Net hedefleri ve belirgin bir sonu olmayan, ancak geride bıraktığı enkazla tüm dünyada derin yıkımlara yol açan bir küresel kriz, nihayet sona ermek üzere gibi görünüyor. Manzara ise modern siyasetin ne kadar absürt ve öngörülemez bir tiyatroya dönüştüğünün kanıtı niteliğinde: Donald Trump, 80. yaş gününü Beyaz Saray'ın tarihi çimlerinde kurulan bir kafes dövüşü ringiyle kutlamaya hazırlanırken, her zamanki üslubuyla sosyal medya üzerinden beklenen bombayı patlattı: “İran İslam Cumhuriyeti ile anlaşma tamamlandı.”
ABD Başkanı, çatışmanın en başından beri bir anlaşmanın kapıda olduğunu iddia ediyordu. Ancak bu kez durum sadece onun iddialı retoriğinden ibaret değil. Trump’ın sözleri, bu kez İranlı yetkililer ve diplomatik mekikte kritik bir rol üstlenen arabulucu Pakistan tarafından da resmi olarak desteklendi. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Gharibabadi, varılan bu uzlaşmanın Lübnan'daki çatışma da dahil olmak üzere savaşa “derhal son verdiğini” ilan etti. İngiltere Başbakanı KeirStarmer da dahil olmak üzere dünya liderlerinden ardı ardına gelen tebrik mesajları, uluslararası kamuoyunun derin bir nefes aldığını gösteriyor.
Maskelenen Gerçekler ve Cevapsız Sorular
Manşetler barışı kutlarken, uzmanlar ve bölge halkları masada bırakılan kördüğümlere odaklanmış durumda. Geleceği gölgeleyen kritik belirsizlikler de ortada… Nükleer Anlaşmanın Akıbeti: İran’ın nükleer programı üzerindeki denetimler ve sınırlandırmalar ne olacak? Kağıt üstündeki taahhütler, sahada nükleer bir tırmanışı gerçekten engelleyebilecek mi?Hürmüz Boğazı Kontrolü: Küresel enerji ticaretinin şah damarı olan Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliği nasıl sağlanacak? Ticaret yolları üzerindeki askeri baskı tamamen kalkacak mı? İsrail'in Rolü ve Tepkisi: Bölgesel denklemin en kritik aktörlerinden biri olan İsrail, bu anlaşmanın neresinde duruyor? Tel Aviv’in güvenlik endişeleri nasıl giderilecek? Barışın Sürdürülebilirliği: Net bir ideolojik uzlaşıya dayanmayan, daha çok dönemsel çıkarların bir araya getirdiği bu ateşkes, kalıcı bir barışa dönüşebilir mi, yoksa sadece bir sonraki fırtınaya kadar sürecek geçici bir mola mı?
Aslında Trump’ın sosyal medyadaki “anlaşma tamamlandı” şovunun arkasında, aslında aylar süren, hiçbir stratejik planı olmayan ve dünyayı uçurumun kenarına getiren kanlı bir fiyasko yatıyor. Her şey, 28 Şubat Cumartesi sabahı ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve “Destansı Öfke Operasyonu” adı verilen devasa bir hava saldırısıyla başladı. Operasyonun en radikal hamlesi, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in Tahran’daki yerleşkesinde sadece bir dakika süren bir suikastle öldürülmesi oldu.
Trump bu şok saldırının İran halkına bir “ayaklanma” şansı vereceğini iddia ederken, tarihin yazdığı en aşağılık adamlardan biri olan İsrail Başbakanı Netanyahu da İranlılara “sokakları doldurun ve işi bitirin” çağrısı yapıyordu.
Ancak Batı'nın “rejim değişikliği” kumarı tam bir harabeye dönüştü. Beklenen ayaklanma gerçekleşmedi; aksine İran, bölge genelinde altyapıları hedef alan yıkıcı bir misilleme dalgası başlattı. En ağır darbe, küresel petrol arzının kalbi olan Hürmüz Boğazı'nın kapatılması oldu.
Başta İran ve Lübnan olmak üzere, İsrail ve Körfez ülkelerinde de binlerce sivil hayatını kaybetti, milyonların yaşamı kaosa sürüklendi. Trump, çatışma boyunca en az 38 kez “sonun yakın olduğunu” iddia etti. Mart sonunda rejim değişikliği ilan etse de, Nisan'daki kırılgan ateşkes bu ayın başında ABD'nin yeni hava saldırılarıyla yine bozuldu. Ve nihayet, Trump geçen hafta sonu aniden çark ederek bugünkü barış niyetini parlatmaya başladı.
Cuma günü imzalanacak belirsizlik
Dünya liderlerinin umutlu mesajlarına rağmen, bu Cuma günü İsviçre’de imzalanması beklenen mutabakat zaptının detayları tam bir muamma. Ortada kalıcı bir barıştan ziyade, zamana oynamak için tasarlanmış kırılgan bir takvim var.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Gharibabadi, bu anlaşmanın aslında 60 günlük bir ateşkes süreci olduğunu ve asıl kapsamlı anlaşmanın bu süreçte müzakere edileceğini belirtiyor.
Bölgesel denklemde durum ise oldukça çetrefilli. Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, anlaşmanın Lübnan dahil tüm askeri operasyonları kalıcı olarak bitireceğini savunuyor. Trump “İran asla nükleer silah sahibi olmayacak” dese de, uranyum zenginleştirme müzakerelerinin bu 60 güne devredilmesi güvensizliği artırıyor. Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, tarafların anlaşmadan anladığı şeylerin birbirinden tamamen farklı olduğuna dair endişelerini dile getirirken; İran içindeki radikaller (eski Cumhurbaşkanı Reisi'nin yakın çevresi dahil) masadaki metni “felaket bir teslimiyet” olarak nitelendiriyor.
Trump her ne kadar “Dünyanın gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol aksın!” şeklinde liderlik tweetleri atsa da, Hürmüz Boğazı'nın açılması lojistik bir kabusa dönüşmüş durumda. Nisan ayında İran'ın boğaza döşediği deniz mayınlarının yerleri bilinmiyor. Analistler, akıntıyla sürüklenen bu mayınların yerini İranlı yetkililerin bile bilmediğini, güvenli geçişin sağlanmasının ve küresel enerji arzının normale dönmesinin aylar alabileceğini vurguluyor. Üstelik İran devlet medyası Mehr, boğazın “İran düzenlemeleri” çerçevesinde yönetileceğini belirterek ABD ablukasının tamamen kalkmasını şart koşuyor.
Dünya Bankası, bu savaşın küresel ekonomik büyümeyi yüzde 2,5'e düşürdüğünü ve önümüzdeki ay boğaz açılsa bile küresel enflasyonun yüzde 4'e fırlayacağını öngörüyor.
Bu krizin en trajikomik yönü, cephelerin sadece düşmanlar arasında değil, müttefikler arasında da yarılması oldu. Trump, kendisine tam destek vermeyen İngiltere Başbakanı KeirStarmer’ı “Winston Churchill değil” diyerek aşağılarken, en büyük kavgayı kendisini bu savaşa sürükleyen Netanyahu ile yaşadı.
Trump’ın, Beyrut’a saldıran ırkçı faşist Netanyahu’ya arkasından “Tamamen deli. Ben olmasaydım hapisteydin, senin kıçını kurtarıyorum ama şimdi herkes senden ve İsrail'den nefret ediyor” dediği ve Netanyahu'nun muhakeme yeteneğinin olmadığını söylediği sızdı. Nitekim İsrail, bu anlaşmanın bir tarafı olmadığını belirterek sessizliğini koruyor. Bence Trump’ın nadir doğru sözlerinden biri bu herifin muhakeme yeteneksizliği…
Analistlerin de vurguladığı gibi; hem Trump hem de Netanyahu, kendi iç siyasi sıkışmışlıklarına bir kaçış yolu olarak bu savaşı başlattılar. Ancak bugün gelinen noktada bu anlaşma Netanyahu'nun koltuğunu tehdit ederken, Trump ise ülke içinde tamamen popülaritesini kaybeden bu kaostan çaresizce sıyrılmaya çalışıyor. Cuma günü İsviçre'de atılacak imzalar, dünyayı bu iki liderin kişisel ikbal kumarından kurtarmaya yetecek mi, henüz meçhul. Savaşları başlatmak genellikle tek bir karara bakar; ancak onları gerçekten bitirmek, silahlardan arındırılmış bir geleceğe herkesi ikna etmeyi gerektirir. Umarım İsrail halkı Netanyahu’dan hem kendilerini hem de dünyayı kısa sürede kurtarırlar…
Şu can alıcı soruyu sormaktan kendimi alamıyorum: Silahların susmuş olması, barışın gerçekten başladığı anlamına gelir mi? Yoksa bu, sadece yeni tip bir soğuk savaşın başlangıç düdüğü mü?