2006 yılında Ekrem Demirtaş ve bir grup arkadaşının İzmir’’de, mahcup genç kız tavrıyla gündeme getirdikleri, ama o günün koşullarında ulusalcı hareketin hassas sinir uçlarına dokunduğu için, sert biçimde püskürtülen, tarafların sütre gerisine çekildiği ’“Sabetay Sevi Müzesi’” projesi kaldığı yerden devam etmelidir.’¶
Sabetay Sevi İzmirli bir hemşehrimiz. Üstelik bugün İzmirliyim diyenlerin çoğunun babalarının, bu kentte doğmadığını, hatta kendilerinin bile bu kentte doğmadığını düşünürsek, sahiden İzmirli. Zeki, karizmatik bir haham.
Gün geliyor Sabetay Sevi İzmir’’de Mesih olduğunu ilan ediyor.
Sabetay Sevi’’nin giderek daha fazla taraftar toplaması, Yahudi cemaatinin ileri gelenlerini rahatsız ediyor. Sabetay Sevi Portekiz Sinagog’’unun kapısını kırıp ayin yapınca, hahamlar devlete şikayette bulunuyor. Ardından Osmanlı olaya el koyuyor ve Sabetay Sevi’’yi İstanbul’’a çağırıyor. Sarayda sorguya çekilen Sabetay Sevi bakıyor ki durum kötü, avdet edip müslüman oluyor.
Ancak sarayda memur olan, kendisine maaş bağlanan Sabetay Sevi, ölene kadar mesihlik iddiasından vazgeçmiyor. Böylece bizim Dönme, Sabetayist, Selanikliler, gibi isimlerle tanımladığımız, ona inananların oluşturduğu grup ortaya çıkıyor.
Osmanlı Yahudilerinin yaşadığı, etkileri bugün de devam eden en büyük kırılma, 1648’’de İzmirli Yahudi hemşerimiz Sabetay Sevi’’nin Mesih olduğunu ilan etmesidir.
Sabetay Sevi’’nin Mesihliğini ilan etmesi Yahudi ve Hıristiyan dünyasında büyük bir yankı bulur. Teolojik bir kavram olarak mesihlik kavramının önemi 1600’’lerin 2. yarısında bütün Avrupa’’nın gözünün İzmir’’den gelecek haberlere çevrilmesine yol açar.
Sabetaycılar için ’“Yıldızın Parladığı’” an 2. meşrutiyet ve İttihat Terakki dönemi. ’“Okumuş çocuklar’” zahirde Müslüman oldukları için kolayca toplumsal hayatta üst mevkilere yükseliyorlar. Sebataycılar son yüzyılın ’“şöhretler karması’” kimler yok içlerinde. Zaman içinde daha çok islamcı kesimin saldırları ile karşılaşsalar da, Nazım Hikmet’’ten Necip Fazıl’’a varan yelpaze içinde sevmeyenleri çok.
Mesela küçük yaşta kızlarla ilgili iddialar dolayısıyla yargılanan Hüseyin Üzmez bir Sabetayist’’e suikast düzenler. Ulusalcı Yalçın Küçük sürekli takipte.
Ancak bu eleştiri ve saldırıların bir kısmının seviyesi, 2 yıllık bir eğitim sonucu aldığı diploması ile ana dilinde bile kendini ifade etmekte yetersiz bir Türk’’ün uluslararası bir şirkete birlikte iş için başvurduğu, üç yabancı dil bilen Sorbonne mezunu Sabeteyist’’e işi kaptırınca ’“abi bu Sabetayistler hep birbirini tutuyor’” iddiasını aşamamaktadır..
Bu uzun girişten sonra ’“neden bir Sabetay Sevi müzesi açılmalı’” diye soracak okuyucular için fikrimiz anlatmaya başlayabiliriz.
İBB’’sinin Agora ve civarında yürüttüğü, kentsel dönüşüm ve tarihsel alanların gün ışığına çıkarılması projesi için iyi bir örnektir. Bu müze bölgenin sosyal hayatına canlılık getirecek, dünyanın çeşitli yerlerinden turistleri ağırlayacaktır.
Yanılıyorsam değerli okurlarım beni düzeltsinler, kendisi uluslararası alanda en fazla tanınan ve etki yapmış hemşehrimizdir.(Homeros ve Yorgo Seferis’’i dışarıda tutmamın sebepleri var.) İzmir’’in kültürel tarihinin bir parçasıdır.
Gelelim Sabetaycılara’…
Aslına bakarsak Sabetaycıların gidecek fazla bir yerleri de yok. Sanılanın aksine İsrail’’e yerleşemezler. Yahudi olduğu hahamlarca onaylanmış her Yahudi, İsrail devletinin doğal bir vatandaşıdır. Bunun anlamı, bir Yahudi istediği zaman tası tarağı toplayıp İsrail’’e yerleşebilir. Sabetaycılar ise kendi istekleriyle Yahudiliği terk ettikleri için isteseler de kolayca İsrail’’e yerleşemezler. Yahudiler için nesilleri bozulmuştur. Nesepleri gayri sahihtir.
Müzenin açılması yüzyıllardır bir arada yaşadığımız Sabetaycı hemşerilerimizle bundan sonra da bir arada yaşamak arzusunda olduğumuzu göstermenin iyi bir yoludur.
Çoğunun halleri vakitleri iyi olduğu için, elbette başka ülkeye göç edebilirler. Ama oluşturdukları sosyal ilişkiler ağının nimetlerini bırakıp başka bir ülkede göçmen olmayı seçmeyeceklerdir.
Benim anlamakta en çok zorlandığım demokratik, laik ülkede yaşayan bizlerin, vatandaşlarımızın dinleri ve ırklarıyla ilgilenmeye teşne olmamız. Oysa bu ülkenin yasalara uyan her bir yurttaşı, bir diğeriyle eşittir. Bizim ülkemizde din ve ırk temelinde hiyerarşik bir yurttaşlık olmadığına göre, neden hemşehrilerimizin orijinlerini bu kadar merak ediyoruz?
Nasıl ki bu ülkenin herhangi bir yerinde toplumda öne çıkan insanlar için müze yapıyor, evlerini restore ediyorsak, hemşehrimiz Sabetay Sevi içinde bunu yapmalıyız.
Bunu kimimiz turizmi canlandırma ihtimali olduğu için, kimimiz Sabetay Sevi’’nin dininden olduğumuz için isteyebiliriz.
Sabetay Sevi’’nin evini, müze olması için restore edelim diye, Sabetayistler ortaya çıkmayacaklardır.
Şehirde yaşayan Sabetaycıların en yoğun biçimde yer aldığı mason dernekleri tarafından devşirilen Anadolu delikanlıları, masonik ilişkilerinin ifşa olmasını istemedikleri için müze yapımına ön ayak olamazlar. Üstelik toplumsal güç odaklarının en üstünde oldukları, kolayca irade ve parayı ortaya koyacakları halde yapamazlar.
Ben öne atlayıp bu düşüncemi sizlerle paylaşıyorum. AKP hükümeti bu açıdan bir fırsattır. Kültür Bakanlığı önderliğinde bir araya gelecek platform hem parayı bulur, hem de bu projeye toplumsal katılım, meşruiyet sağlar.
Böylece Cumhuriyetin kurucu iradesinde inançla yer almış, batılı, çağdaş düşüncenin ülkemizde yerleşmesine büyük katkısı olmuş, Selanikli hemşerilerimizin gönlünü hoş tutmuş oluruz.
Sabetaycı vatandaşlarımızın ülkenin geçmişinde aldıkları rolün tartışılmaya muhtaç noktaları yok mu?
Şüphesiz var.
Özellikle, uluslararası bağlantıları ve ithalatçı kimliklerinden dolayı ülkemizde montaja dayalı sanayiye öncelik verilmesindeki etkileri, ülkenin yerel kimliğini anlamakta zorlanmaları sebebiyle, yerel değerlere karşı üsten bakan küçümseyici ve yok sayıcı yaklaşımları, klan kardeşliği sayesinde zaman zaman hak etmedikleri postlarda oturmaları vs.
Neticede Sabetaycılık, tarihimiz üstüne tartışacağımız bir konu.
Bugün ise, geleceğe doğru bakmalı, Sabetay Sevi evinin restore edilmesi projesini kentin geleceğine dair perspektiften değerlendirmeliyiz.