Siyasette kalibre sorunu ve transferler

Abone Ol

Dünyanın hiçbir demokrasisinde böyle bir şey yoktur. Türkiye siyaset tarihinde de bu bazı örnekler olsa da bugünkü tablo ile alakası yoktu. Seçildiği partiyi, şu veya bu nedenle terk edip, başka bir partiye geçmek, sadece bireysel bir tercih değil, demokrasinin temsil özelliğini ortadan kaldırmak anlamına gelir.

Bu makam ve görevler hiçbir milletvekili ve belediye başkanının özel hayatı değildir. Kamusal bir görevdir ve temsil makamıdır. Yani keyfi tercihler alanı olarak görülmemelidir. Bu kişiler seçmeni temsilen bu makamı işgal etmektedirler.

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın 31 Mart seçim yenilgisinden sonra, Bakanlara ve makamlara, belediyeleri silkeleyin talimatından bu yana, CHP’den seçilen belediye başkanlarının tutuklananları, görevden alınanları ve iktidar partisine geçenleri hesap ettiğimizde, seçmenlerin oylarının büyük bölümünün iptal edildiği görülmektedir.

Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Ekrem İmamoğlu’nun “CHP değişirse, Türkiye değişir” sloganıyla başlattığı parti içi mücadelede yönetim değişikliği yaşandı. Bu seçmende karşılık buldu ve uzun yıllar sonra CHP, yerel seçimlerde, AKP’ye karşı net bir zafer kazandı.

Bu aynı zamanda iktidarın da değişeceğinin net bir işaret fişeği idi. Ama bunun üzerine Erdoğan, bütün devlet aygıtlarını devreye sokarak, rakibini ortadan kaldırma çabasına girdi.

CHP’li belediye başkanlarına yönelik görevden alma ve tutuklama operasyonları, Saray iktidarının tehlikeye düşmesinin bir sonucuydu. Ve bu yargı operasyonlarının bir kısmı kamuoyunda destek görse de (Uşak örneğinde olduğu gibi), çoğunda siyasi hamle olarak algılandı. Benzer iddiaların daha fazlası AKP’li belediyeler için söz konusu olduğu halde, onlara yönelik hiçbir hamlenin olmaması, bunun en tipik kanıtı.

Ya da soruşturma ve tutuklama hamlesi ile CHP’den AKP’ye transfer ile bu dosyaların ortadan kalkması da yine sürecin hukuksal olmadığını ortaya koymaktadır.

Bu baskı sürecinde CHP’den AKP’ye geçen o kadar belediye başkanı oldu ki, bu hiçbir şekilde normal değil.

Birçokları gibi Aydın Büyükşehir Belediye Başkanından sonra şimdi de Afyon Belediye Başkanının AKP’ye geçme hamlesi, bize siyasetteki kalibre sorununu da gösteriyor. Her ikisi de tecrübeli siyasetçilerdi. Önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun prensesleriydiler.

Ancak sorun Kılıçdaroğlu’na yakınlıkla ilgili değil tabi ki. Çünkü bugünkü CHP MYK ve parti kurmaylarının büyük çoğunluğu da Kılıçdaroğlu’nun dibindeydi. O gün seçimi kazansa, Bakan olarak atayacağı bazı kişiler bugün CHP seçimi kazansa yine Bakan adayı konumundalar.

Sorun, genel başkan değişince, partinin ve siyasetçi kalitesinin değişip değişmediği ile ilgili. CHP’den AKP’ye topuklayan sadece Özlem Çerçioğlu olsaydı neyse, ama Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun kankası durumundaki başkanların da durumu pek iç açıcı değil maalesef.

Unutmayalım, Çerçioğlu’nun İzmir adaylığının bile masaya geldiğini Özgür Özel kendisi anlattı. Çünkü kendisine, “seni İzmir adayı yapsak, Aydın’a kimi önerirsin” diye sorulmuş bile. Neyse ki, İzmir örgütü ve vekiller bu seçeneği benimsemeyince, Aydın’da kalmış.

Siyasette ve partilerde değişim kolay olmuyor. Daha da önemlisi siyaset tarzı o kadar yozlaştı ki, siyasetçi üreten havuzda nitelik üretmek çok zorlaştı. Havuz Zübük doldu. Himayecilik, nepotizm, mezhepçilik, bölgecilik, ihalecilikvs siyasetin esas dinamikleri. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu zamanında da aynı yöntemler işliyordu, değişim iddiası ile göreve gelen yeni yönetimde de.

Yerel seçimlerde adaylar ilan edilince, tanıdığım adayları dikkate aalarak, “gidenlere üzülmedim ama gelenlere de sevinemedim” şeklinde bir yorum yapmıştım. Bugün de aynı görüşteyim. Bir iki istisna dışında kentlerin yönetimi maalesef neoliberal anlayış ve himayecilik ilişkilerine dayanıyor.

Dolayısıyla bir gün önce, söylentiler üzerine, “asla partimden ayrılmayacağım” diye açıklama yapıp, 24 saat geçmeden rotayı AKP’ye kıran Burçu Köksal, tam da bu dönemin siyasetçisi. Ne CHP’de sırıtıyor bu karakter ne de AKP’de yadırganır.