Küçükçekmece Belediyesi'nin düzenlediği ve yazar Sema Maraşlı'nın konuşmacı olarak katıldığı etkinlikte, Maraşlı; 'Kadınlar erkeklerin üstünlüğünü kabul etsin.Kadının erkeğe itaati şart' dedi.
Söyleşisinde,referans olarak İslami kaynakları gösterdiği de yazılanlar arasında..
Bu da beni bu konu üzerinde düşünmeye ve yazmaya sevk etti.
Kadın ve erkek toplumun örgüsüdür… İç içe geçmiş… Temsil ettiği sınıf ise,İNSAN'dır.
Kadın ve erkek toplumu ören tuğlanın biri bir yüzü, diğeri öbür yüzüdür. Bunları birbirinden ayırmak imkansızdır.
Nihilist bir bakış açısıyla hiçliğe mahkûm ettiğimiz toplumdan elimizde kalan bu; erkek ve kadın…
İndirgemeci toplum mühendisliği çalışmaları ile toplumu ören katmanları ayrıştırıp sadece elde kalan kadın ve erkek olunca hesap ve kitaplar buna göre kurgulanıyor…Gerçek her zaman kurgunun ötesindedir…Bir kadının oluşumunda bir kadın ve bir erkek vardır.Aynı şekilde bir erkeğinkinde de bir erkek ve bir kadın…Kur'anın ifadesiyle…Bağdıküm min bağd…'Hepiniz birbirinizdensinizdir'…Bu hakikattir….
Kadın ve erkeğin yani insanın Hakikate teslimiyeti şarttır.
Erkek kadının veya kadın erkeğin zıddı değildir.
Bir kadın bir erkeğin kızı ,bir erkek bir kadının oğludur.Ayır ayırabilirsen…
Sema Maraşlı;'kadının erkeğe itaati şart'diyor,ben de soruyorum ; Hangi erkek? Which men? Eyyü racül?
Rolleri yağmalanmış,genetiği ile oynanmış,kıskançlığı hastalığa dönmüş,sorumluluk sahası kendi ehl-ü iyalinden gayrisi olmuş,ilgi alanı değişmiş,hayatının merkezi parça pinçik olmuş erkeğe mi?
Ya da öfke ve sinir anında gözünde hemen bir kadın belirip ona küfürler yağdıran erkeğe mi?
Ya da erkek olmanın; erkeklik taslamak gibi bişey olduğunu düşünen erkeğe mi?
Kadın üzerinde kavvam oluşunu kaba kuvvete indirgeyen erkeğe mi?
Ya da adam gibi boşanmayı züll kabul edip ömür boyunca kendi ve karısının çektiği yetmiyormuş gibi dışarıdaki kadınlara da başka türlü çektiren erkeğe mi?
Y a da evinde kadınıyla, kızıyla, annesiyle bir türlü iletişim kurmayı beceremediği gibi dışarıda,nerde çalışan,kendine hizmet sunan bir bayanla karşılaşsa höyküren erkeğe mi?
Ya da kendi karısı yanındayken dışarıdaki kadınların fiziki üstünlüklerinden rahatça söz edebilen yorumda dahi bulunabilen bir erkeğe mi?
Ya da din tarafından yaratılışça ayrıcalıklı kılındıklarını zannedip; kadından ne gelirse gelsin kulak tıkayan erkeğe mi?
Which man?Eyyü racül?
Hem neden…Din kulun kula kulluğunu kaldırmak için değil miydi?Yoksa dinin en büyük hedefi Tevhid değil mi…Ve bu meyanda kadın ve erkek yani insanlık muhatap değil mi?
İtaat adı altında cinsiyet farkını abartarak; erkeği kene gibi emen kadınsa başlı başına ayrı bir konudur.
Hz. Muhammed'in çağları aşan bir tavsiyesi var ,İslam tarihinin üç direği mesabesindeki kadınlardan birine:
Der ki;'Ya Fatıma sen Ali'nin hizmetçisi,Ali senin hizmetçin olsun'
Maksat evliliği kurtarmaksa bu öğütten daha güzeli var mıdır?
Veya kutsalın anlatımında olduğu gibi: gözlerini eşlerine çevirmiş ondan başkasını görmeyen eşler…'
Bunu mihenk taşı kabul ederek toplumu vurun bu mikyase?
Lütfen !..Kadını,erkeği,çoluğu çocuğu,yaşlıyı,genci,günahı bol,sevabı az olanı;yani ki hiçbir ferdi, İNSAN OLMA şerefinden ayırma gayreti içinde olmayalım.
İnsana en yakışan birinin yekdiğerine itaat etme özelliği değil, birbirine beslenilen sevgidir… Mutlak olandan dolayı mutlak sevgi…