Televizyondaki tatil işkenceleri

Abone Ol
Dünya Kupası boyunca benim emrimde olan televizyon üzerindeki egemenliğim, turnuvanın sona ermesiyle bitti. Uzaktan kumanda, artık eşimin ellerinde.’¶
Hal böyle olunca, ister istemez ailecek eşimin seçtiği programları izlemek zorunda kaldım.
Aman yarabbim. O ne iğrenç programlar öyle! Zaman zaman sinirlendim, dahası kusacak hale geldim.
Dayanamadım, eşime çıkıştım, ’“Senin gibi kültürlü biri bu programları nasıl izler?Gözlerime inananıyorum’” diye.
Aldığım cevap ilginçti:
’“Sanki doğru dürüst bir program var da biz mi izlemiyoruz.’”
’“Evcilik Oyunu’” adlı bir program var. Adını okuyunca, çocuklara yönelik bir program sandım
Hani küçük kızların oynadığı evcilik oyunu’… Erkeklerin pek nadir katıldığı evcilik oyunu’…
Meğer koca koca insanlar, kameralar karşısında evcilik oynuyormuş.
Yuh yani’… BBG, Gelinim Olur musun, bilmem kimle izdivaç gibi Türk toplumunun yapısına hiç uymayan, benim gibi milyonlarca insanın kafasına hiç uymayan böyle bir programı yapanların aklına şaştım.
Amaçları program saatlerini doldurmak olmalı diye düşündüm.
Öyle ya, bu programların insanımıza nasıl bir katkısı olabilir?
Gençlerimize yol göstermek gibi bir misyonu mu var?
Yok, yok, yok!
Gecenin sonunda sunucu, rakamları açıklıyor.
500 bin oy kullanılmış. Cep televizyonundan mesajla değil, internet üzerinden kullanılan bu oyların yüzde 77’’si, çiftlerden birinin gitmesi yönünde tavır sergilemiş.
Yüzde 7’’si de bir çiftin programda kalmasını istemiş.
Bakar mısınız şu değerlere!
Sana ne, kim giderse gitsin.
***
Bu büyük işkenceden sonra ikincisi sıradaydı.
Demet Akalın hanımefendi, nasıl olduysa, Türk kadınının simgelerinden oluverdi.
Aynen Hülya Avşar, Sibel Can gibi’…
Yaşadığı aylık, haftalık, hatta günlük aşkları dışında bir özelliği mi var üç beş şarkı söylemekten başka yeteneği olmayan bu kadının?
Meğer Demet Hanım, eşi Önder Bekensir ile program yapıyormuş.
Gözlerime inanamadım.
’“Benim konser paralarımı iç etti’” deyip Önder Bey’’e boşanma davası açan bu kadın değil mi?
Hemen ardından davayı geri çekip mutluluğun fotoğraflarını çektiren de aynı kadın değil mi?
Ve aynı kadın, ikinci kez boşanmak için avukatına talimat verdi.
Buyurun buradan yakın.
Böyle bir kadın, Türk kadınına evlilik konusunda nasıl örnek olabilir, birisi bana izah etsin lütfen.
Demet Hanım’’a ekran karşısında sırıta sırıta mutluluk yalarları söylemesine izin verenleri şiddetle kınıyorum.
***
Halime siz de üzüldünüz dostlar, biliyorum, ama durun işkence bitmedi daha’…
Bir de ’“Yemekteyiz’” adlı programa takılmak zorunda kaldım sevgili zevcem yüzünden.
Biraz da onlardan söz edeyim.
Yahu, adamlar, kadınlar birbirinden güzel yemekler yapıyorlar.
Ekran karşısında otururken benim bile ağzımın suyu akıyor ama yapacak bir şey yok. Kebapçı kedisi gibi yalanıp duruyorum.
Eşime oradaki yemeklerden siparişler veriyorum.
O da ne?Konuklar, yiyorlar içiyorlar, sonra çamur atma faslı başlıyor.
Efendim, siyah masa örtüsü hiç olmamış. Tuzu azmış. Ben tereyağ sevmem, o yüzden pilavdan bir kaşık bile alamadım. Sofradan aç kalktım, falan filan’…
Türk mutfağının tanıtımı açısından güzel bir programa benzese de, programın yarışma formatı gereği yarışmacıların birbirlerine çamur atmaları, o lezzetli yemeklere gölge düşürüyor.
Onlar birbirine çamur attıkça, ’“O yemekleri bana gönderin, ben yerim’” demekten kendimi alamadım.
***
Acun Ilıca’’nın ’“Var mısın, yok musun’” programının dostları, Survivor’’da nasıl birbirlerine düşmüşler, hayretler içinde kaldım.
Para uğruna insanlar babalarını bile tanımıyor.
Ya Türkçe fakiri Asuman Krause’’nin programında yılanlarla böceklerle mücadele etmek zorunda kalan, ağlaya zırlaya yarışanlara da ’“yuh’” diyorum.
Yarışmada onlar, ekran başında bizler işkence görüyoruz. Değer mi be birader?
***
Benim gibi eşiyle birlikte televizyon seyretmek zorunda kalan tüm erkeklere, ’“işkencesiz tatiller’” diliyorum.