Sen hep haklı çıktın!

Abone Ol
Bundan tam bir yıl önceydi. Çirkince hazırlanmış bir kaset ortalığı allak bullak etmiş ve CHP yeni bir dönemin içine girmişti. Artık birçok kişinin hak vermeye başladığı ve hatta Baykal olduğu müddetçe CHP' ye oy vermeyeceğini söyleyenlerin bile yavaş yavaş fikir değiştirdiği bir ortamda böyle bir olayın çıkması ise oldukça manidardı.
Deniz Baykal'a yönelik bu çirkin tezgahı hazırlayanlar yanılmamışlardı. Baykal bekledikleri gibi istifa etti. Sonrası malum…
Aynı oyun şimdilerde MHP üzerinde oynanıyor. Yarın Bahçeli'yi zora sokacak bir kasetin piyasaya sürüleceği bilgisi günler öncesinden verilmişti. Bahçeli'ye 'İstifa et yoksa kasetin çıkar' tehdidi yapıldı ama Bahçeli kulak asmadı. İşte bunun adı siyaset.
'Bükemediğin bileğin kasetini çıkaracaksın.'
Bunu, yani yapılanı çok iyi anlıyorum. Siyasetten kopmam için benzer bir tehdit de şahsıma yapılmıştı. Kimsenin ırzına geçmedim, kimsenin malını çalmadım ve kimsenin canına da kast etmedim. Ancak bir senedin son hamili olarak yürüttüğüm icra takibinde ilk alacaklının senet üzerindeki tahrifatı nedeniyle neden davaya dahil edildiğimi bile anlayamamışken hakkımda açılan davada delil ve tanık olmamasına rağmen sadece hakim kanaatine dayalı olarak hüküm giydim. Ve en doğal hakkım olan temyiz yoluna giderek yüksek mahkemeye başvurdum. Birileri bana haber göndererek 'İstifa et, yoksa dosyanı el altından dağıtırız' dedi. Korkum, çekintim yok ki bakın sizi zahmete sokmadan kamuoyunu ben bilgilendirdim. Ancak böyle bir çirkinliğe göz yumamazdım. Bu konuda suç duyurusunda bulundum ve ilgililer hakkında yürütülen savcılık soruşturması da halen devam ediyor.
Şimdi konuyu şahsileştirip dağıtmak istemiyorum. Fakat iş mi yani bu? Siyaseten yenemeyeceğin bir adam için 'kahpece' yollara başvurmak, 'ahlaksızca' tehditler savurmak, çirkinleşmek iş mi?
Maalesef ortalık bu gibi kirli yollara başvuran çirkin insanlardan geçilmiyor. Rıfat Serdaroğlu'nun geçtiğimiz günlerde okuduğum bir yazısında verdiği keçi ile koyun hikayesi aslında bu durumu iyi özetliyordu; 'Koyun ile Keçi yan yana gidiyorlarmış. Önlerine hendek gelmiş. Koyun hendekten atlarken kuyruğu havaya kalkmış ve kıçı görünmüş. Keçi gülmeye başlamış; Kıçın göründü, diye. Koyun bir Keçiye bakmış, bir de keçinin devamlı açıkta olan kıçına!' Bu duruma benzer bir atasözü de benden olsun: 'Bakmaz kıçının samsağına çıkar dağın yükseğine.'
Velhasıl siyaset kirli bir hal aldı. Kirli insanlar siyaseti de kendilerine benzetti. Bu gidişin bir de dönüşü olur elbet. 'Kimin kıçı ne kadar açık?' işte o zaman ortaya çıkacak. Genel seçimler sonrasında yani 13 Haziran'da siyasetin çok büyük bir hesaplaşma içerisine gireceğini düşünüyorum.
Şahsen ben birçok hesabımı o tarihe bıraktım.
İzninizle yazımda bir istifa metni paylaşmak istiyorum. Bundan bir yıl önce istifa eden Deniz Baykal'a ait bu metni Deniz Baykal'ın ağzından canlı olarak dinledim. Ağladım. Sadece ben değil birçok kişi ağladı. Bazısı sahte ağladı bazısı gerçek... Bazısı ağlamadı ama hak verdi, bazısı dinlemedi bile…
Deniz Baykal'a 'Sen hep haklı çıktın!' diye boşuna dememişler. Aşağıdaki istifa metnini okursanız bu metnin üzerinden geçen bir senede yaşanan sürecin bu metni ne kadar haklı kıldığını göreceksiniz.
'Günlerdir beklenen değerlendirmemi açıklayacağım. Bu bir kaset olayı değildir. Bir komplodur. Komplo hukuk dışı ahlak dışı bir tertip demektir. Bir komplo yaparken bazen haneye tecavüz edersiniz, duvarlara gizli kameralar yerleştirirsiniz, gizli çekimlerle insanların en korunaksız görüntülerini alırsınız, montaj yapar çarpıtırsınız. Böyle yaparken de dünyanın her yerinde bütün dinlerin, rejimlerin, ahlak anlayışlarının güvencesinde olan insanoğlunun mahremiyetine tecavüz edersiniz.
Ar, haya ve utanç bunu yapanlar için anlamını kaybeder. İnsanların şerefleri onların umurlarında değildir. Önümüzdeki komployu gerçekleştirenler bunu sapık oldukları için yada ticari kazanç sağlamak veya şantaj için yapmamış, siyaset yapmak için düzenlemiştir. Ahlaklarına uygun bir siyaset. Bu komplo bugünkü siyasi konjuktürün eseridir. Yıllardır bekletilen bir kaset yoktur. Bir kaset ele geçirilmiş değil, bir komplo imal edilmiştir. Taze iki haftalık bir komplo vardır.
Bu komplonun hedefi bir kişi değil; onun çok ötesinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin neredeyse tek başına yürüttüğü cumhuriyete, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne sahip çıkan, sivil darbe, sivil dikta rejimlerine karşı vermekte olduğu mücadelesidir. Bu komplo CHP'nin anayasa ve rejim kavgası vermekte olduğu son iki hafta içinde düzenlenmiş ve piyasa sürülmüştür. Komplo tezgahı malzemeleriyle, çekimleriyle günceldir, tazedir.
Meskene tecavüz verileri teknoloji kullanımı yoluyla tezgahlanan bu komplonun, iktidar gücü ve olanakları seferber edilmeden bir muhalefet partisi başkanına karşı bu kadar fütursuzca icra edilebilmesi mümkün değildir.
Ana muhalefet partisi liderinin hukukuna, ahlakına tecavüz eden bu kadar kaba bir komplo tezgahının iktidar zirvesinin bilgisi ve onayı olmadan son iki hafta içinde hazırlanıp piyasaya sürülmesi söz konusu bile olamaz.
Olay sonrasında sergilenen sözde iyi niyetli, hakşinas olmaya çalışan yapay tavırlar, üzüntü beyanları perde arkasındaki tezgahın suçluluğunu örtbas etmeye yetmez. Ana muhalefet liderine yönelik bu kadar kaba kanunsuzluk, bu kadar kaba ahlaksızlık bugünlerin ortamında iktidarın bilgisi ve onayı olmadan gerçekleştirilemez. Piyasaya sürülemez, komployu ayıplar gibi yapanlar aslında bizzat ayıbı işleyenlerdir. Bu çerçevede başka bir sorumlu arayışına çıkacak olanlara yardımcı olmak üzere, Amerika'dan Pensilvanya'dan aldığım üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığımı da söylemek isterim. Hukuksuz ve ahlaksız komploları temel alan, 'çok ayıp ama' diye başlayan, yorumlarla hesap sormaya siyaset düzenlemeye çalışanlara da bir sözüm var.
Ahlaksız ve hukuksuz komplolara itibar ederek, ne ahlakı ne hukuku, ne de siyaseti savunamazsınız. Komplo yapanlar zaten işlerini sizlere güvenerek yapıyorlar. Komploculuğa hayat alanı açanlar 'çok ayıp ama' diyenlerdir.
Hukuksuz ve ahlaksız komploları hazırlayanların ve onların komplolarına itibar edenlerin, dürüst ve onurlu insanların manevi cesetlerini çiğneyerek nereye kadar gidebilecekleri hep beraber göreceğiz. Bunun nasıl bir Türkiye oluşturmakta olduğunu er geç anlayacağız.
Kendinden menkul bir ahlak zabıtalığını bizzat deruhte edenlerin, insanlık tarihi boyunca Hz. Peygamber'den başlayarak günümüze kadar ne mağduriyetlere yol açtıklarını çok iyi biliyoruz. Bu tablo karşısında bana da bir görev düştüğünün farkındayım. Bu kara kampanyaya teslim olmayacağım. Bu hukuksuz ve ahlaksız komplo nedeniyle kimsenin beni sorgulamasına izin vermeyeceğim. Eğer bunun bir bedeli varsa ve bu bedel CHP Genel Başkanlığı'ndan ayrılmaksa o bedeli de ödemeye hazırım.
Benim CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa etmem hiç bir şekilde bu komploya teslim olmak ya da kaçmak anlamına gelmez. Tam tersine bu bir meydan okumadır. Bu anlayışla bugün CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa ediyorum.
Bu komplonun hedefi sadece ben değilim, aynı zamanda CHP'dir. CHP de bu kirli tezgahlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Benim istifa kararım, hem Türkiye siyasetini ve CHP'yi yeniden tanzim etmek isteyenlere bir imkan tanıyacak hem de CHP'ye bu komplo ile hesaplaşma fırsatı verecektir.
Yalansız, dürüst, cesur bir duruş sergilemek sadece benim işim olmamalıdır. Deniz Baykal'ın ve CHP'nin ötesinde bütün Türkiye olarak hepimiz hileler ve şerre dayalı kalleşlik politikasına dur demek zorundayız. Umarım tüm bu yaşananlar ve benim istifam Türkiye'de yeni bir uyanışın başlangıcı olur. İnşallah bir kez daha şerden bir hayır çıkar, hile hurda yapanlar değil dürüst ve namuslu olanlar kazanır.
Bu olayda ve bugüne kadar bütün iyi kötü günlerimde bana destek veren ve sahip çıkan her siyasi düşünceden vatandaşlarıma, CHP'nin yiğit, vefakar, fedakar örgütüne, birlikte görev yaptığım çalışma arkadaşlarıma, üzerimde emeği olan, hakkı olan tanıdığım tanımadığım bütün insanlara yaşamımın her anını anlamlı kıldıkları için teşekkür ediyorum. Ben sizlere hakkımı helal ediyorum. Siz de hakkınızı bana helal ediniz.'