Taşra vasatında seyreden gündelik hayat

Abone Ol

Hayatın vasatta seyrettiği metropol iriliğinde bir kent. Taşra vasatında seyreden gündelik hayat... Elbet de İzmir'den söz ediyorum. Bu şehirde hayat sadece yavaş akmıyor, o akış aynı zamanda vasatta seyrediyor. Ve bu bezdirici vasatlığın yarattığı sorunlar enikonu bunaltıcı olmaya başladı.

İzmir, merkezi hükümetin yamuk bakışı ile yerel yönetimlerin umursamazlığı arasında sıkışıp kalmış dertli bir kenttir. Gündelik hayatı her an sıkıntıya sokabilen gelişigüzel yapılmış işler nedeniyle öfkelenmek sıradan bir durumdur, rutindir.
İzmir'de çok fazla sorun var ve bu sorunlara çözüm üretmek yerine çözümsüzlüğe bahane üretiliyor. Kent, en geniş anlamıyla kötü yönetiliyor. Ne hazindir, bütün bu olan bitene, AKP İzmir'i ele geçirmesin diye, bütün şehir, katlanıyoruz.

Evet, İzmir'de hayat yavaş akar, acelesi olmayanlar yaşar bu şehirde. Tembelliğiyle barışık tipik bir Akdeniz şehridir, fazla zorlamaya gelmez. Fakat bu sıcak iklim rehavetiyle ortaya çıkan durum, kentlinin kötü hizmet almasını gerektirmiyor.
Öte yandan, İzmir'in aldığı göçlerin yanı sıra coğrafi konumunun genişlemeye elverişsizliği sonucu yaşadığı sorunlar yetmiyormuş gibi bir de -yerel/merkezi- yönetim yetersizliği ve işlerin kasıtlı ötelenmesi, işleri iyice içinden çıkılmaz hale geliyor.

İzmir'de entelektüel hayatın derinliği yoktur. Bu durum, kimi zaman hayatı kolaylaştıran bir avantaj olabildiği gibi dezavantaja da dönüşebiliyor. Dezavantaja dönüştüğü durumların başında, siyasal yaşama yaptığı olumsuz etki geliyor. Seçimle gelen siyasilerin ve atanmışların yaptıkları işlerin gündelik yaşama olumsuz etkilerini yaşadıklarımızdan biliyoruz. Bir nitelik sorunu var. Her şeyin kolayına teşne taşra işi bir eşraf ve 'sen, ben, bizim oğlan kafası', kentin gündelik hayatına yön veriyor. Bu durumun kent yaşamına yansıması da kısaca vasatlık oluyor.

İzmir, siyasette, kent yönetiminde, iş hayatında, medyada, kültürel aktivitelerde vasatın üstüne çıkamıyor değil, çıkarılmıyor. Çünkü vasatlıktan beslenenler kente hakim durumda. Bu hakimiyet, her ne kadar birbirleriyle zaman zaman dalaşıyorlarsa da, sessiz bir mutabakatla hükmünü sürüyor.
Köşeleri tutanların yaptıklarına ettiklerine bakıyorum, abartmıyorum, yetersizlik veya çapsızlık olağanlaşmış. Bu anlamda, tam bir dayanışma içindeler.
En tepedekilerin kendi aralarında atışmalarına bakmayın, vasatlık daima ortak payda olarak durumunu koruyor.

İzmir metropol bir kent olacak. Kentsel mekanlarda yeniden yapılanan kapitalist sistem İzmir'de bu dönüşümü gerçekleştirmeye başladı. Ancak, kumda oynamayı seven İzmir'in ekabir takımı yine bildiği gibi takılıyor. Ankara bürokrasisi ve İstanbul burjuvazisi, İzmir'in önde gelenlerini ciddiye almıyor. Nasıl ciddiye alsın, onlar kendilerini ciddiye almazken!
Üretim zayıf, ar-ge neredeyse yok, tarıma dayalı üretim yetersiz, turizm oldum olası kötü, öğretim kurumları bir ölçüde varlık gösteriyor, sanat ve edebiyat vasat altında, görsel ve yazılı basın magazin düzeyinde ve yerel ölçüleri aşamıyor…
Kentte sorun var. Sorun, liyakate ve bilgiye pek ihtiyaç duyulmamasından kaynaklanıyor. Ben yaptım, oldu… Ben yazdım, oldu… Ben söyledim, oldu… Kafa bu olunca, eş dost, ahbap çavuş, hatır gönül ilişkileri belirleyici oluyor. Bir süredir vasatı bile yakalamakta zorlanan İzmir, bu kadar da kötü yönetilmeyi hak etmiyor.

Gelelim sorunun CHP boyutuna; İzmirlilerin AKP'nin politikalarına duyduğu güvensizlik nedeniyle CHP'yi desteklemesi sonucu ortaya çıkan 'eli mahkûm' durum İzmir'e çok zarar verdi.
İzmirlilerin AKP kaynaklı korku ve endişelerinin bereketini gören CHP oldukça rahat hareket ediyor. Bu rahatlık, CHP için hoş olmayan siyasi sonuçlar doğurabilir…
Özellikle metropol ilçelerde ortaya çıkan tabloda, CHP'nin yönetememekle malul kadroları fazlasıyla sırıtıyor ve hiç güven vermiyor. Bilmedikleri işleri yapmaya çalıştıkları fazlasıyla belli oluyor.
Yıllardır CHP tarafından yönetilen İzmir'de, CHP'nin yerel yönetim politikalarına dair bir fikri olan varsa çıkıp anlatsın, ben de aydınlanayım.
Ne yazık ki sosyal demokratların 'yerel yönetim modelini' oluşturmak için CHP'ye altın tepside sunulan bu eşsiz imkan hoyratça harcandı. Üstelik aynı CHP, 'Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nı savunuyor, destekliyor…
Geleceğin yerel olduğunu, kentlerin ülkelerin önüne geçtiği bir değişimin yaşandığını konuşuyoruz. Gelin görün ki, metropolde, bu doğrultuda heyecan yaratacak işler yapılmıyor, yapılacağı da yok.
Tunç Soyer'in bütün imkansızlıklara ve baskılara rağmen yaptıkları dışında umut veren bir durum yok.
İzmir'in kötü yönetimlere ve umursamazlığa tepkisinin ağır sonuçları olacağına dair her türlü emare ortaya çıkmışken bu rahatlığını anlamak mümkün değil.

Bütün bu olan bitenin ötesinde, İzmir, doğu Akdeniz'de bir cazibe merkezi olarak yeniden öne çıkmaya başladı; pist başına gelen uçak gibi... İzmir, muhtemelen, İzmirlilere rağmen gelişecek.
Gelişme kente ne getirir ne götürür pek konuşulmadığı için İzmirliler konuya yabancı… Büyükşehir bu meselenin üstünde duruyor, lakin halktan kopuk yönetim alışkanlığı nedeniyle oldukça ketum davranıyor. Yöneticiler, halkla birlikte değil de, halk adına düşünmeyi tercih ediyor.
Bilindiği gibi, katılımcılık ilkesi, sosyal demokratların gevezelik konusu olmaktan ileri gidemiyor.

Taşra vasatında seyreden hayat, şehre fazla dokunulmayacak ise, İzmirliyi bozmaz. Fakat hızlı büyüme ve yoğun göçle birlikte ortaya çıkan metropolleşme sancıları, vasat yöneticilerin bilgi ve birikimini çok aşıyor. İzmir'i süregelen anlayışla yönetmek bundan böyle pek mümkün olmayacak.
İzmir değişiyor ve bu değişim hakkında İzmirlilerin ne düşündüğü, kenti yönetenlerin umurunda değil. Halbuki değişim sürecini kimlerin yöneteceğine, 2019 seçimlerinde, İzmirliler karar verecek...