Siyasetsiz spor - Sporsuz siyaset

Abone Ol

Son dönemde siyasetin sporun ta iliklerine kadar işlediğini görüyoruz. İktidarın yığınlar üzerindeki etkisini keşfettiği spor, artık en önemli silahlardan biri haline geldi. Eskiden sporun içine siyasetin 'S' si girdiğinde kıyamet kopardı. Ancak şimdi bu durum çok olağan karşılanır oldu.

Yandaşların kulüp sevgisi üzerinden herşeyi yürütmek, türlü vaadlerle oyları kendine döndürmek, Truva atlarını giremediğin yerlere sokup işi en kısa yoldan bitirmek olası…

Sporun günümüzde en fazla beklenti taşıyan ögesi, kuşkusuz futbol . Olimpiyat masallarıyla uyutulan, aslında, çoğunluğun sporu bir arena gösterisi olarak algılamaktan öteye gidemeyen ülkemizde, bir yandan kardeş kardeşin, intikam ateşinde yanmayı çok sevdiği , kulüp sevgisi adına yaşanan anlamsız kavgalarda kendini bulduğu, öte yandan kendi yarattığı, sektöründen geçinen uyanıkların, bir emekçinin düşlerinde bile göremeyeceği kazançları kolayca cebine indirebildiği, en silik isimlerin en büyük erke ulaşıp güç ve marka olabildiği futbol… Kara para aklayıcıların, mafyacı ağabeylerin, son dönemde de uyanık politikacıların cirit attığı futbol…

Artık şampiyonluk kupasının bile Başbakan'dan gelen talimatla verilebildiği Türkiye'de sporu hele hele futbolu siyasetten soyutlamak olası değil.

Adı 'spor' ama aslında sadece 'futbol' kulübü olan bünyelerde Türkiye'nin dalgalanan yapısında anamalcılar, kaynak yaratanların sayısı giderek düşerken, futbolcu aktarım bedelleri astromik ötesi boyutlara yükseldi. Oluşan kriz ortamı bazıları tarafından değerlendirilmeye başlandı. Bileşik kaplar örneği ortaya çıkan boşluk dolduruldu. Önce bozulan ekonomik yapıda ayakta kalan sayılı kurumlardan belediyeler devreye girdi. Ardından ağır ağabeyler futbola sızdı. Şimdi sıra politikacılarda.

Sözüm ona, futbolu temizlemek adına başlatılan soruşturmaya, siyasi erkler gizil etkileşimlerde bulununca içinden çıkılmaz bir hale geldi. Bırakın futbolu temizlemeyi yarını göremez hale geldik. UEFA'daki durumumuz ise kimsenin kestiremeyeceği bir boyuta büründü. Futbolu yönetmek adına futbol paydaşlarından oluşması gereken federasyon siyasi erklerle kuruldu. Kendi kulübünü yönetmede gösterdikleri başarı (!) UEFA'dan gelen tarihi cezayla tescillenenler ödül olarak futbolu yönetmekle görevlendirildi.

Tüm bunları uzaktan izlerken, İzmir futbolu da siyasetin etki alanına giriverdi. 1912'de kurulan Karşıyaka genel kurulunda ilk kez poltika doğrudan etkileşime girdi. Karşıyakallığı sorgulanamayacak, ancak belediye başkan adaylığı ile yeni bir kimlik edinen, İzmir'den sorumlu bakanların stat sözü ve iktidarın tam desteğiyle donandırdığı eski başkan, yeni başkan adayı, yıllardır kulübün babası olan holdinge meydan okuyarak, kendi parasal özverisinin yanısıra güçlü kaynak aktarıcıları listesine alan babanın ve belediyenin desteğinde, ama etnik söylemlerin etkisindeki karşıtını da 30 küsur oyla safdışı bırakarak seçildi.

Bu bir karşı devrim miydi? Son yılların en heyecanlı genel kurulunda Karşıyakalı'nın kendi özbenliğine sahip çıkma arzusu mu? Karşıyaka kulüp üzerinden siyasi bir etkileşime girecek mi? Ne, 'Yok olmaz öyle şey' diyenler, ne de 'Karşıyaka elden gitti' diyenler olacakları bekleyip görmeden böyle bir önyargıda bulunabilir.

Karşıyaka'ya ve İzmirliler'e yapılanlar, yapılacaklar bir lütuf olarak algılanmamalı. Yıllardır, gençliğe hizmet veren, sayısız sporcu, teknik adam yetiştiren, zamanında Kuvvacılar'ın kurduğu asırlık çınarlar sadece özvarlıklarıyla bile bunu çoktan hakediyor.

THY sanki gereksinimi varmış gibi Barcelona'ya, Manchester'a sponsor oluyor. Ancak Pınar Karşıyaka indirimli uçak bileti alamadığı için Rusya'dan rakibinden sonra dönüyor bir önceki sezon yorgunluk yüzünden çeyrek finali kaybediyor. O zaman neredeydiler acaba? Ulusal bir temsil görevi üstlenen kulübe neden birkaç bin doları çok gördünüz beyler? Şimdi mi KSK kıymetli oldu birden bire?
Sağa sola halkın vergilerinden mevduatlarından kazandıklarıyla bol keseden sponsor olan devlet bankalarının, devlet kurumlarının hiçbirinin neden İzmir takımlarının göğsünde iki satır reklamı yok?
Şampiyonluğa giden iktidar yanlısı kentlerin arkasında valiler, bakanlar, vekiller, odalar, STK'lar var da İzmir neden bugüne kadar yalnızdı?

Yıllardır emektar Alsancak'a mum olan kentte, stat konusu bir anda ayyuka çıktı. Oysa burnumuzun dibindeki Manisa'da bu iş sessiz sedasız çözümleniverdi. O zamanın il müdürü, şimdinin İzmir belediye bürokratı Murat Özel, Manisaspor'un alıp da oynatamadığı bir Afrikalı'nın parasına 19 Mayıs Stadı'na açık tribünü konduruverdi. Ardından Bülent Arınç'ın önayak olmasıyla 3 trilyonluk kaynak aktarılıp kapalı tribün de donatıldı. Oldu mu kriterler uygun stat…

Karşılığında ne AVM istendi, ne Sümerbank arazisi… Ne de 'Belediye yapsın' dendi.
Sayın bakan yurdun futbol potansiyeli en düşük yerleri de aralarında bulunan 18 stat projesini açıklarken, neden olası Avrupa şampiyonası aday kentlerinden biri olması gereken İzmir'de, Almanlar'a etütleri yaptırılmış, belediyenin desteğe,yapımını paylaşmaya hazır olduğunu vurguladığı Örnekköy'ü n adını koymadı. İzmir'i sadece girişim aşamasında gösterdi?
İzmir'e stat yapmak spora hizmetle görevli teşkilatın ve karun gibi bir servetin içinde yüzen Federsyon'un asli görevidir.

Bu serveti, yıllardır kulüp borçlarını kapatma adına, yandaş kulüplerin hayali tesis projelerine aktaranlar , federasyon seçimlerinde oy demek olan kulüp başkanlarını, taban birliklerinden, medyadan, cankuşları, kulüplerin parası demek olan federasyonun özkaynaklarıyla, yurtdışı gezilere, maç izlemeye götürme gibi ulvi (!) bir misyon üstlenenlerin ödevidir.
İnsan gibi maç izlemek, İzmir için karşılığı olan bir lütuf değil, bir haktır.
İzmir'in istediği, ne şaibeli şampiyonluklar, ne kentin bağrına, trafiğine hançer gibi saplanacak yandaşların AVM'leri karşılığında yapılacak ucuz statlardır.
İzmir'in istediği delikanlıca 'sporsuz siyaset' ve formasını ıslatarak, yetiştirerek, üreterek, çalışarak, anasının ak sütü gibi helal, 'siyasetsiz spor' dur.