Sahte kabadayı!

Abone Ol
Üzgün değilim belki ama hayretler içerisindeyim. Bu siyaset benim bunca sene öğrendiklerimi benden aldı götürdü gitti. Şimdi bu cümlemden sonra 'Neden akılsız olduğun ortaya çıktı' gibi yorumlar yapan aklı ileriler (!) elbette olacaktır. Hani eskilerin güzel bir lafı vardır; 'Torba değil ki büzesin!' Devir değişti. Artık ucu bucağı olmayan sanal bir meydan var. Ve bu sanal meydanda kendini gizleyerek isim vermeden istediğin denyoluğu yapmak mümkün! Tamam, herkes her şeyi beğenmek zorunda değil. Buna katılıyorum. Lakin tepkinin, eleştirinin ve isyanın da bir usulü, adabı olmalı. Sen her türlü dallamalığı yapacak sonra da kalkıp birilerine ders vermeye çalışacaksın. Olmaz böyle şey! Ben yazılarımda küfrediyor muyum? Yazımdan alınanlar elbette olabilir fakat bu kimseye hakaret etme hakkını tanımaz. Seviyesiz yorumlara kafa yorup takıldığımı düşünüyorsanız eğer yanılıyorsunuz. Tam aksine yazılarımı beğenmeseniz okumazsınız diye düşünüyor ve iç geçirip göbek atıyorum. Laf lafı açtı ve biz bakın nerelere geldik? İyisi mi biz yeniden siyasete dönelim.
Siyaset çok farklı bir müessese… Bu müessesede kurulan ilişkiler hiçbir şeye benzemez. Siyaset ne aile tanır, ne eş, ne dost, ne de akraba… 'Dün ak dediğine bugün kara demek' iyi siyasetçilerin (!) doğasında vardır. Siyaset arenasında dün kanlı bıçaklı olanları bugün kol kola, dün kol kola olanları da bugün kanlı bıçaklı görmek mümkündür. Bir başka deyişle bu tür iyi siyasetçilerde (!) 'Dün dündür, bugün bugündür' felsefesi hakimdir. İşte şimdi buna benzer bir hikaye ile yazıma devam edeceğim.
Tarih 17 Ocak 2010. Yer Ödemiş Belediye Şehir Salonu. Saat 10.00 suları… CHP Ödemiş İlçe Kongresi başlamak üzeredir. Salon zaten dolmuş salonun girişi olan aşağıdaki cadde ise kalabalık açısından salonu aratmamaktadır. Gerek salonda gerekse caddede büyük bir coşku ile CHP Ödemiş İlçe Başkanı Emin Öztürk'ün gelmesi beklenmektedir. Emin Öztürk gelir ve arabadan iner. Yanında olup arabadan çıkanları görmelisiniz. Bugün onun partililiğini sorgulayanlar o gün koluna girmişlerdir. Yukarıya salonun içerisine girene kadar Emin Başkan ile el ele olup sağa sola çiçek dağıtanlardan biri sırası gelince mikrofonu eline alır başlar anlatmaya…
'Bizleri bir araya getiren Emin Öztürk'ün aylar öncesinde yaşamış olduğu sağlık sorununda örgütten arkadaşlarımızla beraberdik. Başka partili olmasına rağmen, içimizdeki partili arkadaşlarımız olmasına rağmen herkes hastanenin önünde ve daha sonra da helikopterin başındaydı. Daha sonra da Allah Emin Öztürk'ü bize ve partimize bağışladı. Onun sayesinde 2009 yerel seçimini kazandık. Bugün onun bağışlanan ömrü için de genel seçim kazanmak için bütün örgüt adına söz veriyoruz. Allah ona daha uzun ömürler versin. Böyle bir birliği yaşattığı için kendisine sağlıklı ömürler diliyorum.'
İşte Emin Başkan'ı bu ve benzeri cümlelerle o gün öve öve bitiremeyen ayrıca 'Deniz Baykal kolay yetişmedi' diyerek o günün genel başkanına da methiyeler düzmeyi ihmal etmeyen bu biri önce benim sonra da Emin başkanın disipline verilmesi için var gücüyle savaştı. Başarılı olundu mu? İşte onu zaman gösterecek!
Daha dün bir önceki paragrafta okuduğunuz şekilde partililiğini öve öve bitiremedikleri bu adam onlara göre ne yapmış biliyor musunuz? Partinin bayraklarını yakmış. Onlar genel seçimlerde çalışmak istemişler de çalıştırmamış. Aslında Emin başkan hiç bir şey yapmasa şikayet sahiplerinin yani o dilekçede imzası bulunan kişilerin ellerini ovuşlayarak hazır ol da bekledikleri, mikrofonu eline alıp methiyeler dizdikleri kongrenin video görüntülerini disipline sunsa kafidir.
Bense aynı kongrede yaptığım ve büyük alkış alan konuşmamı şu sözlerle bitirmiştim:
'Cumhurbaşkanı, başbakan, hatta belediye başkanı olabilirsiniz. Herkes her şey olabilir ama önemli olan adam olmaktır.'
Gelelim yazı başlığı olan Sahte Kabadayı'ya… Siz bu karakteri ister ismini gizleyip yazıma yorumlar yapan kendini bilmeze, ister Emin başkan için dün öyle bugün böyle diyen kişiye isterse topuna birden yakıştırın. Yani bu konuda özgürsünüz. Bir başka yazıda yeniden görüşmek üzere diyerek bu kabadayılarla ilgili bir fıkrayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Şakir kahveye girmiş ve bağırmış:
'Heeeeeeeyt var mı ulan bana yan bakan?' diye.
Adamın birisi de kalkmış
'Var ulan!' demiş.
Şakir adamın yanına gelmiş ve elini adamın omzuna atmış ve yine bağırmış:
'Heeeeeeeyt var mı ulan bize yan bakan?'
Not 1: Bu not; yaptığı bir yorumda 'Hadi beyler Ödemişin geniş serin ovalarına' diyerek Ödemiş insanını sadece ovadan, topraktan anlayan insanlarmış gibi değerlendiren kişiye özel bir nottur. Biz önce seni 'Kemal Erdem' olarak tanıdık. Yetmedi 'Müteahhit Kemal' oldun. Baktın işin üzerine gidiyorum; 'K. Erdem' oluverdin. Telefonla müteahhit Kemal'i de aradım, çiftçi Kemal'i de… Şimdi kolayı seçip 'Kemal' yazıyorsun. Neden kendi ismini kullanmazsın bilmem? Halbuki oldukça enteresan ve herkeste olmayan bir ismin de var. İsminle bir sorunun var ve de beğenmiyorsan git mahkemeye davanı aç isim değişikliği yap. Ama ne kendi isminle ne de kullandığın takma isimlerle Ödemiş'e ve Ödemişliye hakaret etme! Ödemiş patatesin, karpuzun kentidir. Ödemiş; tozun, toprağın içinden yetiştirdiği mahsulü ile askerdeki oğluna bakan, üniversitedeki kızını okutan şerefli çiftçilerin yatağıdır. Toprak işler yalınayak gezer ama entelektüeldir. Senin, içinden paşa, bakan, başbakan çıkmış bu kentin insanı olmadığın besbelli! Ödemiş yiğidin harman olduğu yerdir. Biz senin ve ağa babaların gibi 'Davidoff' içmez tütünü sakız diye çiğneriz. Sana tavsiyem geldiğin yere bir bak ki gideceğin yeri iyi bilesin!
Not 2 : Cesur ve iddialı yorumların açık açık gerçek isimlerle yapılmaları halinde başımın üstünde yeri olduğunu belirtmeliyim. Bu bakımdan yorumlarını beğenmediğim ancak saygı sınırlarını yitirmeden beni sık sık eleştiren ve ismini gizlemeyen Ödemişli Muhtar Evcimen'i ayrı bir yere koyuyorum.