardır siyasetin içinde olan, TBMM Başkanlığı ve Bakanlık gibi çok önemli görevlerde bulunan birinin, özellikle ülkenin içinde bulunduğu böyle kritik bir ortamda, daha sakin, birleştirici, yatıştırıcı konuşmalar yapması gerekir. Muhalefete, Devletin Kurumlarına ve vatandaşlarına saygılı olmak zorundadır.
Gerçek maalesef böyle değil. Özellikle seçim bölgesi Manisa’’da, ’“insan Bülent Arınç’” gidiyor, yerine ’“kurt adam’” Bülent geliyor.
Geçen yıl, Turgutlu’’da partisinin kongresinde, Süleyman Aksu adlı kendinden yaşça büyük bir partilisine yaptığı hakaretleri görünce, ben bir siyasetçi olarak çok utandım.
Ya Cuma günkü konuşması? Tam bir felaket.
Konuşan, Laik Sosyal Hukuk Cumhuriyeti’’nin seçimle işbaşına gelmiş bir bakanı değil, sanki Haçlı Ordusu’’na karşı Mekke- Medine’’yi savunan Arap Prensi.
Suçladığı ve hakarete boğduğu ordu TÜRK ORDUSU değil, sanki Haçlı Ordusu.
Gözlerdeki bu nefreti bir Bülent Arınç’’ta gördüm, bir de Gaffar Okan’’ı şehit eden Hizbullah militanlarının gözünde.
Dedesinden gelen kinle dopdolu olarak kızdığı Türk Ordusu’’na, aynen şöyle diyor:
’“Ak Parti’’yi geriletmek için şeytanın bile aklına gelmeyecek ne HERZE’’LER yendiğini hepimiz biliyoruz.’”
Bülent Bey, sizin göreviniz bildiklerinizi, ilgili kurumlarda, örneğin Milli Güvenlik Kurulu’’nda paşaların yüzüne bakarak söylemektir. Elinden oyuncağı alınmış çocuklar gibi ağlayarak dedikodu yapmak değildir.
Size iki tavsiyem var; birincisi, konuşmalarınızı lütfen Manisa’’da yapmayın.
Ya sizi gaza getiriyorlar, ya da Manisa’’da ki Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi’’nin havası sizi olumsuz etkiliyor.
İkincisi, evet güzel Manisa’’mız ’‘Şehzadeler Şehri’’dir ama siz ne şehzadesiniz, ne de vezir. Siz vatandaşın size verdiği temsil yetkisini, vatandaşınıza ve Milli Ordunuza hakaret etmek için kullanamazsınız. Millet size verdiği yetkiyi sizden geri alınca, korumasız, eskortsuz Manisa sokaklarında dolaşamazsınız.
İkinci vakamız, Yeni Asır Gazetesi Yazarı Hüseyin Kocabıyık’…
Kendisini Özer Çiller’’in danışmanı olduğu zamandan beri tanırım. Bu beyler üç kişidir, diğer ikisi; Mümtazer Türköne (Çok değerli bir bilim kadını olan ilk eşinden ayrıldıktan sonra evlendiği ikinci eşini AKP’’den milletvekili yapan, Türk Silahlı Kuvvetleri’’ne en ağır hakaretlerde bulunan, Zaman yazarı, çakma Profesör) ve Şükrü Karaca (AKP’’den aday oldu, ama seçilemedi.)
Hüseyin Kocabıyık, Ahmet Çalık’’ın satın aldığı ve Başbakan Erdoğan’’ın damadının en üst yönetici olduğu gruba bağlı YENİ ASIR Gazetesi’’nde yazıyor.
YENİ ASIR’’ın İzmir ve Ege için çok büyük önemi vardır. İzmir, Ege Bölgesi ve Yeni Asır, demokratik hayatımız için hep laikliğin, çağdaşlığın ve ilericiliğin önderi oldular. Atatürk’’ü baş tacı yaptılar.
Şu an Yeni Asır’’ı yöneten ve çalışan kardeşlerimizin fikir yapısını da çok iyi biliyoruz. Ekmek davasına sustuklarını da biliyoruz.
Ama İzmir’’i ve Ege’’yi hiç tanımayan biri, İzmirlileri ’“LÂİKÇİ TARİKAT ÜYELERİ’”, ’“DOĞRU DÜŞÜNMESİNİ BİLMEYEN İNSANLAR’” , ’“KESİN İNANÇLILIĞIN UYUŞTURUCU KONFORUNDA YAŞAMAYA’” devam eden insanlar olarak damgalamaya çalışıyor.
Hüseyin Bey, kendisine verilen görevi yapıyor. Yarın ücretini kim verirse, onun lehine yazar. Peki, gazeteyi yönetenler tirajın düştüğünün farkında değiller mi?
İnanın çok sayıda dostumun bana söylediği, ’“Gazeteyi sadece cenaze ilanları için alıyoruz’” şeklinde.
Bu ise en çok bizleri üzüyor. Hatırlıyorum, bir zamanlar Yeni Asır’’da yazan; HALUK CANSIN, MUHARREM YAŞAR BOSTANCI, ÇETİN GÜREL, ÖZDEMİR HAZAR bırakın İzmir’’i Egeyi, Türkiye’’nin gündemine otururlardı.
Ne yazdıklarını merak ettiğimizden gazeteyi geceden alırdık.
Matbaanın önünde geceleri bekleyen çok sayıda İzmirliyi hala hatırlarım.
Şimdi ne hale geldik, bırakın Yeni Asır’’ın bizlere fikir vermesini, gazetenin ithal yazarından hakaret yemeğe başladık.
Sevgili Şebnem Bursalı; senin İzmir için atan kalbin buna nasıl izin veriyor, anlayamıyorum.
H. Kocabıyık, bu şehrin bir ’“Gazeteciler Cemiyeti’” ve bir ’“Barosu’” olup olmadığını soruyor.
Haklı, ben de soruyorum. Neredesiniz?
Bu hakaretlere karşı söyleyecek bir sözünüz yok mu?
Varsa lütfen söyleyiniz. Yoksa niçin varsınız?