sus(a)mak...

Abone Ol
ciğerlerimden gelen havanın ses yolumda yaptığı titreşimlerle, duygu ve düşüncelerimi ifade etmekten vazgeçtim. yani, sesimi kestim soluğum kesilmesin diye!..
...
kulağımın duyabildiği, kendi titreşimlerimi... seslerimi, bir süreliğine kesmek istedim. bu; filmin kopması, elektriklerin kesilmesi gibi, mutlak ve çaresizce teslimiyet gerektirecek şekilde olmalıydı. ortamı, buna göre seçmeliydim. bu, ne özelimde ne de iş çevremde gerçekleştirebileceğim bir şeydi. bu nedenle, uzaklaşmayı seçtim.
...
'durdurun hayatı inecek var' halim, uzun bir süredir kendi içimde pişiyordu. dibimin tutmasına ramak kala, ya ateşi kapatmak ya da ateşten inmek gerektiğini farketmiştim. hayat denen şeyin, ben yaşadığım sürece ateşinin hiç sönmediğini; bazen, ateşin mum ışığı kadar azaldığı soğuk ve karanlık zamanları… bazen de, yangınlara neden olacak kadar alevlerin içimi sardığı, zamanları gördüm. ateş sönünce vücut soğuyordu. bir gün, her insan gibi mutlak ve çaresizce teslimiyet gerektirecek, bir soğuma yaşayacaktım zaten.
soğuğu sevmem. bir süreliğine, hayat akışımın standart yönünü değiştirme kararı aldım. önüme set koydum. set için taşları dizerken, çocuklar gibi coşkuluydum. suyun yön değiştirmesini izlerken, kendimi de sulara salıverdim…
aktığım yer: ayvalık
durduğum yer: cunda adası
amaç: dış sesimi kapatmak
hedef: deniz suyundan, doğal minerallerini alarak zenginleşmek
eylem:
• sabahtan akşama suda balık olmak
• cunda pazarını gezmek
• koç müzesine gitmek
• bol bol fotoğraf çekmek
• dünyaya yeni gelmiş bir bebek gibi, etrafa parlak-şaşkın gözlerle bakmak
kendi sessizliğine teslim olmanın en ideal yolu, sanırım adaya düşmek:)) ada denmesine rağmen, türkiye'nin ilk köprüsüne sahip olan; cunda adası, pek ada gibi de değil doğrusu!.. adanın pek çok sakini var; orada sürekli ikamet edenler ve belli aralıklarla adaya düşenler. bu ada, hiç tanıdık kimsenin olmaması nedeniyle benim için; gerçek bir ada!.. (ünlülerin, zaman zaman kendilerini hiç tanımayan insanların bulunduğu yerlere niçin kaçtıklarını, şimdi anlıyorum. benimki de, olsa olsa ünsüz uyumsuzluğudur!..)
üç yıl aradan sonra gelen, bu bir başınalık benim için çok kıymetli. bir iki kez iç sesim ayaklansa da, o'nu, minerali bol deniz suyuyla rahatlatıp, susturuyorum:))
deniz kumundan yaptığım, kendime kum saatimle, zamanı istediğim hızla akıtmıştım. kum taneleri tek tek düşüyordu dünyama. kaç zaman geçtiğini bilmeden, benim için bur-ada hayat; ağır ağır ve telaşsız ilerliyordu. zihnime düşerken, beni en etkileyen yeni kum tanesi; dünün adıyla: agios yannis kilisesi, bugünün adıyla: SEVİM VE NECDET H. KENT KİTAPLIĞI* idi. öteden beri, yel değirmenlerini hep sevmişimdir. koruma altına alınmış, türkiye'de gördüğüm ilk değirmen (kilise) müze. olağanüstü panoraması ve büyük bir zarafetle etrafa serpiştirilmiş tarihi parçaları ve antika aksesuarları ile; bu küçük yeldeğirmeninden kitaplığı, gidip görün lütfen!.. yeldeğirmeninden hüzünle ayrılırken, içimden sessizce geçen düşünceyi, bir kez daha tekrar etmek istiyorum: RAHMİ BEY, SEN ÇOK YAŞA!..
aktığım yer: bergama
durduğum yer: kozak yaylası
amaç: iç sesimi kapatmak
hedef: 5 milyon fıstıkla, baş başa vakit geçirmek
eylem: ne yazık ki, çooooook istememe rağmen bu isteğimi eyleme dökemedim. oysa, kozak yaylasına bağlı
17 köyü gezerken; yaylaları yaylamak ve 5 MİLYON ÇAM FISTIĞI AĞACInı dinlerken, kendi iç sesimi boşaltmaktı dileğim. bütün koşulları zorlamama ve araştırmama rağmen, ne yazık ki, kozak köylerinde konaklayacak yer olmadığı için; 'sen bu yaylaları yaylayamazsın gülüm… yaylayamazsın' fon müziği eşliğinde, akış yönümü değiştirdim.
ben ondört yıldır hiç susamamıştım, ne içimden ne de dışımdan!.. çok sıcak geçen üç yılın ardından, birden sus(a)manın yokluğunu içimde hissettim. hem dışım hem de içim sus(a)mak istiyordu. ayvalık'da dışımın, şimdi de içimin sus(a)masına yer arıyordum!..
...
aktığım yer: birgi
durduğum yer: çınaraltı
amaç: zihnimi boşaltmak
hedef: sadece gözlemlemek sadece dinlemek
eylem:
• karınca olmayı bırakıp ağustos böceği olmak
• sadece, doğal ve yerel tadları denemek
• bol bol fotoğraf çekmek
• ömrümün 1 ay olduğunu unutmayarak, keyfini çıkarmak
korna sesi çıkaran arabalar yok… zırt pırt farklı melodilerle öten telefonlar yok… sokakta görünce artık yadsımadığımız, kimsesiz kedi ve köpekler yok… doğal ve mevsimi olmayan yiyecekler yok… en enteresanı, ortalıkta pek insan da yok… kentin ve insanlarının telaşa meyli, hiiiççççç yok!.. peki, bugüne kadar kendini saklamış bu kentte, ne var öyleyse?
usulca yanınıza sokulan ve giderken de, bir gözünüzün arkada kalacağı bu yere dair, paylaşacak o kadar çok an var ki, telaşa kapılmadan bir sonraki yazıyı beklemenizi rica edeceğim…
· Sevim ve Necdet H. Kent Kitaplığı, Rahmi M. Koç Müzecilik Vakfı tarafından restore edilmiştir. Giriş ücretsizdir.
(Tur öncesine ya da sonrasına eşlik eden, limonata ve kekleri de ayrıca çok özeldir..)