Taraflı olmak, taraftar olmak

Abone Ol

Çok yıllar geçti üzerinden, futbolda taraftarlık ve fanatizm üzerine, TÜBİTAK destekli bir araştırma yürütüyorduk. Bu nedenle sıkça tribünlere gidiyor ve gözlemlerde bulunuyorduk.

Bunlardan biri, Beşiktaş ile Galatasaray maçı idi. Ve biz de, Beşiktaş Çarşı grubunun yer aldığı tribünde yerimizi aldık.

Tribün temsilcisi ya da amigo, adı neyse, belden yukarısı çıplak bir şekilde, arkası sahaya yüzü taraftarlara dönük, sürekli slogan atıyor ve taraftarları yönetmeye çalışıyordu.

Belli bir süre sonra, istediği sonucu alamadığını düşünmüş olacak ki, tribündeki arkadaşlarını şöyle azarladı: 'Ya buraya maç seyretmeye mi geldiniz. "

Çok güzel andı araştırmacı olarak bizler için. Hemen notumuzu aldık. Fotoğraflarımızı çektik.

Maç seyretmeye mi geldiniz, maç önemli değil, taraftar olarak gerekeni yapın.

Biliyorsunuz, tribünde sinkaflı küfürler sıradandır. Epeyce bir süredir, tribünlerde kadın ve çocuk taraftar sayısı artsa da, bu türden küfürler azalmış sayılmaz.

Söz konusu maçta da, bir ara hakemin kararını beğenmeyen taraftarlar hep bir ağızdan, hakeme hitaben, "oraya geliriz, ananı ..keriz" diye slogan atmaya başladılar.
Hemen yanımızda bulunan bir genç çift vardı. Devre arasında bu genç kadına sordum, bu slogana siz de katıldınız, çok cünsiyetçi ve kadını aşağlayan sözler değil mi bunlar diye. Yanıtı, ben o sloganı atarken onun anlamını düşünmüyorum, sadece bir ritüel olarak görüyorum demişti.

Şimdi siyasetin sıcak gündemi de insanları taraflı olma ve taraftar olmaya zorluyor. Hemen herkes karşı takıma saydıroyor. Ya da kendi takımını savunuyor. Ama bunların çoğu bir görüş olmaktan ziyade, bir kanaati içeriyor.

Sosyal ve siyasal olaylara karşı tarafsız kalmak mümkün mü? Sanmıyorum. Ama tribün raraftarı olmak da şart değil.

Zaman zaman yazılarım ve paylaşımlarımın altına yorum yapan, taraftarlar, doğal olarak benim de taraflı olduğumu iddia ediyorlar.

Tarafsız değilim tabi. Ama bağımsızım. Tribünde değilim çünkü.

Ben yıllarca yerel yönetimlerdeki liyakatsızlığı, kayırmacılık ve yolsuzluk eleştirileri yaptım. Ama genel başkana göre eleştirel tavır almadım.

İsmi çok fazla öne çıkan Veli Ağbaba türü siyaseti hem Kiliçdaroğlu hem Özel döneminde eleştirdim. Yazının ilk örneğine dönersek, sahada oynanan maça duyarsız kalmadım yani.

Sadece bir iki isim değil, bir çok siyaset baronu, profesyonel hedefleri doğrultusunda saf seçerken, ben bunları saflarına göre değerlendirmedim hiç bir zaman.

Doğrusu bu adam kayırma ve yolsuzluğa yönelik profesyonel mekanizma, hiçbir zaman genel başkan değişimi ile ortadan kalkmadı.

Özlem Çerçioğlu, Burcu Köksal, Veli Ağbaba, Erdoğan Toprak, daha niceleri hem Kılıçdaroğlu hem Özel döneminin baş tacı siyasetçileri idi.

Buca Belediyesi operasyonuna bakın, henüz yargılanmadılar ve suçlu diye tanımlayamayız ama her iki genel başkanın da tercihi olan eski ve yeni başkanlar, aynı iddianamede.

Örnek çok ama tekrar hatırlatayım, 2024 yerel seçimleri için adaylar açıklandığı dakikada, duygu ve düşüncemi yazılı olarak şöyle ifade etmiştim: "Gidenlere üzülmedim, gelenlere sevinemedim. "

Peki neden tarafsız değilim. Çünkü bütün zaafiyetlerine rağmen, Özel, İmamoğlu ve Yavaş, seçmende, Saray rejimine son verebilecek bir güç olarak, görüldü. Sokaklar, meydanlar, çarşı ve pazarda umut oluştu.

Şimdi Saray'ın yargı hamlesi ve Kılıçdaroğlu'nun desteği ile mevcut iktidar can suyu buldu. Belki de Anayasa değişikliği ihtimalini yakaladı.

Yazının bu bölümümdeki cümlelerim, benim olup bitene ilişkin gözlemlerime dayanarak yaptığım yorumum.

Gelecek yazıda kitlelerdeki bu umut rüzgarının sosyolojik yorumunu yapmaya çalışacağım.