Sanma faşist olandan bir gün hesap sorulmaz!

Abone Ol
Kimse geçmişte yapılan zulümleri, baskıları, işkenceleri,katliamları unuttuk sanmasın!!! Artık yaşanmıyor mu sanıyorsunuz aynı baskı ve zulüm, aradan geçen 38 sene neyi değiştirdi?’¶ Bu Ülkenin bağımsızlık mücadelesinde önder olmuş her kişi bizim ışık kaynağımızdır.
’‘30 Mart 1972 Ülkemiz tarihinin kanlı sayfalarından biri. Devrimcileri katlederek bitireceğini sanan egemen güçlerin en büyük toplu katliamlarından birini gerçekleştirdiği kara gün. Kızıldere de katledilen ONLAR hiçbir zaman unutulmadı ve unutulmayacak ama o katliamı gerçekleştiren eli kanlı faşistler tarihin yaprakları arasında yok olup gitmeye mahkum oldular.

12 Mart 1971 muhtırasından sonra yakalanan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamlarını engellemek için 27 Mart 1972'de Ünye'deki NATO üssündeki yabancı görevlilerini kaçıran Türkiye Halk Kurtuluş Partisi - Cephesi kurucularından Mahir Çayan, Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü, Dev-Genç MYK üyesi Hüdai Arıkan, THKO'dan Cihan Alptekin, Fatsalı Nihat Yılmaz, öğretmen Ertan Sarıhan ve Ünyeli Ahmet Atasoy, iki İngiliz ve bir Kanadalı radar teknisyenini NATO üssünden kaçırdılar. Kendilerini Kızıldere'de bekleyen Dev-Genç Genel Sekreteri Sinan Kazım Özüdoğru, SBF Öğrenci Derneği yöneticisi Sabahattin Kurt, THKO'dan Ömer Ayna ve 'Hava Kuvvetleri Proleter Devrimci Örgütü'nün kurucusu olarak aranan üsteğmen Saffet Alp'le buluştular.
Grup köyün muhtarının evinde mevziilendi. Helikopter destekli güvenlik güçleri, köydekilerin ihbarı üzerine evi buldu ve kuşattı. Ağır makineli tüfekler ve (köylülerin iddialarına göre) NATO askerleri kuşatmayı destekledi. İçeridekiler, rehineleri dışarı gösterdiler fakat bilinmeyen bir sebeple güvenlik güçleri rehinelere önem vermedi. Grup lideri Mahir Çayan, güvenlik güçleriyle iletişime geçmek için çatıya çıkıp konuşma yapmıştır: Sıradan askerleri çekin üst düzeyler gelsin. Biz bu yola dönmek için değil ölmek için girdik.
Makineli tüfekler yaylım ateşine başladılar. Çatıdaki Mahir Çayan kafasına isabet eden bir mermiyle orada öldü. Geriye kalanlar savunma mevziine geçerek kapının arkasına yerleştiler. İçeri giren güvenlik görevlileri ateş açanları vurdu yaralananları da kafalarına kurşun sıkarak infaz etti. Yapılan otopside rehinelerin açılan ateş sonucu öldüğü kanıtlanmıştır. Alt kata samanlığa kaçan Ertuğrul Kürkçü dışında 30 Mart 1972 günü evdekilerin tümü öldürüldü.

Ölüm onları apansız yakalamadı. Ülkemizin uçsuz bucaksız sıra dağlarında ve ovalarında Kentlerin yoksul mahallerinde ve uğuldayan meydanlarında kuşatmalar altında ve barikatlar arkasından sömürüye zulme boyun eğmemenin onuruyla ölümün üstüne yürüdü onlar, tereddüt etmediler... ’‘Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik’’ diyerek Türkülerle, marşlarla karşıladılar ölümü özgür ve eşit bir gelecek için canımızdan bir parça koparırcasına en iyilerimizi verdik toprağa... Onlar, yaratılan devrimci değerlerin, onurun, erdemin, inancın simgeleri olarak yüreklerimizi dolduruyor, bilincimizi aydınlatıyor. Bizi kopmaz bağlarla bağlıyor devrime.

Oy dere Kızıldere
Böyle akışın nere?
Onlar biter mi sandın
Sana can vere vere
Dere bizim evimiz
Suyu alın terimiz
Söyle nedendir dere
Vurulur gençlerimiz?
Dere böyle durulmaz
Gence kurşun sıkılmaz
Sanma faşist olandan
Bir gün hesap sorulmaz