Sanat ve sanatçı

Abone Ol
Biraz orada biraz burada, biraz ondan biraz bundan televizyon kanalları arasında geziniyorum. Eğlence programlarının olduğu kanallar ışıl ışıl. Şarkılar eşliğinde sunulan ışıltıdan bir tutam alabilmek için misafir oluyorum renkli camdaki eğlence dünyasına…
Son derece zarif hanımlar, şık beyler gülücükler dağıtıyor izleyenlere. Sahne alacak sanatçıya dizilen övgülere muhteşem müzik eşlik ediyor… Oldukça alımlı bir bayan her adımda sanatının zirvesinde olduğunu anımsatan pozlarla ulaşıyor mikrofona, sanatından bir demet sunuyor izleyenlere.
Renkli camın büyüsüne kapılmak yerine, müziği fona alıp dalıyorum sanat nedir, sanatçı kime denir sorusuna bodoslama!
Sanatçı diye anılanlar bu kadar bol, sanat denen şey bu kadar rahat zikredildiğine göre fazla zorlanmadan yanıtı bulabilirim deyip, başlıyorum araştırmaya.
Öncelikle klasik tabir 'sanat sanat için midir, sanat toplum için midir' sorusunu bir kenara bırakıyorum. Tolstoy'un 'İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştır'vurgusunu anımsıyorum.
Sonra Türk Dil Kurumunun tanımlamalarını okuyorum. Sanatın karşılığında 'Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık. Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım' yazıyor.
Sanatçının ise 'Güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, eser veren kimse'olarak tanımlanıyor. Bir gözüm sözlükte, diğeri televizyonda şarkısını seslendiren sanatçıda!
Bir yandan 'ne sakıncası var sanatçı diye nitelenmesinin' diyerek tanımlamaya haklılık payı arıyorum, bir yandan da 'tanımlamadaki özelliklerin hangisine haiz ki, sanatçı vasfı kendisi için rahatça kullanılmakta' diyorum.
Zorluyorum kendimi 'belki de sahnedeki, sanatta güzeli bilimde doğruyu arayan insan ruhunun ve zekasının bir örneğidir, eksik benim algımdır' diyerek… Olmuyor… Kapkara puntolarıyla 'yaratıcılık' sözcüğü üzerime üzerime geliyor.
Öyle ya! Alışılmış, bilinen veya tekrar edilmekten bahsedilmiyor ki tanımlamada… Yaratılıcılık sözcüğünün özellikle altı çiziliyor.
Sahnede şarkı seslendirene sanatçı denecekse, yarattığı eserle belki de yüzyıllar sonrasına seslenebilecek kişiye ne denecek?
Bu bir heykeltıraş ile taş ustasının veya demir ustasının veya marangozun hiçbir farkı yok demek gibi bir şey olmuyor mu? Ortak noktaları kullandıkları materyallere biçim vermek olduğunda sorun yok ama ya yaratıcılık faktörü!
Marangozun ağaca biçim vermesi, sadece alışılmış ve bilineni tekrar etmek. Heykeltıraşın yaptığı ise alışılmışın dışında özgün eserler ortaya koymak. Yani heykeltıraşın elinde ağaç, ağaç olarak çıktığı yolda duyguların, düşüncelerin yansıtıldığı özgün eser olarak yolculuğu tamamlıyor.
Heykeltıraşla marangozun ayrı özelliklerine rağmen aynı tanımlamada buluşması normal mi? Yaratıcılık faktörü ışığında heykeltıraşa sanatçı derken, marangoza endüstriyel sanatçı yani zanaatkar demek daha doğru bir tanımlama.
Ve buradan hareketle nasıl ut çalana udî, tambur çalana tamburi, bateri çalana baterist, tiyatro yapana tiyatrocu, film çekene aktör veya aktris, şarkı söyleyene şarkıcı, türkü söyleyene türkücü demek daha doğru bir tanımlama gibi geliyor bana. Bir sanat dalınla uğraşıyor olmak, uğraşana sanatçı vasfını nasıl katar? Nerede yaratıcılık faktörü?
Bu aşamada 'sanat sanat için midir, sanat toplum için midir' sorusunu bıraktığımız yerden alalım mı? Almayalım bence… Bu soruya yanıt ararken iş oldukça karışacak lakin. Bir caddelik nefesi olmayan, sokak köşesinde unutulan besteler ile Pir Sultan'ı Dadaloğlu'nu, Âşık Veysel'i, Mahsuni Şerif'i mukayese etmemiz, Nazım ustayı, Ahmet Arif'i düşünmemiz gerekecek. Bu güzel insanların; halklarının dertlerini dert, kederlerini keder, neşelerini neşe olarak kabul ettiği ve dünyaya sadece halklarının penceresinden baktığı gerçeğine varabiliriz ve araştırma mukayese falan derken sıkıntı verebilir.
Herhangi bir iş ile ortaya çıkan herkes sanatçı demek, sapla samanın karıştırılmasından başka bir anlam taşımıyor.
Medyanın pompaladığı ne idüğü belirsiz, sabun köpüğü kıvamındaki kişilere sanatçı demek, sanatçı sorumluluğunu taşıyan ilkeli insanlara yapılacak haksızlık değil midir? Gerçi ne oldukları konusunda kendileri de pek bilinçliler. Kendi aralarında birbirlerine 'medya maymunu' diye hitap ediyorlar.