Sarayın Çatısındaki Paratöner

Abone Ol

Ülke gündemi, CHP’ye yönelik operasyona hapsolmuş durumda. Her ne kadar AKP ve MHP temsilcileri, bu olayı parti içi mesele olarak göstermeye çalışsa da, DEM, İYİ Parti, TİP ve Gelecek Parti gibi muhalefet partileri, olayı böyle değerlendirmiyor.

Yakın gelecekte seçimleri kazanma ihtimali doğduğundan beri, CHP’ye yönelik olarak çeşitli operasyonlar denendi ve denenmeye devam ediyor. Tüm devlet aygıtları ve medya da bunun içinde tabi.

CHP’de oluşan ikili yapı taraftarları, sosyal medya üzerinden ciddi kapışma içinde. Birbirlerine söylemediklerini bırakmıyorlar. Çünkü az çok herkesin kucağında yeterince taş bulunmakta.

Özel ve Kılıçdaroğlu taraftarları şeklinde olaya bakınca, sokağın, meydanların, örgüt, belediye başkanları ve milletvekilleri arasında Özel’in bariz üstünlüğü var. Kılıçdaroğlu’nu destekleyen sınırlı bir zümre hariç, büyük çoğunluk bu olayı, Sarayın oyunu olarak algılıyor ve Kılıçdaroğlu’nu da bu oyunda işbirlikçi olarak görüyor.

Sokaktaki büyük öfkeye neden olan psikoloji, Saray rejiminden kurtulma ihtimali karşısında Kılıçdaroğlu’nun bu görevi üstlenerek, umutları ortadan kaldırmak istediği yönünde.

Kitleleri “arınma” sözü ile ikna etmesi mümkün olamıyor. Bunun iki nedeni var. Birincisi, bugün partiden atmaya başladığı kişiler, kendi eski ekibi ve bunlar üç yıl önce de aynı şeyleri yapıyorlardı, eğer ortada bir suç var ise. Kaldı ki, suç var ise, bu mahkemenin işi.

Örneğin adı en fazla ön plana çıkan Veli Ağbaba, uzun yıllar kendi döneminde de “Ağa baba” idi. Öte yandan İstanbul operasyonunda görev üstlenen Gürsel Tekin de, Kılıçdaroğlu döneminin genel merkez baronlarından biriydi ve hiç de arınmış biri olarak anılmamaktadır.

Örnek çok. CHP içinde sen kirlisin, yok sen hırsızsın tartışmalarının hepsi haklı olmasa da bir karşılığı var elbette. Çünkü siyaset uzunca bir süredir, ihale ve adam kayırma işine dönmüş durumdaydı.

Peki, bunlardan AKP ve MHP muaf mı? Kesinlikle değil. Ama onlar şu anda CHP’deki taraftarların birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya dökmesini keyifle izliyorlar.

Seçmenlerin parti ve örgütleri ile ilişkileri farklı düzeylerdedir. Bazıları daha doğrudan temas halinde ve particilik yapan seçmenlerdir. Bunlar parti örgütüne gidip gelirler, kongrelere katılırlar ve olup bitenleri daha yakından izlerler. Ama daha geniş taraftar seçmen kitlesi ise, bu olayları TV ve sosyal medya üzerinden takip eder.

Bunların Kılıçdaroğlu’na yönelik öfkesinin ikinci ve asıl nedeni, arınma veya yolsuzluk iddialarının gerecek veya asılsız olması ile alakalı değil. Daha önce de yazdığımız gibi, Erdoğan rejiminden kurtulmak umudunu İmamoğlu, Özel ve Yavaş ile kazanmış bu kesim, Kılıçdaroğlu’nu bu umuda darbe yapmış kişi olarak görüyor.

Hatta üzerinden yıllar geçmesine rağmen, Ekmelledin’i hatırlıyor ve hatırlatıyor, kimisi öfke kimisi büyük bir pişmanlık ile.

Aslında Kılıçdaroğlu ve Özel dönemi, kadroları ve siyaset tarzı bakımından niteliksel bir farklılık taşımıyor. Yerel yönetimlerdeki kadrolaşma, ihale ve adam kayırma bakımından aynı dinamikler devrede.

Her iki dönemde de, genel merkezdeki üç beş baron, adayları belirliyor ve belediyelerin ihalelerine müdahale ediyorlardı. Yine bu yönetimleri, Özel’in adamları, Kılıçdaroğlu’nun hemşerisi ve arkadaşları, Veli Ağababa’nın veya Gürsel Tekin’in ya da Erdoğan Toprak veya Gürsel Erol’un adamları diye tanımlayabiliyoruz.

Sadece birkaç baron değişikliği oldu o kadar. Onların bir kısmı da Kurultay’da yanlış ata oynadıkları için konum kaybettiler. Örneğin Kılıçdaroğlu döneminde, özellikle İzmir adaylarında etkili olan Tuncay Özkan bu yeni dönemde aynı konumunu koruyamadı.

Kılıçdaroğlu döneminde de Özel yönetiminde de mezhepçilik ve bölgecilik değişkeni çok etkili bir faktör olmaya devam etti. Özellikle büyükşehirlerde belediye başkan ve meclis üyelikleri adaylıklarına bakın bunu net olarak görürsünüz.

Geçenlerde bir gazeteci sanırım bu durumu, TSE olarak tanımlamıştı. Yani Tunceli, Sivas ve Erzincan olarak. Ama Malatya da var tabi ve İmamoğlu etkisiyle başta Trabzon olmak üzere Karadenizli siyasetçiler de avantaj kazanmaya başlamıştı.

Bu tespite yüzeysel ve kimlikçi olarak bakanlar, tepki gösterebilir ama kastedilen iyi anlamak lazım. Örneğin İstanbul’da dokuz ilçede Erzincanlı aday belirlenmesi bir sorundur. Ama onlar içinde Mahir Polat da vardır ve onun doğum yerinin ya da mezhebinin önemi yoktur. Çünkü adaylığını sadece bunlarla açıklamak haksızlık olur.

Peki aynı tas aynu hamam ise, değişen neydi? Değişen, Kılıçdaroğlu’nun defalarca kaybetmesine rağmen Genel Başkanlığı bırakmak istememesi ve hatta bunda ısrar etmesine karşı tepkinin birikmesiyle, Özel ve İmamoğlu’na yönelik teveccühün yükselmesiydi.

Ayrıca bu ikili, sokakta, mitingde ve hatta TV programlarında Kılıçdaroğlu ile kıyaslanamayacak ölçüde daha etkiliydiler. Bundan umutlanan ve Erdoğan rejiminden kurtulmak için büyük bir sabırsızlık içinde olan seçmen kitlesini Kılıçdaroğlu’nun ikna etmesi mümkün değil.

O, şu anda Sarayın çatısındaki paratonere dönüşmüş durumda.