Batı demokrasilerinde sivil toplum örgütlerinin önemi büyük. Bunun nedeni, örgüt gönüllülerin maddi manevi katkılarıyla ayakta durmasıdır. Bu yapılanma, onların görüşlerinin özgürce topluma iletilmesini sağlamaktadır. Gönüllü katılımcıların üyelikte devam etmeleri için kuruluşun üyelerine dönük hizmet ürünü vermesi gerekir. İnsanların beğenisini alan hizmetler yapıldıkça yeni yeni üye kazanırlar, büyürler. Üyelere dönük kabul edilebilir, beğenilen hizmetler üretemiyorsa yönetim gider, bir başka yönetim gelir.
Gelişmekte olan ülkelerde, sivil toplum örgütleri kanunla kurulmuş olup, kaynakları kanun zoru ile üyelerinden toplanan aidatlardan oluşmaktadır. Bu gibi ülkeler kanun çıkararak, Birlik, oda adları altında sözde sivil toplum örgütleri kurmuşlar, bu kuruluşlar, üyelerinin beğenisini kazanarak hizmet yerine, ’“üyelerinden daha nasıl fazla aidat almanın yollarını arar durumda’” olurlar.
2001 yılında Sayın Bülent Arınç’’ın mecliste yaptığı bir konuşmada, o tarihlerde şoförler federasyonunun başındaki zatın ayda 75,000$ (rakamı TL olarak vermişti) aldığını söylemişti. Bu oda ne yapar?Ehliyet almak için müracaat edene 50 kuruşluk dosyayı 20 Liraya satar. Yönetmelikler, şoför adayını o odaya gönderir. Şoför esnafı, adımını atsa odaya para öder. Yöneticileri siyaset yapar ama siyasete bir kovuşturması varsa ’“korunmak’” için girer. Aksi halde, aldığı o yüksek aylık ücretin yirmide birini alır siyasette. Onun için birçok sivil toplum örgütleri, dışarıdan, siyaset yapar, siyaseti ise ne şiş yansın ne kabak misali.
Türkiye’’de durum, toplumumuz ’“adı sivil toplum örgütü olan’” kuruluşlarla kuşatma altındadır. Batıda hiçbir sivil toplum kuruluşunun yöneticileri ücret almaz, yöneticiler koltuklara ölünceye kadar yapışmaya kalkmaz.
Bugün batı demokrasilerindeki tanıma uygun sivil toplum örgütü olarak TÜSİAD, İşveren Sendikaları ile İşçi Sendikalarıdır. Bu üç kuruluşa üye olmak ihtiyari, yani zorunlu değil. Bu kuruluşların gelir kaynakları kanun zoru ile toplanmıyor. Dolayısıyla ülke meselelerine, yürütmenin görüş açısından bakmak durumunda değildir. Hizmetin kaliteli olmasına, toplumun doğru bilgilendirilmenin sağlanmasına özen göstermektedirler.
Kanun zoru ile insanlarımızın, bir sivil toplum örgütüne üye yapılmasının, ’“Anayasamızın ruhuna aykırı’” olduğu unutulmamalıdır.
Temennimiz, ülkemizde de bir gün AB’’nin dayatmasından evvel, bu sivil toplum kuruluş anlayışı ve tarifinden kurtuluruz.
Saygılarımla.