26 Mart 1989 Yerel Seçimleri’’nde gerek İnönü-Baykal arasındaki uyumlu işbirliği, gerekse örgütlerin dinamik görüntüsü SHP’’yi iktidar alternatifi parti konumuna getirmişti.’¶ Hürriyet, Milliyet, Sabah gibi yüksek tirajlı gazeteler bu başarıdaki büyük payın Baykal’’a ait olduğunu işliyor, SHP örgütleri üzerinde etkisi bilinen Cumhuriyet gazetesi ise bunun tersi bir yayın politikası izliyordu.
Özellikle Uğur Mumcu dışındaki köşe yazarlarının Baykal karşıtı yorum analizleri, zaten uyum sorunu yaşayan sol kanat üzerinde etkili oluyor ve parti içi mücadelenin de fitilini ateşliyordu.
SODEP’’in kuruluşundan itibaren siyaseti bir görevin zoraki ifası gibi gören Genel Başkan İnönü’’nün bu tavrı, potansiyel genel başkan adaylarını teyakkuz haline sokuyor, doğal olarak da hepsi Genel Sekreter Baykal’’ı en büyük rakip olarak görüyorlardı. Bu aşamada İnönü ile uyum içerisinde olduğunu düşünen Baykal bu çabaları önemsemiyor ve tüm hızıyla parti örgütlerini disipline etmeye çalışıyodu.
Seçimlerin üzerinden henüz bir hafta geçmişken basın danışmanı Atila Sertel ile birlikte metrepol belediye başkanları ile örgütten yalnızca beni, Salihli Belediyesi’’nin Kurşunlu Tesisleri’’nde 2 gün süreyle konuk eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur, genel başkanlık hedefini bizlerle paylaşıyor, bu niyetine karşılık alamayınca da, orada bulunanlara karşı tavır alıyordu. Çakmur’’un bu tavrı ilçe belediye başkanlarının ’“Salı Toplantıları’” yaparak ona karşı güçbirliğine dönüşüyor, 1991 yılında Milletvekili adaylığım sırasında da İZSU’’nun yüksek su faturalarını seçmenlere göndermek suretiyle de bana da ödettirilmiş oluyordu. Çakmur’’daki bu tutku bilahare belediyenin VIP otobüsü ile kalabalık yurt gezilerine dönüşüyor ve çok geçmeden de diğer potansiyel genel başkan adayı Murat Karayalçın’’nın da hareketlenmesine neden oluyordu
1989 yılının Eylül ayında yanına İstanbul İl Başkanı Ercan Karakaş’’ı alarak TÜSİAD Başkanı Cem Boyner’’i ziyarete giden Genel Sekreter Baykal, burada yaptığı konuşmada, ’“SHP’’den çekinmenize gerek yoktur. İktidar olduğumuzda Alman SPD’’si ile işadamlarının ilişkisi neyse bizimle de sizlerin ilişkisi aynı olacaktır.’” demiştir. SHP’’ye girmeden önce Alman SPD’’sinde de çalışmış olan Karakaş, bu sözleri Cumhuriyet gazetesi ile birlikte sol kanat sözcüsü Kemal Anadol’’a servis ediyor, gerek Cumhuriyet ve gerekse de Anadol, ’“Baykal SHP’’yi şimdiden işadamlarına pazarlıyor ve partiyi sağ’’a çekiyor’”suçlaması, Anti-Baykalcı kampanyaya dönüşüyordu.
Genel Başkan İnönü bu konuları müzakere etmek için ’“Milletvekilleri, il başkanları ve seçilmiş il temsicilerinden oluşan’” küçük kurultayı tolantıya çağırıyor. Bu toplantıda söz alan Kemal Anadol, İsmail Cem, Ertuğrul Günay, Fehmi Işıklar ve bir çok Sol kanat İl Başkanı Baykal’’ı ağır bir dille eleştiriyorlardı. Deniz Baykal yanlısı hiç bir konuşmacının söz almaması üzerine konuşma yapmamı isteyen Genel Sekreter Yardımcısı Erol Çevikçe’’nin talebi üzerine ’“TÜSİAD ziyaretini sağcılık olarak gören anlayışın çağdaş sol olamayacağını, kendi genel sekreterine hakaret içeren konuşmaları sessizce dinleyen Genel Başkan İnönü’’nün bu tutumunu da yadırgadığımı’” belirten bir konuşma yaptım.
İktidar alternatifi görülen SHP’’de bunlar yaşanırken, giderek erime sürecine girmiş iktidar partisi ANAP’’ta ise Başbakan Özal, 7.Cumhurbaşkanı Evren sonrasının hesaplarını yapmaktaydı. Muhalefet sözcüleri, yerel seçimlerde alınan sonuçlara göre ANAP çoğunluğundan oluşan bu parlemetonun Cumhurbaşkanı seçemeyeceğini, seçse bile meşru olamayacağını belirtmekteydiler. Bu eleştirilere rağmen ANAP oyları ile Cumhurbaşkanı seçilen Özal, ’“Bana alışırlar, alışırlar’” diyecek, bir müddet sonra da boykotçular dahil herkes kendisine alışmış olacaktı.
26 Mart 1989 gecesinde İktidarın en büyük adayı iken TÜSİAD ziyaretinden kavga üreten SHP’’de yeni ve daha büyük bir kavga da Kürt kökenli 7 milletvekilinin Fransa Cumhurbaşkanının eşi Daniele Mitterand’’ın himayesinde düzenlenen ’“Kürt ulusal kimliği ve İnsan Hakları’” paneline katılma istekleri üzerine patlak verecekti. Milletvekillerinin bu toplantıya katılmalarının uygun olmayacağını bildiren ve buna rağmen katılmaları üzerine de Yüksek Disiplin Kurulu’’na sevkeden İnönü’’nün bu talebi, Ekrem Bulgun Başkanlığındaki YDK’’ca kesin ihraçla sonuçlanacak, bu tarihten sonra SHP’’de de Türkiye’’de de hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı’…