Tehlikeli etiketler

Abone Ol
Severim geçmişten konuşmayı ben... Bu özelliğimden midir bilinmez; ilkokul yıllarımdaki arkadaşlarımla bile zaman zaman bir araya geliriz. O günlerden açıldı mı bir konu; kahkahalar bitmez...’¶
Dünün Kepçe Ali'si avukat, Sarı Borası Kaptan, Çikirik Ayşesi( o ne demekse) Öğretmen, Bıdıl Hüseyini de Karadeniz'de bir yerlerde kaymakam oldu.. Bana da Aksi Gülçin derlerdi... Sabah saatlerindeki sinirli halimden bu lakabı hak ettiğime inanmışımdır hep. Aynı sıraların öğrencileri yıllar sonra, sırtladıkları başka başka iş kollarını taşımanın bazen ağırlığından, bazen de keyfinden söz eder, eski günlerin de unutulmadığını zaman zaman kanıtlardık sohbetlerimizde...
Sevmem ben sıfatları.. Bir yapıştı mı.. Çıkmaz üzerinden.. Etiket gibidir... On yaşındayken komik bir sohbette öylesine sarf edilen bir söz hayatın boyunca seninle gelir her yere...
Tıpkı İzmir'e olduğu gibi... Siyasilerin seçim zamanlarında dillerinden düşürmedikleri, kim kapacak kavgasına tutulduğu İzmir de şanssızdır sıfatlar konusunda...Üzerine yapışan gavur sıfatına, bir de faşist eklendi... Oralı olmaz İzmir üzerine etiket gibi yapışan bu sıfatlara ... Onlar doğru olduklarına inanarak yaptıkları davranışlarının arkasında olurlar herzaman... Hangi etnik köken, hangi dinden olursa olsun beraber yaşamanın en güzel örneğini O'nlar göstermiştir oysa ki tüm Türkiye'ye...
Başörtülüsü kahvesini içerken kordonda, yanında oturup birasını içen arkadaşıyla sohbet de edebilir bu şehirde...
Gece yarılarından sonra bile sahilde yürüyen kadınlara rastlayabilirsiniz...
Canınız çok sıkkın ise vapura atlayıp, hiç bir ücret ödemeden akşama kadar Karşıya-Konak yapmanız da mümkündür martılarla beraber...
Otobüs kuyrukların da bile sohbet vardır. Hemen kaynaşılır...
Güzeldir İzmir insanı... El ele gezilebilir her semtinde, öpüşene gülümseyerek bakılabilir...
Etnik ve dini kimlik yerine insan kimliği vardır bu şehrin insanlarında... Kendisini insan olarak ifade eder...
Duruşunu hiç bozmadı İzmir... Gavur sözünü belki bin kere pişman ettirdi ima edenlere.. Faşist sözüne ise gülüp geçti sadece...
Televizyon muhabirliklerim boyunca sokak röportajları benim için ayrı önemli olmuştur. Öyle keyiflidir ki... Daha uzaktan kameramanımla beni fark eden ve mikrofona adeta saldıran İzmirliler bazen bir belediye başkanı gibi.. Bazen de bir emniyet görevlisi gibi akıl verirler yetkililere... Sorunlarını çözüm önerileri ile beraber dile getirirler.... Öyle ciddi, açıklayıcı kelimelerle ifade ederler ki... Haberi ben değil adeta onlar yapar...
"Şehirleri güzelleştiren doğal güzellikleri, mimarisi değil, insanlarıdır" sözünün altında git gide eziliyor İzmir insanı son yıllarda... O'nlar kendilerini geliştirdikleri kadar şehirlerinin de aynı oranda güzelleşmesini görememenin ezikliğini yaşıyorlar...
Üzerlerine yapıştırılan ama aldırmadıkları gavur ve faşist etiketleri, mevcut yerel yönetimlerde kendine güveni tavan yaptı sadece... "İzmir insanı bu! Faşist diyene, gavur diyene sandıkta verir cevabını" diyerek çok büyük bir yük bindirdiler sırtına aslında İzmirlilerin...
Rakip adaylarının sözlerini silah olarak kullandılar halkına... "Yatırım yapmaya ihtiyaç yok" mantığı ile yıllardır batılılaşma adına tek bir adım bile atmadılar... Arsenik kabusu yüzünden İzmirliler saatlerce kavuran sıcak altında su kuyruğunda bekledi... Yanlış yapılan metro ihalelerinin sıkıntısını yine onlar çekti... Türkiye'nin turizm pastasından bir dilimini bile zor aldılar. Limanı ise bilmeceye döndü! Bazı ilçelerinde arazileri büyük holdinglere adeta peş-keş çektiler... Ortaya çıkan alış-veriş merkezleri ise küçük esnafı yok etti...
Deniz yolu tıkalı, hava yolu budanmış bir şehir haline geldi İzmir... Adeta çıkmaz bir sokak görünümünde!
Bırakalım İzmir'e gavur demişler faşist demişler... İzmirli takılmıyor bu etiketlere... Onlar dik duruşlarına yakışan bir hizmet istiyorlar...
Sadece insanlar mı yakışmalıdır şehre... Şehirler de yakışsa daha güzel olmaz mı insana...