CHP Genel Sekreteri Rıfat Nalbantoğlu, Menderes Belediye Başkan Vekilliği seçiminin ardından başlayan tartışmaya böyle nokta koymak istedi. Verdiği hesaba göre CHP’nin beş meclis üyesinden dördü Yeni Parti adayına oy vermiş, biri geçersiz oy kullanmıştı. AK Parti adayının aldığı on beş oyun on biri Cumhur İttifakı’ndan, ikisi bağımsızlardan, ikisi de Yeni Parti grubundan gelmişti. Nalbantoğlu rakamların tartışmaya yer bırakmadığını düşünüyor; başka bir dağılımdan söz edenleri gerçeği çarpıtmakla suçluyor, “Bu işler çoluk çocuk işi değildir” diye ekliyordu.
Ardından Şirzat Peker konuştu. Seçim sırasında CHP meclis üyesi olduğunu belirterek oyunu AK Parti lehine kullandığını açıkladı. Böylece büyük harflerle yazılan “SIFIR”, siyasi rakiplerin iddiasıyla değil, CHP listesinden seçilmiş bir meclis üyesinin kendi beyanıyla geçersiz kaldı.
Harun Bila hakkında ise birbirini tutmayan bilgiler yayımlandı. İlk haberlerde Bila’nın AK Parti adayı Asuman Şen’e oy verdiği ileri sürülüyor, kendisine atfedilen sözler de bu tercihin gerekçesi gibi sunuluyordu. Bila daha sonra geçersiz oyun kendisine ait olduğunu söyledi. CHP Sözcüsü Müslim Sarı’nın açıklaması da bu yöndeydi: Bila, parti kararına uymadığı ve geçersiz oy kullandığı için disipline sevk edilmişti.
Gizli oylamada kimin hangi pusulayı kullandığını dışarıdan belirlemek mümkün değil. Bu nedenle Bila’nın AK Parti adayına oy verip vermediğini kesin olarak bilemeyiz. Fakat Peker’in açık beyanı bile Nalbantoğlu’nun hükmünü çürütmeye yetiyor. Genel sekreterin ilk açıklamasını düzeltmesi gerekirdi. Siyasal sorumluluk, rakiplere yüksek perdeden cevap vermek kadar, hata ortaya çıktığında onu kabul etmeyi de içerir. Nalbantoğlu’nun sessizliği, Menderes’te tartışılan temsil sorununa bir de gerçekle ilişki sorununu ekledi.
KİŞİSEL HESAP, KAMUSAL YETKİ
Harun Bila, seçim öncesinde başkan vekili adayı olmak istediğini, uzlaşma sağlanamayınca başka bir ismin öne çıkarıldığını anlattı. Seçimin hemen ardından AK Parti ilçe binasındaki kutlamaya katıldı; daha sonra AK Parti yöneticilerinin Asuman Şen’e yaptığı ziyarette yeniden görüntülendi. Oyunun yönü hakkındaki tartışma sürse de bu davranışların siyasi anlamı açıktı. Bila, siyasi geleneğinin belediye yönetimini kaybettiği akşam sonucu kazananlarla kutlamayı tercih etmişti. Ardından CHP’den istifa etti.
Bir siyasetçinin aday gösterilmediği için kırılmasını anlayabiliriz. Siyasette hırs, rekabet ve hayal kırıklığı vardır. Yurttaş olarak anlamakta zorlandığımız mesele, kişisel adaylık beklentisinin seçmen tarafından verilmiş sorumluluğun önüne geçmesidir. Bila belediye meclisine bağımsız aday olarak girmedi; CHP listesinden seçildi. Kendisinin veya önerdiği kişinin başkan vekili yapılmaması üzerine başlayan tutumu, partiyle kurduğu ilişkinin niteliği hakkında ciddi sorular doğurdu. Parti, siyasal bir aidiyetten çok kariyer aracı olarak görülüyorsa adaylık gerçekleşmediğinde bağlılığın zemini de ortadan kalkıyor. Seçmen ise bu kişisel yükseliş için gereken oyu sağlayan bir kalabalığa indirgeniyor.
Bila’nın AK Parti adayına oy verdiğini söyleyemesek de adaylık beklentisini, seçim sonrasındaki davranışlarını ve birbiriyle çelişen haberleri birlikte değerlendirebiliriz. Bütün bu tablo, belediye meclisi üyeliğinin taşıdığı temsil sorumluluğuyla kişisel hesap arasındaki mesafenin ne kadar daralabildiğini gösteriyor.
Şirzat Peker’in durumu daha açık. Geçmişte MHP ilçe başkanlığı yapan Peker, CHP listesinden belediye meclisine girdi; kritik seçimde AK Parti adayını destekledi ve ardından bağımsız olarak yoluna devam edeceğini açıkladı. Kararını “Menderes’in geleceği”, ilçenin ihtiyaçları ve halkın “daha iyi hizmet alması” ile gerekçelendirdi. “Kendi siyasi iradesi” doğrultusunda hareket ettiğini de özellikle vurguladı.
Peker’in sözlerinde asıl düşündürücü olan, doğal kabul ettiği düzendir. “Daha iyi hizmet” gerekçesi, kamu kaynaklarının iktidara yakınlığa göre dağıtılabileceği varsayımına dayanıyor. Bir ilçe AK Parti yönetimine geçtiğinde daha fazla hizmet alacaksa eşit yurttaşlık ilkesi baştan terk edilmiş demektir. Peker bu eşitsizliği sorgulamak yerine Menderes’i avantajlı gördüğü tarafa geçirmeyi seçiyor. Patronaj ilişkisi böylece “ilçenin menfaati” adı altında meşruiyet kazanıyor.
Elbette bazı koşullarda bir siyasetçi, ciddi siyasi, etiknedenlerle başka bir partinin adayına oy verebilir. Peker’in sunduğu gerekçe ise kamuoyunu tatmin etmekten uzak. Bila’nın adaylık beklentisi etrafında gelişen tutumu da aynı ölçüde sorunlu. Seçmenin iradesini kişisel sermayesine çevirebilen bir siyasetçinin kadro, ihale ve kamu kaynağı kullanırken hangi sınırları koruyacağı belirsizleşir. Kamusal sorumluluk zayıfladığında çıkarlar kolayca “hizmet”, “uzlaşma” veya “ilçenin menfaati” gibi gerekçelerle örtülebilir.
SANDIKTA KAZANILAN, KADRODA KAYBEDİLEN
Menderes’in bilançosu, ilçenin büyüklüğüne göre oldukça ağır. CHP, 31 Mart 2024 seçimlerinde ilçede on sekiz belediye meclis üyesi çıkardı. Yaklaşık iki buçuk yıl içinde bu çoğunluk çözüldü. Belediye Başkanı İlkay Çiçek tutuklanarak görevden uzaklaştırıldı; üyelerin çoğunluğu Yeni Parti’ye geçti, bazıları bağımsız kaldı. Son başkan vekilliği seçiminde Cumhur İttifakı’nın on bir oyu on beşe çıktı ve belediye yönetimi el değiştirdi.
Bu dört oyun kimlerden geldiğine ilişkin kesin bir dağılım kurmak artık güç. Peker, oyunu AK Parti lehine kullandığını söylüyor. Bila geçersiz oyun kendisine ait olduğunu savunuyor. Nalbantoğlu başka bir dağılım açıklıyor. Oylama gizli yapıldığı için bu beyanların dışarıdan kanıtlanması mümkün görünmüyor. Kesin olan, CHP’nin sandıkta kazandığını, kendi listesinden seçilen kadronun çözülmesi sonucunda, kaybetmesidir.
CHP Menderes’te seçimde yenilmedi. Seçmenin kurduğu çoğunluk, onu temsil etmek üzere belirlenen kadronun dağılmasıyla ortadan kalktı. Sonucu birkaç “fire” veya kötü yönetilmiş bir başkan vekilliği seçimiyle açıklamak, aday listelerini hazırlayan düzeni gözden kaçırır.
Bugün Yeni Parti’de olduğunu düşündüğümüz aday listelerini belirleyenlerin Bila ile Peker’i hangi ölçütlerle adaylaştırdığını açıklaması gerekiyor. Siyasal geçmişleri, temsil anlayışları ve partiyle kurdukları bağ ne kadar araştırıldı? Yerel nüfuz, ilişki ağları, maddi imkânlar ve etkili kişilerin referansları adaylık kararında nasıl bir rol oynadı? Yeni yönetimin sorumluluğu da disiplin işlemleriyle sona eremez.
Nalbantoğlu, açıklamasının sonunda İzmir’in ilçelerindeki aday listelerini geçmişte şekillendirenlerin önemli bir kısmının artık CHP’de bulunmadığını söylüyordu. Bugün ortaya çıkan sorunların sorumluluğunu, adayları belirleyen önceki kadrolara yüklüyordu. Bu sözler, geçmiş dönemin kadro tercihlerine yönelik ağır bir eleştiri taşıyor. Fakat siyasal kurumlar başarılarla birlikte eski kararların sonuçlarını da devralır. Menderes’teki çözülme, listeleri hazırlayanların yanı sıra bu mirası ve başkanvekilliği seçimini yöneten bugünkü CHP’nin de sorunudur.
Menderes’te gizli oyla yaşanan bu çözülme, başka yerlerde rozet törenleriyle açıkça gerçekleşiyor. Örneğin AK Parti’nin kuruluş yıl dönümünde, 31 Mart 2024’te CHP’den seçilen Gölbaşı, Kahramankazan, Hayrabolu, Domaniç ve Eceabat belediye başkanlarına rozet takılması, seçmenin verdiği yetkinin iki buçuk yıl içinde nasıl transfer edilebildiğini açıkça gösteriyor.
2023 seçimlerinin ardından yaşanan milletvekili hareketliliği de aynı kadro sorununun parlamentodaki karşılığıdır. CHP listelerinden Meclis’e girip başka partilere, oradan iktidar blokuna yönelen isimler görüldü. İYİ Parti, Gelecek Partisi ve diğer muhalefet yapıları da benzer kayıplar yaşadı. İttifak pazarlıkları birçok kişiye toplumsal ağırlığının ötesinde temsil imkânı sağladı; onları ortak bir siyasi kültür içinde tutacak bağ ise kurulamadı.
CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan’ın ağır iddiaların ardından disipline sevk edilmesi de partilerin kriz sonrasındaki refleksleri kadar kriz öncesindeki aday değerlendirmelerini tartışmaya açıyor. Disiplin mekanizması ortaya çıkan hasarla ilgilenir; doğru kadro politikası çok daha önce, adayın listeye yazılmadan önceki günlerde başlar. Bir kişiyi krizden sonra ihraç etmek, onu hangi ölçülerle seçtiğiniz sorusunu ortadan kaldırmaz.
Otoriter bir rejimde kadro tercihindeki her yanlış normal demokratik zamanlardakinden daha da pahalıya mal olur. İktidar baskı uygularken korunma, kaynak ve kariyer imkânı da sunar. Muhalefette kalmanın maliyeti yükselir, iktidara yaklaşmanın getirisi artar. Buna karşılık partilerin, özellikle belediye meclisi listelerini hazırlarken adayların siyasal birikimini, temsil yeteneğini veya baskı karşısındaki dayanıklılığını ciddi biçimde araştırmadığı anlaşılıyor. Başkan adayının yakın çevresinde bulunmak, parti içindeki etkili bir kişinin önerisini almak, hemşerilik ya da arkadaşlık ağına dâhil olmak listeye girmek için yeterli olabiliyor.
Böyle seçilen kişilerin hangi ilkeye bağlı kalacağı, seçmene karşı nasıl bir sorumluluk hissedeceği ve kriz anında ne yapacağı baştan bilinmiyor. Makam sayesinde çevresi, serveti ve nüfuzu genişledikçe kaybedecek şeyi de çoğalıyor; iktidarın ödül ve tehdit araçlarına karşı daha kırılgan hale gelebiliyor. Muhalefetin direnme gücü, siyasal niteliği sınanmadan listelere yerleştirilen kadroların ilk ciddi basınçta göstereceği davranışa bırakılıyor.
Muhalif seçmen sadece seçim kazanabilecek lider ve aday aramıyor. Oy verdiği kişinin ilk ciddi baskıda yön değiştirmeyeceğine, kişisel beklentisini ortak iradenin önüne koymayacağına ve kamu hizmetini iktidar yakınlığının ödülü olarak görmeyeceğine inanmak istiyor. Bu güven, hatayı kabul etmeyen açıklamalarla veya kriz sonrasında verilen disiplin kararlarıyla kurulamaz. Şeffaf adaylık süreçleri, güçlü örgütsel bağlar ve uzun süre içinde sınanmış kadrolar gerekir. Muhalefeti bugünlerde zorlayan asıl soru, seçimlerde kaç makam kazandığı değil, o makamları kimlere emanet ettiğidir.