<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İzmir Haber - İzmir Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.egedesonsoz.com</link>
    <description>İzmir'e dair en güncel ve son dakika haberleri anında Ege'de Son Söz'de. Siyaset, ekonomi, spor, deprem, belediye ve tüm ilçelerden anlık gelişmeler. Tarafsız ve hızlı habercilik için tıklayın.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.egedesonsoz.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2025 Ege'de Son Söz. Bu sitede yer alan tüm içerik ve veriler, İzmir'in güncel haber kaynağı olarak tescillidir.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 02 Sep 2026 17:23:09 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Dobrucalı: Can yeleği giymek yeterli değil!]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/prof-dr-dobrucali-can-yelegi-giymek-yeterli-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/prof-dr-dobrucali-can-yelegi-giymek-yeterli-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, Girne açıklarında 8 kişinin yaşamını yitirdiği, 20 kişinin de kayıp olarak arandığı gemi kazasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Girne’den Mersin’in Taşucu’na Limanı’na gitmek üzere hareket eden ve içinde mürettebat dahil 267 kişinin bulunduğu katamaran tipi yolcu gemisinin alabora olup, 8 kişinin hayatını kaybettiği, 20 kişinin de kayıp olarak arandığı olayla ilgili soruşturma sürerken, Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, kazaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Geminin, kaza anında hemen batacak tarzda olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Dobrucalı, “Gemi, bizim bildiğimiz deplasman tipi bir gemi değil. Böyle kayıcı tip dediğimiz, fiberden yapılan, high-speed craft sınıfına giren, yüksek süratli bir fiber gemi. Sadece bu gemi için değil, tüm gemilerde hasarlı ve hasarsız ‘stabilite’ kuralları dediğimiz kurallar oluyor. Yani geminin bir hasar alması durumunda hemen batmaması için gemiyi belli bölümlere, su geçirmez bölümlere ayırıyoruz. Dolayısıyla bir kaza anında gemi, kendi sephiyesini idame ettirip suyun üstünde personelin gemiyi terk edebileceği kadar süre batmamasını sağlayacak şekilde tasarlanıyor. Geminin 20 ila 25 yaşında olduğu bilgisi var. Geminin yeni veya eski olması önemli değil, bir kaza anında hemen böyle batabilecek tarzda gemiler değil” ifadelerini kullandı.</p>

<p><br />
<strong>‘GEMİYİ TERK POZİSYONUNA GETİRMEMİZ GEREKİYOR’</strong><br />
Olası kaza anında yapılması gerekenleri anlatan Prof. Dr. Dobrucalı, şunları söyledi:</p>

<p>“Her gemide olduğu gibi bu gemide de yolcu kapasitesi kadar can yelekleri ve can salları oluyor. Dolayısıyla böyle bir durumda gemi kaptanı ve mürettebatın önderliğinde gemiyi terk pozisyonuna getirmemiz gerekiyor. Yani bu ne demek? Bütün yolculara, geminin batması durumunda nasıl hareket edeceğimizi, neler yapmamız gerektiğini mürettebatın anlatması gerekiyor. Burada öncelikle herkesin can yeleklerini giymesi, daha sonra da geminin üzerinde bulunan can sallarının olduğu bölgeye gidip bir an evvel denize atlayarak bu can sallarını patlatıp, can sallarının içinde kendi hayatlarını idame ettirebiliyor olmaları gerekiyor. İlk gelen bilgilere göre, gemi baş taraftan bir dalgayı alıyor. İkinci dalgadan sonra baş tarafta bir patlama sesinin olduğunu duyuyorlar. Bu geminin baş tarafları sivri olduğu için iki dalga tepesini geçerken bir kırılma olmuş olabilir.”</p>

<p><br />
<strong>‘KARA KUTUNUN AÇILMASIYLA GERÇEK NEDENİ BELLİ OLACAK’</strong><br />
Geminin Girne Limanı’ndan Liman Başkanlığının onayı ile çıktığını hatırlatan Prof. Dr. Dobrucalı, “Dolayısıyla aslında denize elverişli olarak seyir yapmaya başladığını ama seyir halindeyken kötü hava şartlarından dolayı battığını gözlemliyoruz. Ama tabii ki bu geminin içindeki kara kutunun detaylı olarak açılması, sonrasında da tüm şeylerin ortaya çıkmasıyla birlikte olayın gerçek nedeni belli olacaktır. Bu riskin ne zaman ortaya çıktığı, gemi mürettebatı arasındaki görüşmeler, telsiz görüşmeleri ve bunlara istinaden neler yapıldığı, kara kutunun açılmasından sonra netlik kazanacaktır. Telsiz görüşmeleri, personelin yolcuları ne şekilde yönlendirdiği, gemiyi terk etmek için neler yapılması gerektiğinin nasıl aktarıldığı gibi detayların tamamı incelenecek. Ayrıca geminin asıl batma sebebi, yani bahsedildiği gibi bir patlama olup olmadığı, camların nasıl patladığı ve bunların tam olarak nasıl gerçekleştiği de ortaya çıktığında, geminin neden ve ne şekilde battığı daha net anlaşılacaktır diye düşünüyorum” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
<strong>‘TÜM MÜRETTEBATIN EHLİYETİ VAR’</strong><br />
Gemi mürettebatının ‘gemi adamı’ ehliyeti aldığını da ifade eden Prof. Dr. Dobrucalı, şöyle konuştu:</p>

<p>“Bu tip gemilerde çalışan kaptanlar dahil, makineciler de dahil, gemi adamı ehliyeti alınıyor ve bu ehliyetler belli süreler içerisinde yenileniyor. Sağlık raporları ve girilen sınavlarla yenileniyor. Dolayısıyla gemide çalışan mürettebat, yolcu gemisi olsun, ticari gemi olsun fark etmez, bunların hepsinin ehliyetleri var. Bu durum sadece şimdi gemi battı, böyle bir kaza yaşandı diye değil. Yangın gibi bir durumda da neler yapılacağı çok net belli. Dolayısıyla gemi mürettebatı ve kaptan, bu tip olaylara her zaman hazır olmalı. Bir makine stop etti, gemi denizin ortasında kaldı; neler yapmamız lazım? Yolcuları nasıl yönlendirmemiz lazım? Bunlarla ilgili gemilerde roleler oluyor. Gemiyi terk rolesi, yangın rolesi, çatışma anında ya da makine arızası olduğunda, gemi denizin ortasında kaldığında mürettebatın neler yapması ve yolcuları nasıl yönlendirmesi gerektiğiyle ilgili denizcilik eğitimlerinin hepsini alarak, gemide ehliyetli bir şekilde çalışıyorlar. Ehliyeti olmasalar, Liman Başkanlığı’ndan bu gemi Girne’den çıkamaz. Dolayısıyla hepsinin olduğunu düşünüyorum ama tabii incelenmesi gerekir diye düşünüyorum açıkçası.”</p>

<p><br />
<strong>‘CAN SALININ AÇILMAMIŞ OLMASI DİKKAT ÇEKİCİ’</strong><br />
Prof. Dr. Dobrucalı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Yaşananlara ilişkin bazı görüntülerde yolcularının çoğunda can yeleği olduğu görülüyor. Görüntülerde çoğu kişinin can yeleği giydiği anlaşılıyor ancak bir görüntüde can salının açılmamış olması dikkat çekici. Can yeleği giymek yeterli değil, can sallarının patlatılıp yolcuların yönlendirilmesi gerekiyor. Dolayısıyla o can sallarının geminin üzerinde olması da dikkat çekici bir husus olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Her yolcunun sığabileceği ebatta can salı vardır. Zaten olmasa gemi seyre çıkamıyor. Dolayısıyla kaç tane olduğunu bilmiyorum açıkçası ama yeterli sayıda olduğundan eminim. Ama bunların, dediğim gibi, gemi batmadan önce, batma riski tespit edilip karar verildikten sonra kaptan ve mürettebat tarafından patlatılarak bütün personelin o can sallarına yönlendirilmesi gerekiyor genelde. Standart prosedürdür.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/prof-dr-dobrucali-can-yelegi-giymek-yeterli-degil</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/09/19-177.webp" type="image/jpeg" length="86919"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağrı ve kilitlenmenin eşlik ettiği çene eklemindeki ses dikkate alınmalı]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/agri-ve-kilitlenmenin-eslik-ettigi-cene-eklemindeki-ses-dikkate-alinmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/agri-ve-kilitlenmenin-eslik-ettigi-cene-eklemindeki-ses-dikkate-alinmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lokman Hekim Üniversitesi Söğütözü Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Ercüment Önder, çene ekleminden gelen seslerin toplumda sık görülebildiğini, ancak ağrı, ağız açmada kısıtlılık, çenenin hareket sırasında bir tarafa kayması veya kilitlenmenin eşlik ettiği durumlarda ayrıntılı değerlendirme yapılması gerektiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Önder, ağız açılıp kapatılırken duyulan "klik" veya "çıt" şeklindeki seslerin çoğunlukla eklemde bulunan diskin hareketindeki düzensizliklerle ilişkili olabileceğini aktardı.</p>

<p>Daha kaba, sürtünme şeklindeki seslerin ise bazı hastalarda eklem yüzeylerinde gelişen dejeneratif değişiklikleri düşündürebileceğine işaret eden Önder, "Özellikle eklem sesine ağrı, ağız açmada kısıtlılık, çenenin hareket sırasında bir tarafa kayması veya zaman zaman kilitlenme eşlik ediyorsa hastanın ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gerekir. Diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığı da çene eklemi ve çiğneme kasları üzerinde ciddi bir yük oluşturabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Çene eklemi rahatsızlıklarında tedavinin hastalığın nedeni ve evresine göre planlandığını aktaran Önder, her hastanın cerrahi tedaviye ihtiyaç duymadığını belirtti.</p>

<p>İlk aşamada hastanın alışkanlıklarının düzenlenmesi ve eklemin aşırı yüklenmesinin azaltılmasının amaçlandığını kaydeden Önder, gerekli durumlarda ilaç tedavileri ve gece plakları gibi koruma amaçlı yöntemlerden yararlanılabildiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Önder, özellikle gece diş sıkması ve buna bağlı çiğneme kaslarında aşırı aktivite bulunan uygun hastalarda botulinum toksin uygulamasının da tedavi seçenekleri arasında bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Botulinum toksin uygulamasını özellikle yoğun diş sıkma nedeniyle çiğneme kaslarında belirgin aşırı aktivite ve buna bağlı yakınmaları bulunan seçilmiş hastalarda kullanıyoruz. Ancak hangi tedavinin uygulanacağı mutlaka hastanın klinik değerlendirmesinden sonra belirlenmelidir. Klinik muayene ve gerekli durumlarda radyolojik görüntüleme yöntemleriyle sorunun kaynağının belirlenmesi doğru tedavi yaklaşımının seçilmesinde temel önem taşıyor. Hastaların belirtilerine göre değerlendirilmesi gerekir."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/agri-ve-kilitlenmenin-eslik-ettigi-cene-eklemindeki-ses-dikkate-alinmali</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 17:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/a-a-20260831-42352369-42352368-a-g-r-i-v-e-k-i-l-i-t-l-e-n-m-e-n-i-n-e-s-l-i-k-e-t-t-i-g-i-c-e-n-e-e-k-l-e-m-i-n-d-e-k-i-s-e-s-d-i-k-k-a-t-e-a-l-i-n-m-a-l-i.jpg" type="image/jpeg" length="69794"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okullar açılıyor! Uzmanından rutine dönüş çağrısı]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/okullar-aciliyor-uzmanindan-rutine-donus-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/okullar-aciliyor-uzmanindan-rutine-donus-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzm. Dr. Fikret İşbilir, okul öncesindeki son günlerin çocukların uyku, beslenme ve günlük rutinlerinin gözden geçirilmesi açısından değerlendirilebileceğini belirterek, özellikle küçük yaş gruplarında değişikliklerin kademeli yapılmasının uyum sürecini kolaylaştırabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatilinin sona ermesiyle birlikte çocuklar yeniden erken kalkma, düzenli öğünler, ders saatleri ve kalabalık sınıf ortamına dönmeye hazırlanıyor. Tatil boyunca değişen uyku ve beslenme düzeninin okulun açıldığı gün bir anda değiştirilmesi ise çocukların yeni tempoya uyumunu zorlaştırabilir. Uzmanlar, okula dönüş hazırlığının yalnızca çanta ve kırtasiye alışverişinden ibaret görülmemesi; çocuğun günlük yaşam düzeninin de yeni döneme hazırlanması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Fikret İşbilir, okul öncesindeki son günlerin çocukların uyku, beslenme ve günlük rutinlerinin gözden geçirilmesi açısından değerlendirilebileceğini belirterek, özellikle küçük yaş gruplarında değişikliklerin kademeli yapılmasının uyum sürecini kolaylaştırabileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>UYKU SAATİNİ SON GECE DEĞİŞTİRMEYİN</strong><br />
Tatil döneminde çocukların daha geç yatıp daha geç uyanması oldukça sık görülüyor. Okul başladığında ise erken kalkma zorunluluğu nedeniyle uyku süresinin birden kısalması; sabah uyanmakta zorlanma, gün içinde yorgunluk ve dikkat sorunları gibi durumlara eşlik edebiliyor.</p>

<p>Uzm. Dr. Fikret İşbilir, “Okul başlamadan önce uyku ve uyanma saatlerini kademeli olarak okul düzenine yaklaştırmak faydalı olabilir. Çocuğu bir gecede saatlerce erken yatırmaya çalışmak yerine yatış ve kalkış saatlerinin aşamalı biçimde değiştirilmesi daha uygulanabilir bir yöntemdir. Akşam saatlerinde ekran kullanımının azaltılması ve benzer saatlerde tekrarlanan bir uyku rutini oluşturulması da bu geçişi destekleyebilir” dedi.</p>

<p><strong>SABAH KAHVALTISI İÇİN DE RUTİN OLUŞTURULMALI</strong><br />
Okul döneminin başlamasıyla birlikte değişen bir diğer alışkanlık da öğün saatleri oluyor. Geç kalkmaya alışmış çocuklarda sabah kahvaltısını atlama veya evden aceleyle çıkma görülebiliyor.</p>

<p>Okul başlamadan önce kahvaltı ve diğer ana öğünlerin okul saatlerine yakın zamanlarda düzenlenmesi, çocuğun yeni programa alışmasına yardımcı olabilir. Beslenme çantası hazırlanırken ise çocuğun yaşı, günlük gereksinimleri, okulda geçireceği süre ve varsa besin alerjileri dikkate alınmalı.</p>

<p>Uzm. Dr. İşbilir, “Beslenme çantasını yalnızca çocuğun sevdiği yiyeceklerle doldurmak yerine farklı besin gruplarının dengeli biçimde yer aldığı seçenekler oluşturmak önemlidir. Su tüketimi de okul gününün bir parçası haline getirilmelidir. Özellikle çabuk bozulabilecek yiyeceklerin uygun koşullarda saklanmasına dikkat edilmelidir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>OKULLARIN AÇILMASIYLA ENFEKSİYONLARLA KARŞILAŞMA ARTABİLİR</strong><br />
Çocukların yeniden sınıf, servis ve ortak kullanım alanlarında daha fazla zaman geçirmeye başlaması, solunum yolu enfeksiyonlarının yayılımını kolaylaştırabilir. Ancak çocukları enfeksiyonlardan korumak amacıyla hekim önerisi olmadan vitamin veya çeşitli takviyelere başvurmak doğru bir yaklaşım olmayabilir.</p>

<p>Yeterli ve dengeli beslenme, yaşına uygun uyku süresi, el hijyeni ve kişisel eşyaların mümkün olduğunca ortak kullanılmaması günlük yaşamda alınabilecek temel önlemler arasında yer alıyor.</p>

<p>Uzm. Dr. İşbilir, “Ailelerin okul dönemi yaklaşırken çocuklarının bağışıklığını ‘güçlendirmek’ amacıyla gelişigüzel vitamin ve takviye kullanımına yönelmemesi gerekir. Her çocuğun gereksinimi aynı değildir. Takviye ihtiyacı varsa bunun çocuğun beslenme durumu ve sağlık özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir” dedi.</p>

<p><strong>AŞI TAKVİMİNİN GÜNCEL OLUP OLMADIĞI KONTROL EDİLEBİLİR</strong><br />
Okula dönüş hazırlığında çocuğun yaşına uygun rutin sağlık izlemlerinin ve aşılarının güncel olup olmadığının kontrol edilmesi de önem taşıyor. Ailelerin çocuklarının aşı kayıtlarını gözden geçirmesi, eksik veya gecikmiş bir uygulama konusunda ise sağlık profesyonellerinden bilgi alması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte her sağlıklı çocuğa okul öncesinde geniş kapsamlı kan ve idrar tetkikleri yapılması gerektiği şeklinde genel bir yaklaşım bulunmuyor. Laboratuvar incelemelerinin gerekliliği; çocuğun yaşı, öyküsü, beslenmesi, büyüme-gelişme durumu, muayene bulguları ve varsa yakınmalarına göre değerlendiriliyor.</p>

<p><strong>TAHTAYI GÖREMEMEK 'DERSİ SEVMİYOR' GİBİ GÖRÜNEBİLİR</strong><br />
Okul döneminde ailelerin dikkat edebileceği konulardan biri de çocuğun görme ve işitme davranışlarıdır. Televizyona veya kitaba çok yaklaşma, gözleri kısarak bakma, sık baş ağrısından yakınma, söylenenleri sık tekrarlatma ya da sınıfta öğretmeni duymakta zorlanma gibi durumlar göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>Bu tür belirtiler her zaman bir hastalık anlamına gelmese de çocuğun öğrenme sürecini etkileyebilecek görme veya işitme sorunlarının değerlendirilmesini gerektirebilir.</p>

<p><strong>"OKULA GİTMEK İSTEMEMEK HER ZAMAN 'NAZ' DEĞİLDİR"</strong><br />
Okula ilk kez başlayan veya uzun bir tatilin ardından yeniden okula dönen bazı çocuklarda isteksizlik, karın ağrısı, baş ağrısı, ağlama ya da ebeveynden ayrılmak istememe gibi yakınmalar görülebiliyor. Özellikle küçük çocuklarda duygusal zorlanmalar bazen fiziksel yakınmalarla ifade edilebiliyor.</p>

<p>Uzm. Dr. İşbilir, ailelerin bu süreçte çocuğun duygularını küçümsememesi gerektiğini belirterek, “Çocuğun okul hakkındaki kaygısını dinlemek ve yeni düzeni önceden konuşmak önemlidir. Okul yolu, sabah hazırlanma süreci, okuldan kimin alacağı gibi ayrıntıların çocuk için öngörülebilir hale getirilmesi belirsizliği azaltabilir. Ancak okula gitmeyi belirgin biçimde engelleyen veya uzun süre devam eden yakınmalarda durumun daha ayrıntılı değerlendirilmesi gerekebilir” dedi.</p>

<p><strong>OKULA HAZIRLIK ÇANTADAN ÖNCE GÜNLÜK YAŞAMDA BAŞLIYOR</strong><br />
Okula dönüş döneminde amaç, çocuğun bütün alışkanlıklarını birkaç gün içinde değiştirmek değil; okul temposuna kademeli olarak hazırlanmasını sağlamak olmalıdır. Düzenli uyku, yaşına uygun ve dengeli beslenme, yeterli su tüketimi, hijyen alışkanlıkları, rutin sağlık izlemlerinin takibi ve çocuğun okul hakkındaki duygularının dinlenmesi bu sürecin önemli parçalarını oluşturuyor.</p>

<p>Uzm. Dr. Fikret İşbilir, “Okula dönüşü yalnızca akademik bir başlangıç olarak görmemek gerekir. Çocuğun bedensel ve duygusal olarak yeni günlük düzene uyum sağlaması da bu sürecin bir parçasıdır. Ailelerin küçük değişiklikleri okul başlamadan önce kademeli biçimde hayata geçirmesi, çocukların yeni döneme daha düzenli bir rutinle başlamasına yardımcı olabilir” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABERTÜRK</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/okullar-aciliyor-uzmanindan-rutine-donus-cagrisi</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/24-55.jpg" type="image/jpeg" length="40543"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SGK geri ödeme listesine 3 ilaç daha eklendi]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/sgk-geri-odeme-listesine-3-ilac-daha-eklendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/sgk-geri-odeme-listesine-3-ilac-daha-eklendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 2 Hemofili B ve bir kanser ilacının daha Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) geri ödeme listesine alındığını bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, NSosyal hesabından, Resmi Gazete'de yayımlanan "Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ"e ilişkin paylaşımda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmaya devam ettiklerini belirten Işıkhan, şunları kaydetti:</p>

<p>"2 adet Hemofili B ilacı ve bir adet kanser ilacı olmak üzere biri yerli üretim 3 ilacı geri ödeme kapsamımıza aldık. Eczanelerde üretilen majistral ilaçlarda kurumumuzca ödenen tutarı yüzde 40 oranında artırdık. Çocuk cerrahisinde uygulanan işlemlerin kapsamını genişlettik. Kemik iliği nakli süreçlerinde önemli iyileştirmeleri hayata geçirdik. Kemik iliği nakli bekleyen hastalarımız için uygun verici bulunmasına yönelik tarama süreçlerini güncelledik, tedavi ve ilaç uygulamalarına ilişkin düzenlemeler yaptık. Hastalarımıza acil şifalar temenni ediyor, hayırlı olmasını diliyorum."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/sgk-geri-odeme-listesine-3-ilac-daha-eklendi</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/sgk-2262842.jpg" type="image/jpeg" length="75441"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz aylarındaki 'klima çarptı' şikayetinde tek suçlu klima değil!]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/yaz-aylarindaki-klima-carpti-sikayetinde-tek-suclu-klima-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/yaz-aylarindaki-klima-carpti-sikayetinde-tek-suclu-klima-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Yasemin Saygıdeğer, son günlerde göğüs hastalıkları polikliniğine ‘klima çarptı’ diyerek başvuran hastaların arttığını belirterek, klimayı direk suçlamanın doğru olmadığını, cihazların bilinçli kullanılması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yasemin Saygıdeğer sıcak havanın solunum hızını artırdığını belirterek, göğüs hastalıkları bulunan kişilerin çok sıcak ortamlarda bulunmasının riskli olduğunu söyledi.</p>

<p>Klimanın sıcak şehirlerde vazgeçilmez hale geldiğini söyleyen Doç. Dr. Saygıdeğer, yanlış klima kullanımının ise öksürük, hışırtı, balgam artışı, bronşit ve zatürre gibi şikayetlere neden olabildiğini kaydetti.</p>

<p><strong>ÇOK SICAK ORTAMDA BULUNMAKTA RİSK TAŞIYOR</strong><br />
Sıcak havanın solunum hızını artırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Yasemin Saygıdeğer, "Aşırı sıcaklarda vücut, ısı dengesini korumak için daha fazla çalışıyor. Kalp hızıyla birlikte solunum hızı da artabiliyor. Yüksek nem terin buharlaşmasını ve vücudun serinlemesini güçleştiriyor. Bu durum özellikle solunum kapasitesi sınırlı hastalarda daha fazla hissediliyor. Bu nedenle klimasız ve aşırı sıcak bir ortamda kalmak da güvenli değildir. Belirgin nefes darlığı, dudaklarda morarma, cümle kurmakta zorlanma, bilinç bulanıklığı veya göğüs ağrısı gelişirse gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” dedi.</p>

<p><strong>POLİKLİNİĞE ‘KLİMA ÇARPTI’ DİYE BAŞVURANLARIN SAYISI ARTTI</strong><br />
Son günlerde polikliniğe ‘klima çarptı’ diyerek gelen hastalarda artış olduğunu belirten Doç. Dr. Saygıdeğer, “Akdeniz ülkelerinde, sıcak şehirlerde klima artık hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru haline geldi. Klimasız bir ortamda gerçekten nefes almakta çok zor fakat klimaya bağlı son günlerde göğüs hastalıkları polikliniğine başvurularda artış var. Hastalar ‘klima çarptı’ diyerek geliyor. Öksürük, hışırtı, balgamda artış, bronşit, zatürre gibi nedenlerle başvuruyorlar. Ama burada klimayı tek başına suçlamak kesinlikle doğru bir yaklaşım olmaz. Çünkü sıcağın etkileri klimasız bir şekilde kontrol edilir boyutta değil. Klimayı doğru kullanmak gerekiyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘ASTIM VE KOAH HASTALARINDA TABLO AĞIRLAŞABİLİR’</strong><br />
Klima ayarlarının dış ortamdan çok belirgin düzeyde farklı olmaması gerektiğinin altını çizen Saygıdeğer, “Ev içerisinde de sıcaklık farkları önem taşıyor. Bir odanın aşırı soğuk olup diğer odaların çok sıcak olması ev içi geçişlerde dahi hastalığa neden olabilir ya da riski artırabilir. Klimanın doğrudan yüze, göğse ve sırta üflememesi, filtrelerinin ise düzenli olarak temizlenmesi, bakımlarının yapılması ve gerektiğinde değiştirilmesi gerekiyor. Astım ve KOAH hastalarının klima kullanımında daha dikkatli olması gerekiyor. Bu hastalara klimaya bağlı zatürre eklenmesi halinde tablo ağırlaşabiliyor. Bu durum onların yoğun bakıma gitmelerine kadar uzayan bir sürece neden olabilir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Klimadan kaynaklı rahatsızlandığını belirterek polikliniğe başvuran Cemil Aydın (63) ise yüksek sıcaklıklar nedeniyle klimasız ortamda bulunamadığını, buna bağlı olarak balgam ve öksürük şikayetlerinin arttığını söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/yaz-aylarindaki-klima-carpti-sikayetinde-tek-suclu-klima-degil</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 15:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/6b46a8fd-e5e8-49a8-87e6-c9324c8cc6a6.jpg" type="image/jpeg" length="73435"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ciltteki yağlanmanın sebebi bu olabilir: 'Rafine karbonhidrat ve şeker tüketimine' dikkat!]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/ciltteki-yaglanmanin-sebebi-bu-olabilir-rafine-karbonhidrat-ve-seker-tuketimine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/ciltteki-yaglanmanin-sebebi-bu-olabilir-rafine-karbonhidrat-ve-seker-tuketimine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rafine karbonhidrat ve şeker tüketiminin cilt sağlığı üzerinde etkili olabileceğine dikkat çeken Dermatoloji Uzmanı Dr. Esra Deniz Göde, “Rafine karbonhidratların aşırı tüketimi kan şekerinde hızlı yükselmelere, ciltte yağ üretiminin ve inflamasyonun artmasına neden olabilir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dermatoloji (Cildiye) Uzmanı Dr. Esra Deniz Göde, rafine karbonhidrat ve şeker tüketiminin cilt sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, dengeli beslenmenin sağlıklı bir cilt için önemli olduğunu belirtti.</p>

<p>Karbonhidratların tamamen zararlı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Göde, “Sorun; beyaz ekmek, şekerli içecekler, tatlılar ve işlenmiş atıştırmalıklar gibi rafine karbonhidratların aşırı tüketimidir. Bu besinler kan şekerinin hızla yükselmesine neden olur. Ardından gelişen hızlı insülin yükselmesi ciltte yağ üretimini ve inflamasyon dediğimiz mikrobik olmayan iltihabi reaksiyonları tetikleyebilmektedir” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘YÜKSEK GLİSEMİK İNDEKSLİ BESLENME AKNE OLUŞUMUNU ETKİLEYEBİLİR’</strong><br />
Yüksek glisemik indeksli beslenmenin akne oluşumunu artırabilen hormonal değişikliklerle ilişkili olduğunu belirten Uzm. Dr. Göde, “Yüksek kan şekeri seviyeleri, glikasyon adı verilen ve kandaki şeker moleküllerinin vücuttaki proteinlere, yağlara ve DNA’ya bağlanmasıyla AGEs denilen zararlı bileşiklerin oluştuğu bir süreci tetikleyebilir. Bu zararlı ürünler, kolajen ve elastin gibi cildin genç görünümünden sorumlu proteinlerde bozulmalara neden olarak cildin elastikiyetinin azalmasına ve yaşlanma belirtilerinin daha belirgin hale gelmesine katkıda bulunabilir" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘RAFİNE KARBONHİDRATLAR CİLT GÖRÜNÜMÜNÜ DE ETKİLEYEBİLİR’</strong><br />
Montpellier Üniversitesi’nde yayımlanan güncel araştırmanın rafine karbonhidrat tüketimi ile yüz görünümü arasında dikkat çekici ilişkiler ortaya koyduğunu söyleyen Uzm. Dr. Göde, “Yüksek glisemik indeksli besinler tüketen bireylerin yüzleri daha yorgun ve daha az canlı algılanabilir. Ancak bu sonuçları abartılı yorumlamamak gerekir. Çekicilik ve yüz görünümü yalnızca beslenmeyle değil; uyku, stres, genetik özellikler, güneş maruziyeti, sigara kullanımı ve genel sağlık durumu ile de ilişkilidir” dedi.</p>

<p><strong>‘KARBONHİDRATLARI TAMAMEN HAYATINIZDAN ÇIKARMAYIN’</strong><br />
Karbonhidratların tamamen beslenmeden çıkarılmaması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Göde, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Karbonhidratları hayatınızdan tamamen çıkarmayın, ancak doğru kaynakları tercih edin. Tam tahıllar, baklagiller, sebzeler ve meyveler hem düşük glisemik indeksleri hem de zengin antioksidan içerikleri sayesinde cilt sağlığını destekleyen kompleks karbonhidratlardır. Bunun yanında yeterli protein alımı, omega-3 yağ asitlerinden zengin beslenme, düzenli uyku ve fiziksel aktivite, güneş koruyucu kullanımı, sigaradan uzak durmak ve stresi doğru yönetmek de sağlıklı bir cilt için önemlidir.”</p>

<p>Sağlıklı yağlar ve lifli gıdaların cilt sağlığındaki rolüne de dikkat çeken Uzm. Dr. Göde, “Sağlıklı yağlar hücre zarının yapı taşlarını oluşturarak cilt bariyerini onarır ve destekler. Lifli ve düşük glisemik indeksli gıdalar ise bağırsak mikrobiyotasını destekler, inflamasyonu azaltır, kan şekeri ve hormonal dalgalanmaları kontrol ederek cildin yapısal bütünlüğünün korunmasına yardımcı olur” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘CİLTTEKİ OLUMLU DEĞİŞİMLER İÇİN ZAMAN GEREKİYOR’</strong><br />
Cildin kendini yenileme sürecine dikkat çeken Dr. Göde, “Sağlıklı bir yetişkinde epidermis yaklaşık 28-40 günde kendini yeniler. Bu nedenle beslenmede yapılan değişikliklerin etkilerini değerlendirmek için en az bir cilt yenilenme döngüsünün tamamlanmasını beklemek gerekir. Genel olarak sağlıklı beslenmeye geçişten sonra aşırı yağlanmada ve cilt tonunda daha dengeli ve canlı görünüm, inflamasyona bağlı kızarıklık ve hassasiyet azalması gibi ilk olumlu etkiler 4-8 hafta içinde görülmeye başlanabilir. Cilt elastikiyetinde, kolajen yapısında ve cilt bariyerinin güçlenmesinde görülebilecek iyileşmeler ise 3-6 ayı veya daha uzun süreyi bulabilir” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘SAĞLIKLI CİLDİN SIRRI MUCİZE GIDALARDA DEĞİL’</strong><br />
Cilt sağlığını tek bir besine veya ürüne bağlamanın doğru olmadığını belirten Dr. Göde, “Bilimsel veriler bize sağlıklı bir cildin sırrının mucize gıdalarda değil; dengeli beslenme, güneşten korunma, kaliteli uyku ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının bir arada uygulanmasında olduğunu göstermektedir. Cildimiz, bedenimizin dışını kaplayan, iç ile dış dünya arasında bir köprü vazifesi gören ve vücudun genel sağlığının bir aynası olan önemli bir organımızdır. Bu bağlamda cildimizin sağlığı için sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam tarzı, uzun vadede en etkili cilt bakım yöntemidir” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/ciltteki-yaglanmanin-sebebi-bu-olabilir-rafine-karbonhidrat-ve-seker-tuketimine-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/bb709d89-3a37-4ff4-82af-6f67ceec89c0.jpg" type="image/jpeg" length="43698"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından uyarı: Evde asla kullanmayın!]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/uzmanindan-uyari-evde-asla-kullanmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/uzmanindan-uyari-evde-asla-kullanmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Tuğrul Şahbaz, tarım ilaçlarının ev ve iş yerlerinde kullanılmaması gerektiğini belirterek, yanlış etken madde kullanımının ciddi sağlık risklerine yol açabileceğini belirtti. Şahbaz, bazı tarım ilaçlarının vücutta, özellikle yağ dokusunda birikerek uzun vadede zehirlenmelere ve çeşitli sağlık sorunlarına neden olabileceği konusunda uyarıda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Buse AÇIKALIN/EGEDESONSÖZ- </strong>Tarım ilaçlarının ev ve iş yerlerinde bilinçsiz şekilde kullanılması, ciddi sağlık risklerinin yanı sıra ölümlere de yol açabiliyor.</p>

<p>Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Tuğrul Şahbaz, tarım ilaçlarının ev ve iş yerlerinde kullanılmasının insan sağlığı açısından risk oluşturabileceğini belirtirken kapalı alanlarda yalnızca biyosidal ürünlerin kullanılması gerektiğini söyledi. Şahbaz, bazı maddelerin vücutta birikerek uzun vadede sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>“EVLERDE BİYOSİDAL İLAÇLAR KULLANILIR”</strong><br />
Ev ilaçlamalarında ve tarım ilaçlamalarında kullanılan ilaçların farklı olması gerektiğini belirten Şahbaz, “Tarımda kullanılan ilaçlarla evlerde kullanılan ilaçlar aynı değildir. Evlerde kullanılan ürünlere biyosidal ilaçlar, bazı durumlarda ise halk sağlığı ilaçları denir. Bir büroyu, ofisi, fabrikayı veya başka bir kapalı alanı ilaçladığımızda kullanılan ürünlerin tarım ilaçlarıyla aynı olmaması gerekir. Tarım ilaçlarının bir kısmı, hedef alınan hayvanları veya böcekleri zehirleyerek öldürür. Buna karşılık biyosidal ürünlerde etki mekanizması her zaman doğrudan zehirleme şeklinde değildir. Bu nedenle evlerin içinde kullanılacak ürünlerin etken maddeleri farklıdır ve tarım ilaçları ev içinde kullanılmamalıdır” dedi.</p>

<p><img src="https://egedesonsozcom.teimg.com/egedesonsoz-com/uploads/2025/10/tugrul-sahbaz.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“TEMEL SORUN DOZ DEĞİL, YANLIŞ ETKEN MADDE”</strong><br />
“Bu da ilaç, o da ilaç” düşüncesiyle hareket etme sonucunda ortaya çıkabilecek tablo ile ilgili konuşan Şahbaz, “ Ev ilaçlaması yapan firmalara, hangi ürünleri ve etken maddeleri kullanmaları gerektiği konusunda eğitim verilir. Bu firmalar, kapalı alanlarda hangi ilaçların kullanılabileceğini bilirler. Ancak işi yeterince bilmeyen kişiler, “Bu da ilaç, o da ilaç.” düşüncesiyle tarım ilacını ev içinde kullanıyorlar. Bu durumda temel sorun doz değildir; yanlış etken maddenin kullanılmasıdır. Tarım ilacı, ev içinde hiç kullanılmamalıdır” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“TARIM İLAÇLARININ BİR KISMI YAĞ DOKUSUNDA DEPOLANABİLİR”</strong><br />
Şahbaz, tarım ilaçlarındaki bazı etken maddelerin vücutta birikerek uzun vadede çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu. Şahbaz, “Tarım ilaçlarının bir kısmı insan vücudunda, özellikle yağ dokusunda depolanabilir. Depolanan yağ hücresi zamanla parçalandığında, hücrenin içinde bulunan zararlı madde yeniden açığa çıkabilir ve kana geçebilir. Bu durum zehirlenmelere yol açabilir. Dolayısıyla tarım ilaçlarının zararlı etkilerini yalnızca ölüm üzerinden değerlendirmemek gerekir. Bu maddelerin insan sağlığı üzerinde uzun vadede ortaya çıkabilecek birçok zararlı etkisi bulunmaktadır” açıklamasında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/uzmanindan-uyari-evde-asla-kullanmayin</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 08:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/bocek-ilaclama-1024x693.png" type="image/jpeg" length="73926"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağırsak sağlığı uzmanı 'asla yemediği' 5 gıdayı açıkladı]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/bagirsak-sagligi-uzmani-asla-yemedigi-5-gidayi-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/bagirsak-sagligi-uzmani-asla-yemedigi-5-gidayi-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bağırsak sağlığı üzerine çalışan gastrointestinal fizyolog Jordan Haworth, sindirim sisteminin sağlığını korumak için tüketmekten kaçındığı 5 gıdayı açıkladı. Listede, sağlıklı olduğu düşünülen bazı besinlerin yanı sıra çiğ tüketilen besinler de var. İşte o gıdalar...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere merkezli Functional Gut Clinic'te görev yapan Jordan Haworth, yaklaşık 10 yıldır sindirim sistemi sorunlarının altında yatan nedenler üzerine çalışıyor.</p>

<p>Newsweek'e konuşan uzman, bağırsak sağlığının yalnızca sindirim sistemiyle sınırlı olmadığını, ruh hali, metabolizma, cilt ve bağışıklık sistemiyle de ilişkili olduğunu söyledi.</p>

<p>Haworth'a göre bağırsak sağlığını korumak için pahalı probiyotik takviyelere yönelmek gerekmiyor. Uzman, bunun yerine lif, polifenoller ve fermente gıdaları öne çıkarıyor.</p>

<p><strong>BAĞIRSAK SAĞLIĞININ TEMELLERİ</strong><br />
Fasulye, yulaf, elma, armut, tam tahıllar, chia tohumu gibi lif kaynaklarını, yanı sıra yaban mersini, kırmızı lahana, kahve, bitter çikolata ve zeytinyağı gibi polifenol içeren gıdaları ve yoğurt, kefir, kimchi ve lahana turşusu gibi fermente ürünleri "bağırsak sağlığının temelleri" arasında sayıyor.</p>

<p>Yeterli uyku, stres yönetimi ve haftada en az 150 dakika egzersiz yapılmasını da öneriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haworth'ın 'asla yemem' dediği 5 gıda ise şunlar:</p>

<p>1. ÇİĞ İSTİRİDYE<br />
Haworth'un listesinin ilk sırasında çiğ istiridye var. İstiridyelerin filtre ederek beslendiğini ve çevresindeki sudaki bakteri ve diğer patojenleri bünyelerinde biriktirebildiğini söyleyen uzman, çiğ istiridye tüketmek yerine pişirilmiş ürünleri tercih edeceğini belirtiyor.</p>

<p><strong>2. AZ PİŞMİŞ DANA BURGER</strong><br />
Uzmanın kaçındığı ikinci gıda, içi az pişmiş dana burger. Haworth, hamburger köftesinin biftekten farklı olarak kıyılmış etten hazırlanmasına dikkat çekiyor.</p>

<p>Etin yüzeyinde bulunan bakteriler, kıyma işlemi sırasında köftenin tamamına yayılabildiği için burgerin içinin de yeterince pişirilmesinin önemli olduğunu söylüyor.</p>

<p><strong>3. SUŞİ</strong><br />
Haworth'un listesindeki üçüncü gıda suşi. Suşi yapımında kullanılan balıkların genellikle parazitleri öldürmek amacıyla derin dondurma işleminden geçirildiğini belirten uzman, bunun tüm bakteriyel riskleri ortadan kaldırmadığını ifade etti.</p>

<p>Özellikle uzun süre raflarda beklemiş, yüksek oranda indirimli suşiler konusunda dikkatli olunmasını öneriyor.</p>

<p><strong>4. FİLİZL</strong>ER<br />
Sağlıklı beslenmeyle özdeşleştirilen filizlendirilmiş tohumlar da listede. Soya filizi, brokoli filizi gibi yenen filizlerin düşük kalorili, lif, vitamin, mineral ve sülforafan gibi bileşikler açısından zengin olduğunu kabul eden Haworth, üretim koşullarının gıda güvenliği açısından risk oluşturabileceğini savunuyor.</p>

<p>Uzmana göre, filizlerin sıcak ve nemli ortamlarda yetiştirilmesi bakterilerin çoğalması için uygun koşullar oluşturabiliyor.</p>

<p><strong>5. HAZIR PAKETLİ SALATALAR</strong><br />
Listenin en şaşırtıcı maddesi ise hazır paketlenmiş salatalar. Haworth, bu ürünlerde hasat, işleme, paketleme ve taşıma aşamalarının her birinin kontaminasyon için yeni bir fırsat yaratabileceğini belirtiyor.</p>

<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) de yapraklı yeşillikler ve diğer çiğ ürünlerin, pişirilmeden tüketilmeleri nedeniyle gıda zehirlenmesi salgınlarında sıklıkla ilişkilendirilen gıdalar arasında bulunduğunu belirtiyor.</p>

<p>Haworth, farklı kaynaklardan gelen çeşitli yeşilliklerin aynı pakette bir araya gelmesinin çapraz bulaşma ihtimalini artırabileceğini söylüyor.</p>

<p>Haworth'un yayın organıyla paylaştığı, yaklaşımına göre bağırsak sağlığını korumak, tek tek "mucize" gıdalara veya takviyelere odaklanmaktan çok, lif ve fermente gıdaları içeren dengeli bir beslenme düzeni, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku ve gıda güvenliğine dikkat etmekle ilişkili.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/bagirsak-sagligi-uzmani-asla-yemedigi-5-gidayi-acikladi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/f1068561-348a-441e-8995-1f8cfc407755.webp" type="image/jpeg" length="83839"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cips, salam ve soslarda yeni dönem: Yasak getiriliyor]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/cips-salam-ve-soslarda-yeni-donem-yasak-getiriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/cips-salam-ve-soslarda-yeni-donem-yasak-getiriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cips, sos, işlenmiş et, peynir ve balık ürünlerinde kullanılan bazı tütsü aroma vericileri için Türkiye'de yeni bir dönem başlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen takvim kapsamında, 10 farklı birincil tütsü aroma vericisinin kullanımı ve piyasaya arzı aşamalı olarak sonlandırılacak.</p>

<p>Düzenlemenin, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi'nin (EFSA) söz konusu aroma vericilerinin genotoksisite, yani genetik materyale zarar verme potansiyeline ilişkin riskin tamamen ortadan kaldırılamayacağı yönündeki değerlendirmesinin ardından Avrupa'da alınan kararlarla paralel olduğu belirtildi.</p>

<p><strong>İLK YASAK 2026'DA BAŞLAYACAK</strong><br />
SF-001 ile SF-010 arasında yer alan 10 birincil tütsü aroma vericisi için uygulanacak kısıtlamalar, ürün gruplarına göre farklı tarihlerde yürürlüğe girecek.</p>

<p>Cips, sos ve diğer ilgili gıda ürünlerinde ithalat ve piyasaya arz 1 Ekim 2026 itibarıyla sona erecek. İşletmeler arası satış için son tarih 1 Aralık 2026 olarak belirlenirken, bu ürünlerin üretimi, ithalatı ve piyasaya arzı 1 Ocak 2027'den itibaren tamamen yasaklanacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Et, peynir ve işlenmiş balık ürünlerinde ise daha uzun bir geçiş süresi uygulanacak. Bu ürünlerde söz konusu aroma vericilerinin ithalatı ve piyasaya arzı 1 Haziran 2028'e kadar devam edebilecek. Nihai yasak tarihi ise 1 Ağustos 2028 olacak.</p>

<p><strong>RAF ÖMRÜ TAMAMLANANA KADAR SATILABİLECEK</strong><br />
Yasakların yürürlüğe girmesinden önce üretilerek piyasaya sunulan ürünler için de geçiş hükmü getirildi. Buna göre, yasak tarihinden önce piyasaya arz edilen gıdalar, raf ömürleri sona erene kadar satışta kalabilecek.</p>

<p>Düzenleme, geleneksel yöntemlerle gerçekleştirilen tütsüleme işlemlerini ise kapsamıyor. İsli ve füme ürünlerde geleneksel tütsüleme yöntemiyle elde edilen aroma ile sanayide kullanılan birincil tütsü aroma vericileri birbirinden ayrılıyor.</p>

<p>Tüketicilerin, satın aldıkları ürünlerin içindekiler listesini kontrol ederek "tütsü aroma vericisi" ifadesinin bulunup bulunmadığına dikkat etmesi öneriliyor. (Cumhuriyet)</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/cips-salam-ve-soslarda-yeni-donem-yasak-getiriliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 11:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/0fc397cd-2a48-47a5-9cf1-b3d2550f26d8.jpg" type="image/jpeg" length="26700"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalıcı oje ve protez tırnak zararlı mı? Uzmandan kanser riski uyarısı]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/kalici-oje-ve-protez-tirnak-zararli-mi-uzmandan-kanser-riski-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/kalici-oje-ve-protez-tirnak-zararli-mi-uzmandan-kanser-riski-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalıcı oje ve protez tırnak uygulamalarında kullanılan kurutucu cihazlardaki ışıkların ciltte erken yaşlanmaya yol açabileceğini ve kanser riskini artırabileceğini belirten Prof. Dr. Ayşe Akman, sık uygulama yaptıranlara işlem öncesi güneş koruyucu kullanmaları veya parmak uçları açık eldiven giymeleri önerisinde bulundu. Akman, bu uygulamaların ayrıca tırnak yapısında hasar, mantar ve alerjik reaksiyonlara neden olabileceği uyarısını yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Akman, kalıcı oje ile protez tırnak uygulamalarında kullanılan kurutucu cihazlardaki ışıkların deride erken yaşlanmaya neden olabileceği ve kanser riskini artırabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Akman, güzellik salonları ve kuaförlerde yaygınlaşan kalıcı oje ile protez tırnak uygulamalarının cilt sağlığı üzerindeki risklerini değerlendirdi.</p>

<p>Tırnak sertleştirmede kullanılan ışık kaynaklarının zararlarına dikkati çeken Akman, "Tırnaklarımızı sertleştiren ışıklarda zararlı solaryum ışıkları gibi ışık dalga boyları olabiliyor ve derimizi yaşlandırıp kanser riskini artırabiliyor. Özellikle bu işlemi sık yaptıran kişileri uyarmak istiyorum. İşlem öncesinde tırnakları açıkta bırakan kesik eldiven giyebilirler veya ellerine güneş koruyucu krem sürebilirler." dedi.</p>

<p><strong>KALICI OJE TIRNAK YAPISINDA HASARA YOL AÇABİLİYOR</strong><br />
Tırnağa uygulanan kalın katmanların tırnak altı dokusunun muayenesini engellediğini vurgulayan Akman, bu nedenle gelişebilecek hastalıkların teşhisinde gecikmeler yaşandığını kaydetti.</p>

<p>Uygulamanın tırnak yapısında kalıcı hasarlara yol açabildiğine de dikkati çeken Akman, "Kalıcı oje veya protez tırnak uygulamalarının tırnak yapısını bozabilme ihtimalini göz önünde bulundurmak lazım. Mantar veya 'distrofi' dediğimiz kalıcı deformasyonlara neden olabilir. Bu tür işlemler yapıldığında tırnakta bir değişim meydana gelse bile takibi zorlaşıyor çünkü tırnak altını değerlendiremiyoruz." diye konuştu.</p>

<p><strong>KİMYASAL BİLEŞENLER ALERJİK REAKSİYON RİSKİNİ ARTIRIYOR</strong><br />
Oje bileşenlerinin vücudun farklı noktalarında temas yoluyla alerjik reaksiyon oluşturabileceğini anlatan Akman, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Sıradan bir ojeyi bile sürdüğümüzde, tırnağımızın temas ettiği göz kapağı gibi hassas bölgelerde kontakt egzama gelişebilir veya elimizde herhangi bir yerde olabilir. Bu ürünlerin sık kullanımında, uygulamayı yapan kuaförler ve tırnak uzmanlarında da alerjik reaksiyon riski olabilir. Klinikte uyguladığımız kozmetik yama testleriyle, hangi kimyasala karşı alerji geliştiğini saptayarak kişilerin bu maddeleri içermeyen ürünlere yönelmesini sağlıyoruz."</p>

<p>Akman, tırnak yapısında renk veya biçim değişikliği fark eden kişilerin zaman kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurması gerektiğinin altını çizdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Makyaj konusunda da değerlendirmelerde bulunan Akman, uygun makyaj ve doğru ürün kullanımının cildi dış etkenlerden koruyabileceğini dile getirdi.</p>

<p>Her makyaj ürününün aynı etkiyi sağlamayacağını, yanlış ve kalitesiz içeriklerin dermatolojik sorunlara yol açabileceğini ifade eden Akman, ürünlerin eczane kanalıyla alınması gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/kalici-oje-ve-protez-tirnak-zararli-mi-uzmandan-kanser-riski-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/42f57fa6-e215-4412-9c83-afa85f67444b.webp" type="image/jpeg" length="10027"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yatağa girer girmez uykuya dalıyorsanız dikkat!]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/yataga-girer-girmez-uykuya-daliyorsaniz-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/yataga-girer-girmez-uykuya-daliyorsaniz-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uykuya çok hızlı dalmanın bazı uyku bozukluklarının işareti olabileceğini söyleyen uzmanlar, sağlıklı bireylerde uykuya dalma süresinin 10-20 dakika arasında olduğunu söylüyor. Uyku kalitesi için kısa öğle uykuları önemli!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yatağa girdikten birkaç dakika sonra uykuya dalmak, her zaman sağlıklı ve kaliteli bir uykunun göstergesi olmayabilir. Uzmanlara göre uyku apnesi, narkolepsi ve günlük uyku döngüsünün bozulduğu vardiyalı çalışma gibi durumlar uykuya geçiş süresini kısaltabiliyor.</p>

<p>Cumhuriyet’ten Taylan Gülkanat’ın haberine göre, Prof. Dr. Mehmet Sezai Taşbakan, sağlıklı kişilerde uykuya dalma süresinin genellikle 10-20 dakika arasında olduğunu belirtti. Taşbakan, uyku apnesi ve narkolepsi gibi aşırı uykululuğa yol açan rahatsızlıklarda bu sürenin 5 dakikanın altına düşebildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>30 dakikayı aşması da sorunlara işaret edebilir</strong><br />
Uykuya geçiş süresinin uzaması da bazı rahatsızlıklarla ilişkili olabiliyor. Taşbakan, huzursuz bacaklar sendromu ve insomnia gibi durumlarda uykuya dalmanın 30 dakikayı aşabildiğini söyledi. Yatak odasındaki ışık, ses ve sıcaklık koşullarının uygun olmaması da uykuya geçişi geciktirebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kısa öğle uykusu önerisi</strong><br />
Uyku kalitesinin artırılması için 10-30 dakikalık kısa öğle uykularını öneren Taşbakan, bu sürenin dinlenme ve performans açısından fayda sağlayabileceğini belirtti. Öğleden sonraya sarkan ve 60 dakikayı aşan uykuların ise gece uykuya dalmayı zorlaştırabileceği uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/yataga-girer-girmez-uykuya-daliyorsaniz-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/7fa22bde-4c30-4011-bfa5-139208ce8f3d.webp" type="image/jpeg" length="98212"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalıcı oje ve protez tırnak yaptıranlar dikkat!]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/kalici-oje-ve-protez-tirnak-yaptiranlar-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/kalici-oje-ve-protez-tirnak-yaptiranlar-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Akman, kalıcı oje ile protez tırnak uygulamalarında kullanılan kurutucu cihazlardaki ışıkların deride erken yaşlanmaya neden olabileceği ve kanser riskini artırabileceği uyarısında bulundu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Akman, güzellik salonları ve kuaförlerde yaygınlaşan kalıcı oje ile protez tırnak uygulamalarının cilt sağlığı üzerindeki risklerini değerlendirdi.</p>

<h3><strong>"DERİMİZİ YAŞLANDIRIP KANSER RİSKİNİ ARTIRABİLİYOR"</strong></h3>

<p>Tırnak sertleştirmede kullanılan ışık kaynaklarının zararlarına dikkati çeken Akman, "Tırnaklarımızı sertleştiren ışıklarda zararlı solaryum ışıkları gibi ışık dalga boyları olabiliyor ve derimizi yaşlandırıp kanser riskini artırabiliyor. Özellikle bu işlemi sık yaptıran kişileri uyarmak istiyorum. İşlem öncesinde tırnakları açıkta bırakan kesik eldiven giyebilirler veya ellerine güneş koruyucu krem sürebilirler" dedi.</p>

<h3><strong>KALICI OJE TIRNAK YAPISINDA HASARA YOL AÇABİLİYOR</strong></h3>

<p>Tırnağa uygulanan kalın katmanların tırnak altı dokusunun muayenesini engellediğini vurgulayan Akman, bu nedenle gelişebilecek hastalıkların teşhisinde gecikmeler yaşandığını kaydetti.</p>

<p>Uygulamanın tırnak yapısında kalıcı hasarlara yol açabildiğine de dikkati çeken Akman, "Kalıcı oje veya protez tırnak uygulamalarının tırnak yapısını bozabilme ihtimalini göz önünde bulundurmak lazım. Mantar veya distrofi dediğimiz kalıcı deformasyonlara neden olabilir. Bu tür işlemler yapıldığında tırnakta bir değişim meydana gelse bile takibi zorlaşıyor çünkü tırnak altını değerlendiremiyoruz." diye konuştu.</p>

<h3><strong>KİMYASAL BİLEŞENLER ALERJİK REAKSİYON RİSKİNİ ARTIRIYOR</strong></h3>

<p>Oje bileşenlerinin vücudun farklı noktalarında temas yoluyla alerjik reaksiyon oluşturabileceğini anlatan Akman, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sıradan bir ojeyi bile sürdüğümüzde, tırnağımızın temas ettiği göz kapağı gibi hassas bölgelerde kontakt egzama gelişebilir veya elimizde herhangi bir yerde olabilir. Bu ürünlerin sık kullanımında, uygulamayı yapan kuaförler ve tırnak uzmanlarında da alerjik reaksiyon riski olabilir. Klinikte uyguladığımız kozmetik yama testleriyle, hangi kimyasala karşı alerji geliştiğini saptayarak kişilerin bu maddeleri içermeyen ürünlere yönelmesini sağlıyoruz."</p>

<p>Akman, tırnak yapısında renk veya biçim değişikliği fark eden kişilerin zaman kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurması gerektiğinin altını çizdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Makyaj konusunda da değerlendirmelerde bulunan Akman, uygun makyaj ve doğru ürün kullanımının cildi dış etkenlerden koruyabileceğini dile getirdi.(</p>

<p>Her makyaj ürününün aynı etkiyi sağlamayacağını, yanlış ve kalitesiz içeriklerin dermatolojik sorunlara yol açabileceğini ifade eden Akman, ürünlerin eczane kanalıyla alınması gerektiğini sözlerine ekledi. (AA)</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/kalici-oje-ve-protez-tirnak-yaptiranlar-dikkat</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 17:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/960x540-42-10.jpeg" type="image/jpeg" length="79891"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kontenjanların azaltılmasına odadan destek: Mesleğimiz eski kıymetini tekrar kazanacak]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/kontenjanlarin-azaltilmasina-odadan-destek-meslegimiz-eski-kiymetini-tekrar-kazanacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/kontenjanlarin-azaltilmasina-odadan-destek-meslegimiz-eski-kiymetini-tekrar-kazanacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YKS yerleştirme sonuçlarında devlet üniversitelerindeki eczacılık fakültelerinin genel kontenjanları tamamen dolarken, kontenjanların azaltılmasını değerlendiren İzmir Eczacılar Odası Başkanı Savaş Kılıççıoğlu “Ülkemizde mevzuatımız gereği 3 bin 500 gibi bir eczane sınırlaması var. Devir sayıları da yeni gelen mezunlara yetişmiyordu. Yeni eczane açılamıyordu. Şimdi bir denge oluşacak. Bu sayede eczacılık mesleği de tekrar eski kıymetini kazanacaktır” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Buse AÇIKALIN/EGEDESONSÖZ</strong>- 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (2026-YKS) yerleştirme sonuçlarına göre, Devlet üniversitelerinde lisans programlarının doluluk oranı yüzde 99,15, ön lisans programlarının doluluk oranı yüzde 99,98, toplam doluluk oranı ise yüzde 99,52 olarak gerçekleşti.</p>

<p>Başarı sırası barajı bulunan tıp, diş hekimliği, eczacılık ve hukuk programlarında ise devlet üniversitelerinin yurt içi kampüslerinin genel kontenjanlarının tamamı doldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuyla ilgili Egedesonsöz’e değerlendirmelerde bulunan İzmir Eczacılar Odası Başkanı Savaş Kılıççıoğlu, eczacılık fakültelerinde kontenjanların azaltılması ile birlikte yeni bir denge oluşacağını ve eczacılık mesleğinin tekrardan kıymetinin bilineceği dile getirdi.</p>

<p><img alt="Savaskilicciogluu-3" class="detail-photo img-fluid" height="844" src="https://egedesonsozcom.teimg.com/egedesonsoz-com/uploads/2026/03/savaskilicciogluu-3.jpg" width="1500" /></p>

<p><strong>“ÇOK MEZUN VERİLMESİNİN SIKINTISINI YAŞADIK”</strong><br />
Kontenjanların düşürülmesinin olumlu bir haber olduğunu belirten Kılıççıoğlu, çok sayıda mezun verilmesiyle ilgili sektörün sıkıntı yaşadığını ifade etti. Kılıççıoğlu, “Bu sene kontenjanlar aşağı çekildi, bazı üniversitelerde yarı yarıya bazı üniversitelerde ise 3’te 1 oranında indirildi. Biz çok mezun verilmesinin sıkıntısını yaşıyorduk, onu da hep gündem yaptık, sesimiz karşılık buldu. Kontenjanlarda iyileştirme yapılınca, makul sayılara gelinince, tercihler dolmuş oldu” dedi.</p>

<p><strong>“MESLEK TEKRAR ESKİ KIYMETİNİ KAZANACAK”</strong><br />
Bir denge oluşacağını ve eczacılık mesleğinin tekrardan kıymetinin bileceğini aktaran Kılıççıoğlu, “Ülkemizde mevzuatımız gereği 3 bin 500 gibi bir eczane sınırlaması var. Zaten eczane açamıyorlardı bu arkadaşlarımız. Devir sayıları da yeni gelen mezunlara yetişmiyordu. Şimdi bir denge oluşacak. Bu oluşan denge sayesinde eczacılık mesleği de tekrar eski kıymetini kazanacaktır. Hem mesleğimiz adına hem meslektaşlarımız adına çok memnunuz” şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/kontenjanlarin-azaltilmasina-odadan-destek-meslegimiz-eski-kiymetini-tekrar-kazanacak</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 08:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2025/03/eczane-2224278.jpg" type="image/jpeg" length="37488"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim dünyası şokta! Yeni organ keşfedildi]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/bilim-dunyasi-sokta-yeni-organ-kesfedildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/bilim-dunyasi-sokta-yeni-organ-kesfedildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, insan kafatasının içinde beyne özgü bağışıklık yanıtlarını yöneten yepyeni bir organ keşfettiğini ortaya koydu. Şimdilik yalnızca fareler üzerinde tespit edilen bu yapıların insanda da bulunduğuna dair güçlü ipuçları bulunuyor. Uzmanlara göre, bu yapılar güçlendirilebilirse tıp dünyası ölümcül beyin kanserlerine karşı yeni bir silah elde etmiş olacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nature dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmada, St. Louis'deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden biyologlar, kafatasının içinde yeni bir bağışıklık organı tanımladılar.</p>

<p>Science Alert'te yer alan habere göre, şimdilik bu organ yalnızca farelerde bulundu; ancak araştırmacılar insanların da bunlara sahip olduğuna dair işaretler bulunduğunu dile getirdi.</p>

<p><strong>BEYİN KANSERLERİNE KARŞI YENİ SİLAH</strong><br />
Uzmanlara göre, bu yapılar daha da güçlendirilebilirse ölümcül beyin kanserlerine karşı yeni bir silah elde edilmiş olacak.</p>

<p>Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde beyin immünoloğu ve çalışmanın kıdemli yazarı Jonathan Kipnis, "Bu çalışma, kafatası kemik iliğinin yapısal bir çerçeveden çok daha fazlası olduğunu; beyne özgü bağışıklık yanıtları için önceden fark edilmemiş merkezlere ev sahipliği yaptığını ortaya koyuyor" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SAVUNMA HÜCRELERİNİ KAFATASI İÇİNDE EĞİTİP ÇOĞALTIYOR</strong><br />
Yeni çalışmanın arkasındaki ekip, önceki çalışmalarında beyin dokusundan, beyni çevreleyen en dıştaki koruyucu zardan geçerek kafatasına uzanan minik kanallar tespit ettiler.</p>

<p>Bu kez araştırmacılar, moleküllerin bu kanallar boyunca nasıl hareket ettiğini gözlemlemek için floresan izleyici proteinler kullandılar ve bu molekülleri nöronlardan kafatasının kemik iliğine kadar takip ettiler.</p>

<p>Sonunda bunları, lenf düğümlerinde oluşan ve bağışıklık hücreleri için eğitim kampı görevi gören yapılara çok benzeyen yapılara kadar takip ettiler.</p>

<p>Temel olarak bu yapılar, savunma hücrelerini doğrudan kafatasının içinde eğitip çoğaltıyor, vücudun uzak noktalarından takviye beklemeden tehlikelere karşı en ön safta mücadele başlatılmasını sağlıyor.</p>

<p>WashU'da hücre biyoloğu ve çalışmanın baş yazarı Jang Hyun Park, "Sağlıklı kemik iliğinde daha önce hiç böyle yapılar görmemiştik. Bu, karmaşık bir beynin kendini savunmak için kendi özelleşmiş bağışıklık yapılarına ihtiyaç duyduğunu gösteren heyecan verici bir keşif" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>HAYATTA KALMA ORANLARI ARTTI</strong><br />
Araştırmacılar bu fikri, özellikle kötü huylu bir beyin kanseri türü olan glioma fare modellerinde test ettiler. Saç derisinin altına bağışıklığı teşvik edici veya bastırıcı bileşiklerle zenginleştirilmiş bir hidrojel uygulayarak bu lenfoid yapıların aktivitesini değiştirdiler.</p>

<p>Kafatası lenfoid yapıları bozulan farelerde, kontrol farelerine göre çok daha agresif tümörler ve daha düşük sağkalım oranları görüldü.</p>

<p>Bununla birlikte, bağışıklığı artırıcı üç proteinden oluşan bir karışım verilen fareler, kafatası lenfoidlerinden daha güçlü bağışıklık tepkileri gösterdi, kanserleriyle daha etkili bir şekilde savaştı ve hayatta kalma oranlarını önemli ölçüde artırdı.</p>

<p><strong>BU YAPILAR İNSANLARDA DA OLABİLİR</strong><br />
Fareler üzerinde elde edilen bulgular mutlaka insanlara uyarlanamayabilir; ancak araştırmacılar insan kafatasının kemik iliğinde daha önce foliküler T hücrelerinin tespit edildiğini söylüyor; bu da bu yapıların kendi kafamızın içinde de gizli olabileceğinin bir ipucu olabilir.</p>

<p>Eğer durum buysa, bu gelişme beyin kanseriyle mücadele şeklinde büyük bir iyileşmeye işaret edebilir. Saç derisinin altına enjekte edilen bir hidrojel, tümörleri çıkarmak için yapılan tam beyin ameliyatından çok daha az invaziv.</p>

<p>Kipnis, "Bu bulgu, nöroimmünoloji hakkındaki mevcut anlayışımızı temelden değiştiriyor" dedi.</p>

<p>Kipnis, bu gelişmeyle beraber Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, şizofreni, uzun COVID ve bağışıklık bileşeni olan diğer pek çok nörolojik durum için tedavi geliştirme hakkındaki düşüncelerin değişebileceğini söyledi.</p>

<p>Bu tür tedavilerin büyük yan etkiler olmadan doğrudan kafatası üzerinden bağışıklık merkezlerine ulaşabileceğini dile getirdi.</p>

<p>Araştırma Nature dergisinde yayımlandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABERTÜRK</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/bilim-dunyasi-sokta-yeni-organ-kesfedildi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 14:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/3-831.jpg" type="image/jpeg" length="49823"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakım merkezlerinde “zombi” çocuklar: İlaçla uyutuluyorlar!]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/bakim-merkezlerinde-zombi-cocuklar-ilacla-uyutuluyorlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/bakim-merkezlerinde-zombi-cocuklar-ilacla-uyutuluyorlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KEDİ Otizm Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Serap Dikmen  engelli bireylerin bakım merkezlerinde yaşadığı sorunlara değindi. Ahmetoğlu “Bakım merkezlerinde bireylerin ruh gibi gezdiğini görüyoruz. Eğitimsiz personel çok fazla uğraşmasın diye çocukları ilaç uyutuyorlar. Uyutuyorlardan kastım ama orada bir ilaç yüklemesi yapılıyor. Hatta bu nedenle ölümler de oldu. Hatta bu nedenle ölümler de oldu” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eylül VARDAR/EGEDESONSÖZ-</strong>Urla’da otizmli ve lösemi hastası evladını öldürdükten sonra yaşamına son veren annenin acı olayı, otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşadığı çaresizliği bir kez daha ülkenin gündemine taşıdı.</p>

<p>Yaşanan acı olayın ardından, KEDİ Otizm Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Serap Dikmen engelli bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları zorlukları Egedesonsöz’e açıklamalarda bulundu.</p>

<p><img alt="Serap Dikmen Ahmetoğlu" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://egedesonsozcom.teimg.com/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/serap-dikmen-ahmetoglu.webp" width="1280" /></p>

<p><strong>ÇOCUKLAR İLAÇLA UYUTULUYOR</strong><br />
Dikmen, bazı bakım merkezlerinde çocukların ilaç uyutulduğunu belirterek “Bir zihinsel engelli bireyin ölümüyle ilgili aile soruşturma açılmasını istiyor ama iddianamesi 1,5 yıldır yazılamadı. Böyle bir olayda izlediğimiz videolarda bireylerin ruh gibi gezdiğini görüyoruz. Bakım merkezlerinde kötü muamele, ihmal gibi nedenlerle çocukların, gençlerin hastaneye gitmediklerini ya da yaşamlarına saygısızlık yapıldığını görürüz. Bu konuda personel bilinçlendirilmeli. Orada hiçbir şekilde bir program uygulanmıyor. Açıkçası tek yaptıkları zaman geçirtmek. Hatta bu işte eğitimsiz personel çok fazla uğraşmasın diye çocukları ilaç uyutuyorlar. Uyutuyorlardan kastım ama orada bir ilaç tiplemesi yapılıyor. Hatta bu nedenle ölümler de oldu” dedi.</p>

<p><strong>ÇOCUK ÖLDÜ, KARAR İSTİNAFTAN DÖNDÜ, HEPSİ SERBEST!</strong><br />
Serap Dikmen geçmişte bakım merkezlerinde yaşanan sorunları kamuoyuna taşımak için eylemler yaptıklarını belirterek “Sosyalleşme yok o bakım merkezlerinde. Bununla ilgili Niğde'deki olayın ardından Konak'ta Hayat İçin Nöbet Eylemi yaptık. Eylemin nedeni oradaki bakım merkezinin kötü durumuyla ilgiliydi. Niğde'de bakım merkezinde dokuz yaşında bir çocuğun ölümü bu eylemi fitilledi. Ölümden sonra orada bulunan kameradaki videoların geriye dönük incelemelerine de bakıldığında bakım personelinin bir sürü ihmalini, şiddetini ortaya çıkaran rapor hazırlandı. Bununla ilgili dava açıldı. O davada ilk defa emsal karar verildi. İşkence eden bakıcılar hüküm giydi. Fakat maalesef ki bu yılın başında bu karar istinaftan döndü. Şimdi hepsi serbest” şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="Park 1030X687" class="detail-photo img-fluid" height="687" src="https://egedesonsozcom.teimg.com/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/park-1030x687.jpg" width="1030" /></p>

<p><strong>“ETKİN BİR DENETİM MEKANİZMASI KURULMALI”</strong><br />
Dikmen bakım merkezlerinin etkin biçimde denetlemesi gerektiğini belirterek “Sivil toplumun da dahil edildiği etkin bir denetim mekanizması kurulmasını istiyoruz bu bakım merkezlerinde. Birkaç ay önce İzmir'de bir aile, çocuğunu bakım merkezine yatırmak durumunda kalmış çocuğunu ve yatırdığı gibi geri almış. Çünkü oradaki muameleyi görmüş. Hem diğer çocuklara hem kendi çocuğuna. Bize aktardığı bilgi bu. Bunlar birer insan. Bakıma muhtaç birer insan. Orada geçirdikleri zamanın kaliteli zamana dönüştürülmesi gerekiyor. Bir tutukevi, bir hapishane gibi olmaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“ÖZEL EĞİTİM SAATLERİ YETERSİZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Milli eğitimdeki eksikliklere değinen Dikmen sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>"Milli eğitimde de sorunlar yaşıyoruz. Bir kere özel eğitim alanında mezun öğretmenler az. Bu bir sorun. Özel eğitim okullarında dahi özel eğitim öğretmeni alınmadığını görüyoruz. Kaynaştırma eğitimi de var. Kaynaştırma eğitimlerindeki en büyük problemimiz de bireyselleştirilmiş eğitim planlarının uygulanmaması. Bunun dışında bakım merkezlerinde sorunlar var. Özel eğitim saatleri çok yetersiz. Ayda 8 saat. Aynı zamanda her yerde aynı özel eğitim sistemini uygulanmıyor. Çünkü zaten özel kurumlar kendi haline bırakılmış kurumda. Aslında devletin içinde yürümesi gereken bir sistem. Parası olan kişiler ek terapiye başvuruyor. Ek terapi alamayan çocukların daha az gelişme gösterdiğini çok rahatlıkla görebiliyoruz. Ayrıca bütün bu eğitimler bitince çocukların tek başına hayata karışabilmek için hazır olmadıklarını biliyorum. Çocuğun yaşam kalitesi de, aslında yaşamını sürdürülmesi de aileye bağlı. Bu böyle olmamalı. Bizim savımız bu”</p>

<p><strong>YİNE BİR ŞEY YAPILMADIĞINI GÖRÜYORUZ</strong></p>

<p>Eylem planlarının uygulanma süreçlerine dikkat çeken Dikmen, kâğıt üstündeki kararların sahaya yansımadığını belirterek şunları söyledi:</p>

<p>“2019'da bizim camiamız hareketlendi. Otizm eylem planını uygulansın diye bir hareket içine girdik. Bu sırada 2019'da başlamadan 2018'de Millet Meclisinde bir komisyon kuruldu. Otizm, Down sendromu ve diğer gelişimsel bozuklukları olan çocuk ve bireylerin için komisyon kuruldu. O komisyon yaklaşık bir buçuk yıl çalıştı. Raporunu yayınladı. Orada da bütün sorunlar çözüm önerileriyle, yapılması gerekenlerle yer aldı. Bu eylem planlarını aslında ilk izleme komisyonlarında ilgili bakanlıkların müdürlükleri, ilgili derneklerle yıl içerisinde uzun periyotlarla yapılan çalışmaları izliyoruz ama açıkçası izleyemiyoruz. Çünkü aslında yine bir şey yapılmadığını görüyoruz. Bize derneklere gelen şikayetlerden biliyoruz. Örneğin sağlık sisteminde yaşanan sorunların en başında raporlamalar var. Yani sürekli ailelerin bir hastaneye gidip gelme, zorunlulukları oluyor. Bu da ailelere yoran bir şey."</p>

<p><strong>“SİYASET ÜSTÜ MESELA DENİYOR AMA AKSİNE TAM BİR POLİTİK MESELE”</strong></p>

<p>Siyasi partilerin ve devletin bütüncül bir engelli politikasının olmadığını ifade eden Serap Dikmen, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:</p>

<p>"Şu anda mecliste bir tane engelli araştırma komisyonumuz var. Sürekli anlatıyoruz özel olarak neler yaşandığı hakkında. Aslında herkes bütün sorunları da biliyor. Engelliler için siyaset üstü mesela deniyor ama aksine tam bir politik mesele. Engellilere daha çok sadaka kültürüyle yaklaşan bir toplumda yaşıyoruz. O senden zaten aşağıda bir yerde. Sen ona acıyacaksın, lütfedeceksin, karnını doyuracaksın. Öyle bir anlayış olduğu için hak temelli bir bakış yok engelli bireylere. Hiçbir partinin doğru düzgün bir engelli politikası yok. Devletin de yok. Engelli politikasına kavuştuğumuz zaman, bütçe ayrıldığı zaman bu işler adım adım çözülecek gibi görünüyor”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/bakim-merkezlerinde-zombi-cocuklar-ilacla-uyutuluyorlar</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/otizm.jpg" type="image/jpeg" length="38614"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Moderna'nın kanser aşısı denemeleri olumlu sonuçlandı!]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/modernanin-kanser-asisi-denemeleri-olumlu-sonuclandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/modernanin-kanser-asisi-denemeleri-olumlu-sonuclandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Moderna ve Merck tarafından geliştirilen mRNA tabanlı aşı 4. evre melanom (cilt kanseri) hastalarında yürütülen Faz 3 çalışmasında olumlu sonuç verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Moderna'nın Merck ile birlikte geliştirdiği kişiselleştirilmiş mRNA kanser tedavisinin, Faz 3 çalışmasında melanomun nüks etme ve yayılma riskini azalttığı görüldü.</p>

<p>Moderna hisseleri, melanom ilacı kombinasyonunun Faz 3 çalışmada tek başına Keytruda tedavisinden daha iyi sonuç vermesinin ardından, ABD piyasalarındaki erken işlemlerde yüzde 102'ye yükseldi.</p>

<p>S&amp;P 500 sağlık sektörü endeksi yüzde 2.7 yükselerek rekor seviyeye ulaştı ve gösterge endeksteki sektörler arasında en büyük yükselişi kaydetti.</p>

<p>INTerpath-001 çalışmasında, araştırma aşamasındaki mRNA tabanlı kişiselleştirilmiş neoantijen tedavisi, tamamen cerrahi olarak çıkarılmış evre IIB-IV melanom hastalarında Keytruda ilacıyla birlikte test edildi.</p>

<p>Çalışma, hastalıksız sağkalım açısından birincil sonlanım noktasına ve uzak metastazsız sağkalım açısından önemli bir ikincil sonlanım noktasına ulaştı.</p>

<p>Kombinasyon tedavisi, daha önce herhangi bir sistemik tedavi almamış ve cilt melanomu tamamen cerrahi olarak çıkarılmış evre IIB, IIC, III veya IV hastalarda, yalnızca Keytruda tedavisine kıyasla her iki ölçütte de istatistiksel olarak anlamlı iyileşme sağladı.</p>

<p>Bu sonuç, kişiselleştirilmiş neoantijen tedavisi ve mRNA tabanlı kanser tedavisi alanlarında elde edilen ilk olumlu Faz 3 sonuç olma özelliğini taşıyor.</p>

<p>Çalışma aynı zamanda, cerrahi olarak çıkarılmış melanom hastalarında adjuvan tedavi ortamında yalnızca Keytruda'ya kıyasla klinik açıdan anlamlı bir iyileşme gösteren ilk Faz 3 çalışma oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Intismeran ve Keytruda'nın güvenlilik profilleri, daha önce bildirilen çalışmalarla uyumlu kaldı ve yeni bir güvenlilik sinyali gözlenmedi. Çalışma, genel sağkalım da dahil olmak üzere diğer önemli ikincil sonlanım noktalarını değerlendirmeye devam edecek.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABERTÜRK</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/modernanin-kanser-asisi-denemeleri-olumlu-sonuclandi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 19:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/16-207.jpg" type="image/jpeg" length="42959"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz sıcakları yenidoğanlarda sıvı kaybı riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/yaz-sicaklari-yenidoganlarda-sivi-kaybi-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/yaz-sicaklari-yenidoganlarda-sivi-kaybi-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Yenidoğan Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Öktem, yaz aylarında artan sıcaklıkların özellikle yenidoğan bebeklerde sıvı kaybı riskini artırdığını ve bu durumun kısa sürede ciddi tablolara dönüşebileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Öktem, fazla giydirme, yetersiz beslenme, emzirme sırasında yaşanan sorunlar, kusma ve ishal gibi durumların bebeğin ihtiyacından daha fazla sıvı kaybetmesine neden olabileceğini vurguladı.</p>

<p>Öktem, yenidoğan bebeklerde vücut sıvısı dengesinin yetişkinlere kıyasla çok daha hassas seyrettiğini aktararak, "İdrar miktarında azalma, ağız kuruluğu, gözyaşının olmaması, bıngıldakta çöküklük, halsizlik veya huzursuzluk gibi bulgular, sıvı kaybını gösterebilir. Özellikle yüksek sıcaklık, bebeğin fazla giydirilmesi ve yeterli beslenememesi, sıvı kaybını hızlandırabiliyor. Ailelerin özellikle idrar takibine ve bebeğin genel durumundaki değişikliklere dikkat etmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bebeğin ön bıngıldağında çöküklük görülmesinin de dikkat edilmesi gereken bulgulardan biri olduğuna değinen Öktem, ciltte esnekliğin azalması, bebeğin halsiz veya huzursuz olması gibi değişikliklerin sıvı kaybına işaret edebileceğini kaydetti.</p>

<p>Öktem, yenidoğanlarda sıvı kaybının bazı belirtilerinin aileler tarafından evde fark edilebileceğini vurgulayarak, "6 saatten uzun süre idrar çıkışının olmaması, idrarın az ve koyu renkli olması, ağız kuruluğu, tükürük miktarının azalması ve gözyaşının görülmemesi, sıvı kaybının belirtileri arasında yer alıyor." ifadesini kullandı.</p>

<p><strong>"Yenidoğan bir bebeğin vücut ısısı 36,5-37,5 derece arasında olmalı"</strong></p>

<p>Sıvı kaybından korunmada düzenli beslenmenin önemli olduğunu vurgulayan Öktem, bebeğin en geç 2-3 saatte bir beslendiğinden ve süt miktarının yeterli olduğundan emin olunması gerektiğini aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öktem, sıvı kaybı belirtileri görülen bebeklerde yalnızca düzenli beslenmenin yeterli olmayabileceğine dikkati çekerek, "Özellikle ağır ve ileri süreçlerde, bebeği desteklemek amacıyla serum sıvı tedavisinin de kullanılması gerekebilir. Bu nedenle, bu tür klinik tablolar görüldüğünde mutlaka çocuk hekimine veya yenidoğan uzmanına başvurulmalı ve gerekli değerlendirmeler yapılmalı." değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Yenidoğanların bulunduğu oda sıcaklığının da yakından takip edilmesi gerektiğini belirten Öktem, yaz günlerinde oda sıcaklığının 22-24 derece arasında tutulmasını önerdi.</p>

<p>Öktem, bebeğin gereğinden fazla giydirilmesinin de sıvı kaybını artırabileceğini hatırlatarak, şunları kaydetti:</p>

<p>"Klima, vantilatör veya cam açarak odayı havalandırmak mümkün ancak havanın doğrudan bebeğe temas etmemesi gerekiyor. Genel kuralımız, anne ve babanın evde ne giydiğine bakarak, bebeğe de yaklaşık bir kat daha fazla kıyafet giydirilmesi. Bebeği çok katlı giydirmekten kaçınmak gerekiyor. Ailelerin bebeğin vücut sıcaklığını değerlendirirken yalnızca el ve ayaklarına bakması doğru değil. Bebeğin el ve ayaklarındaki dolaşım yeterli olmadığı için bu bölgeler daha soğuk hissedilebilir. Bu nedenle anne ve babanın bebeği daha soğuk zannederek gereğinden fazla giydirmesi, sıvı kaybına yol açabilir. Evde termometre bulundurulmasını öneriyoruz. Bebeğin göğüs veya ense bölgesinde ısı artışı hissedildiğinde ölçüm yapılmalı. Yenidoğan bir bebeğin vücut ısısı 36,5-37,5 derece arasında olmalı."</p>

<p>Yenidoğanlarda sıvı kaybının yalnızca susuzlukla sınırlı kalmadığını aktaran Öktem, özellikle yaz aylarında sarılık riskinin de göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkati çekti.</p>

<p>Öktem, sıvı alımının azalmasıyla bebeğin idrar ve kaka yapımının da azaldığını belirterek, "Bu durum, sarılığın atılmasını zorlaştırabiliyor. Bebekte beslenememe, belirgin halsizlik, ciltte ve ağızda kuruluk gibi bulgular görülmesi halinde beklenmemesi gerekiyor. Bu belirtileri tespit ettiğimiz zaman, en yakın sağlık kuruluşuna veya hekimimize başvurmalı, gerekli tahlil ve muayeneleri yaptırmalıyız. Bebeğin beslenmesini doğru şekilde düzenleyerek, bu sorunların önüne geçebiliriz." değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/yaz-sicaklari-yenidoganlarda-sivi-kaybi-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 17:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/a-a-20260819-42250861-42250860-y-a-z-s-i-c-a-k-l-a-r-i-y-e-n-i-d-o-g-a-n-l-a-r-d-a-s-i-v-i-k-a-y-b-i-r-i-s-k-i-n-i-a-r-t-i-r-i-y-o-r.jpg" type="image/jpeg" length="62686"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yürürken artan bacak ağrısı bel bölgesindeki kanal darlığının habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/yururken-artan-bacak-agrisi-bel-bolgesindeki-kanal-darliginin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/yururken-artan-bacak-agrisi-bel-bolgesindeki-kanal-darliginin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Engin Çetin, yürürken artan ve dinlenmeyle hafifleyen bacak ağrısı, uyuşma veya güçsüzlük gibi şikayetlerin bel bölgesindeki kanal darlığının belirtileri arasında yer alabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, yürüme mesafesinin giderek kısalması ve yürürken bacaklarda ağrı, uyuşma veya güçsüzlük hissedilmesi her zaman yaşlanmanın doğal bir sonucu olmayabiliyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Çetin, omurgada yaşa bağlı gelişen değişikliklerin zamanla omurilik ve sinirlerin geçtiği kanalın daralmasına ve sinir dokuları üzerinde baskı oluşmasına yol açabildiğini aktardı.</p>

<p>Çetin, omurganın yaşam boyunca vücudun ağırlığını taşıdığını ve yürüme, eğilme, dönme gibi günlük hareketlerin önemli bir bölümüne eşlik ettiğini vurgulayarak, "Yaş ilerledikçe omurgada bazı yapısal değişikliklerin ortaya çıkması doğal bir süreçtir. Özellikle omurlar arasında bulunan disklerde yaşla birlikte su kaybı ve elastikiyet azalması görülebilir. Disk yüksekliğinin azalması omurgaya binen yüklerin dağılımını değiştirir. Bu değişikliklere zaman içerisinde omurga eklemlerinde büyüme, kemik çıkıntıları ve bağ dokularında kalınlaşmanın eşlik edebiliyor. Tüm bu süreç genel olarak dejenerasyon olarak adlandırılır." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Omurgada yıllar içerisinde ilerleyen dejeneratif değişikliklerin bazı kişilerde omurilik ve sinirlerin geçtiği kanalın daralmasına neden olabildiğini belirten Çetin, bu durumun "spinal kanal darlığı" olarak tanımlandığını kaydetti.</p>

<p>Çetin, bel bölgesindeki kanal darlığında bel ve bacak ağrısı, bacaklarda uyuşma veya karıncalanmanın yanı sıra özellikle ayakta kalma ve yürüme sırasında yakınmaların görülebildiğini aktararak, "Hastalar belirli bir mesafe yürüdükten sonra bacaklarında ağrı, uyuşma, karıncalanma veya güçsüzlük hissedebilir. Şikayetlerin artmasıyla kişi, yürümeye ara verme ve dinlenme ihtiyacı duyabilmektedir. Oturma veya belden öne doğru eğilme ise çoğu hastada rahatlama sağlayabilir." değerlendirmesini yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p> "<strong>Uygulanacak cerrahi yöntem kişiye özel olarak planlanır"</strong><br />
Yürüme kapasitesindeki azalmanın her zaman omurga kaynaklı olmayabileceğine işaret eden Çetin, nörolojik muayenenin de önem taşıdığını belirtti.</p>

<p>Özellikle ileri yaşta daha önce rahatlıkla yürüyebilen bir kişinin zaman içerisinde daha kısa mesafelerde durup dinlenme ihtiyacı duymasının değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>

<p>"Bacaklarda uyuşma, güç kaybı, sık takılma, düşme veya belirgin denge sorunlarının da eşlik etmesi halinde nörolojik muayenede önem taşır. Özellikle yeni başlayan idrar veya dışkı kontrol problemi ile kasık bölgesinde uyuşma gibi belirtiler daha hızlı tıbbi değerlendirme gerektirir. Bu tür bulguların ortaya çıkması halinde yalnızca görüntüleme sonuçlarının beklenmemesi ve hastanın klinik değerlendirmeden geçirilmesi önem taşımaktadır. Belirtilerin ne zaman başladığı ve zaman içerisinde nasıl değiştiğinin de hekim tarafından değerlendirilmesi de çok önemlidir."</p>

<p>Kanal darlığı tanısı alan her hastanın cerrahi tedaviye ihtiyaç duymadığını aktaran Çetin, tedavi kararının yalnızca MR görüntüsüne göre verilmediğinin altını çizdi.</p>

<p>Çetin, hastanın şikayetlerinin şiddeti, günlük yaşam üzerindeki etkisi, yürüme kapasitesi ve nörolojik muayene bulgularının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Hafif veya orta düzeyde yakınmaları bulunan hastalarda egzersiz programları, fizik tedavi uygulamaları, günlük yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi, kilo kontrolü ve uygun ilaç tedavileri değerlendirilmelidir. Hastanın durumuna göre bel bölgesine yönelik enjeksiyon tedavileri de seçenekler arasında yer almaktadır." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tedaviye rağmen devam eden ve yaşam kalitesini belirgin şekilde bozan şikayetlerde cerrahi tedavinin gündeme gelebildiğini belirten Çetin, yürüme mesafesinin ciddi biçimde azalmasının veya sinir fonksiyonlarında ilerleyici kayıp gelişmesinin cerrahi değerlendirme gerektirebildiğini kaydetti.</p>

<p>Çetin, "Cerrahi tedavide temel amaç sinir dokuları üzerindeki baskıyı ortadan kaldırarak hastanın şikayetlerini azaltmak ve fonksiyonları iyileştirmektir. Uygulanacak cerrahi yöntem kişiye özel olarak planlanır." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><strong> "Rutin olarak vida ve füzyon uygulanması doğru bir yaklaşım değil"</strong><br />
Bazı hastalarda yalnızca sinirler üzerindeki baskının kaldırılmasının, yani "dekompresyon" işleminin yeterli olabildiğini aktaran Çetin, her kanal darlığı hastasında rutin olarak vida ve füzyon uygulanması doğru bir yaklaşım olmadığını, cerrahi yöntemin hastanın omurga yapısı, kanal darlığı özellikleri ve klinik bulgularının birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gerektiğine dikkati çekti.</p>

<p>Endoskopik dekompresyonun bel bölgesindeki daralmış kanal ve sinirlerin özel bir kamera sistemiyle görüntülenerek sinir üzerindeki baskının küçük bir giriş yerinden giderilmesini sağlayan minimal invaziv bir yöntem olduğu bilgisini paylaşan Çetin, şunları kaydetti:</p>

<p>"Uygun hastalarda daha küçük bir cerrahi giriş ve çevre dokular mümkün olduğunca korunması ameliyat sonrası sürece katkı sağlayabilmektedir. Bu yaklaşım bazı hastalarda ameliyat sonrası ağrının daha az olmasına ve günlük yaşama dönüş sürecinin daha kısa olabilmesine katkı sağlayabilir. Ancak endoskopik cerrahi her kanal darlığı hastası için uygun değildir."</p>

<p>Yaşlanmanın omurgada bazı değişiklikleri beraberinde getirebildiğini ancak belirgin yürüme kaybının yaşlılığın doğal bir sonucu olarak kabul edilmemesi gerektiğini belirten Çetin, özellikle yürümekle artan bacak ağrısı, uyuşma veya güçsüzlük yaşayan kişilerin omurga ve kanal darlığı açısından değerlendirilmesi gerektiğini aktardı.</p>

<p>Çetin, "MR görüntüsünde kanal darlığı görülmesi tek başına ameliyat planlaması için yeterli değildir. Asıl belirleyici olan görüntüleme bulgusu hastanın şikayetleri ve fonksiyon kaybıyla ne ölçüde örtüştüğüdür." değerlendirmesini yaptı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/yururken-artan-bacak-agrisi-bel-bolgesindeki-kanal-darliginin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/a-a-20260819-42250482-42250481-y-u-r-u-r-k-e-n-a-r-t-a-n-b-a-c-a-k-a-g-r-i-s-i-b-e-l-b-o-l-g-e-s-i-n-d-e-k-i-k-a-n-a-l-d-a-r-l-i-g-i-n-i-n-h-a-b-e-r-c-i-s-i-o-l-a-b-i-l-i-r.jpg" type="image/jpeg" length="92876"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“HPV aşısına gerek yok” açıklamasına sert tepki: Bu nasıl bilim kurulu, sen nasıl bakansın?]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/hpv-asisina-gerek-yok-aciklamasina-sert-tepki-bu-nasil-bilim-kurulu-sen-nasil-bakansin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/hpv-asisina-gerek-yok-aciklamasina-sert-tepki-bu-nasil-bilim-kurulu-sen-nasil-bakansin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yılda bin 250 vatandaşın hayatını kaybettiği rahim ağzı kanseri ile mücadelede kritik bir öneme sahip olan HPV aşısının ücretsiz uygulanması konusu ile ilgili tartışmalar büyüyor. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nun 'bilim kurulu bana aşıya gerek yok' dedi" açıklaması şifa bekleyen hastalarda hayal kırıklığı yarattı. HPV aşısı aktivisti ve Eczacı Cem Kılınç, açıklamanın bilim dışı ve ideolojik olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dilek ÇELİKTEN/EGEDESONSÖZ-</strong> Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, HPV aşısının ücretsiz karşılanması konusunda "Bilim insanlarımız bu konu üzerinde çalışıyor ‘Hocam, bunu açıkladınız ama aşıya gerek yok.’ dediler. Bizim HPV oranlarımız, kanser oranlarımız, kanser yapma oranlarımız farklı. Bizim HPV profilimiz de farklı. Onun için bunu tartışalım, ondan sonra yapalım dediler" açıklamasını yapması tartışmalara neden oldu.</p>

<p>5 yıl önce arkadaşlarıyla ‘HPV aşısı ücretsiz olsun’ çağrısında bulunan ve vatandaşlara ücretsiz aşılama yapan HPV aşısı aktivisti ve Eczacı Cem Kılınç, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu'nun HPV aşısına dair yaptığı açıklamaları Egedesonsöz’e değerlendirdi.</p>

<p><img alt="Eczaci Cem Kilinc" class="detail-photo img-fluid" height="380" src="https://egedesonsozcom.teimg.com/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/eczaci-cem-kilinc.jpg" width="615" /></p>

<p><strong>'SAĞLIK POLİTİKALARI İDEOLOJİK OLARAK BELİRLENİYOR'</strong><br />
Kılınç yaptığı açıklamada “Eğer bakanın dediği gibi bu açıklamaları bilim kurulu yaptıysa bu insanların bilim insanı olamaz. Bunlar belli tarikatlarla bağlantılı insanlar olabilirler ama bilim insanı olamazlar. Ya da hiç bu söz söylenmemiş, bakan kendisi gerekçelendirmek için böyle bir şey uydurmuş olabilir. Bilimle alakalı bir insanın bu sözü söyleyemeyeceğini düşünüyorum. Çünkü 150'den fazla ülkede bu aşı ücretsiz olarak yapılıyor. Bu ülkelerin bilim kurulu işe yaramaz da bir bizimkiler mi akıllılar? Halk sağlığını tehlikeye atan, ideolojik ve siyasal sebeplerle sağlık politikasının belirlenmesine bir örnek bu. Kanser öncesi lezyonu olanlar var, operasyon geçirmek zorunda olanlar, bunun psikolojik yükünü çekenler, damgalananlar... Yüz binlerce insan zorlu sürece maruz kalıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>TARAMALAR TEK BAŞINA YETERSİZ</strong><br />
Kılınç şunları söyledi:</p>

<p>Türkiye’de tarama çalışmaları zaten yapılıyor. Dolayısıyla tarama yapıldığı için ülkemizde kadınları rahim ağzı kanseri olmadan önce bulup tedavi edebiliyoruz. Buradan hareketle ‘aşıya gerek yok’ gibi bir açıklama bilimsel bir açıklama değil. İpe sapa gelmez bir açıklama. Evet tarama çok önemlidir. İkincil korumadır tarama. Topluma aşı yapsak da devam edecektir taramalar… Türkiye'de uzman derneklerinin söylediğine göre yılda 2 bin 500 civarında insan rahim ağzı kanseri oluyor. Her yıl 1250'si de yaşamını yitiriyor”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Hpvv" class="detail-photo img-fluid" height="864" src="https://egedesonsozcom.teimg.com/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/hpvv.webp" width="1536" /></p>

<p><strong>SİZ NASIL BİR BAKANSINIZ?</strong><br />
Kılınç, daha önce Türkiye’de aşının yerlisinin üretileceğine ilişkin açıklamalar yapıldığını belirterek, “Bu aşı faydalı o kadar faydalı ki biz yerlisini yapacağız diye söz verilmişti. Madem yerli aşı yapacaktınız bununla alakalı, keşke yapılabilse de kimseye de para ödenmese. Yerli aşı yapmayla uğraşmaları gerekirken bunlarla uğraşmak gereksiz. Demek ki konu rahim ağzı kanseri olunca, cinsellikle bulaşan bir rahatsızlık olunca, özellikle kadınlarda zararlı olan bir hastalık olunca sanırım bu sağlık hakkı verilmiyor. Dolayısıyla buralarda çok fazla çelişkili durumlar var. Yerlisini yapacağız diye övünürken şimdi diyorsunuz ki 'böyle bir şeye gerek yokmuş' O zaman nasıl bir bakansınız siz? Böyle bir bakandan nasıl sağlık politikası belirlemesi beklenir? Bunu yurttaşlık hakkı gereği vatandaşın ücretsiz bir şekilde edinme hakkı var. Nasıl Hepatit A aşısı, B aşısı haksa kadınları rahim ağzı kanseri yapıp öldüren HPV'den de korunmak ve aşı istemek de hak” dedi.</p>

<p><strong>'NABIZ YOKLUYORLAR'</strong><br />
Kılınç, Bakanlığın son açıklamasının bir geri adım hazırlığı olabileceğini savunarak, “Belli ki akıllarına başka şeyler gelmiş ki ‘Buradan nasıl çark ederiz?’ diye düşünüyorlar. ‘Deneyelim, tepki gelmezse buradan devam edelim’ diyorlar belki de. O yüzden tepki vermeye devam etmek lazım. Bence nabız yokluyorlar. Bence kendi durumlarını gösteren bir söz olmuş, biraz utangaç bir şekilde söylemiş anladığım kadarıyla. Utanmaya devam etmesi lazım, sözünü de geri çekmesi lazım” şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/hpv-asisina-gerek-yok-aciklamasina-sert-tepki-bu-nasil-bilim-kurulu-sen-nasil-bakansin</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/hpv-1.jpg" type="image/jpeg" length="79455"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güzellik uykusu gerçekmiş!]]></title>
      <link>https://www.egedesonsoz.com/guzellik-uykusu-gercekmis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egedesonsoz.com/guzellik-uykusu-gercekmis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uyku sırasında bedenimizde değişen 10 hayati süreci anlatan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, güzellik uykusunun gerçekten var olduğunu belirterek, "Gece boyunca ciltte kan dolaşımı artıyor, kolajen üretimi hızlanıyor ve gün içinde oluşan hasarlar onarılıyor. Bu nedenle kaliteli uyku cildin daha canlı görünmesine katkı sağlıyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çoğumuz uykuyu, yoğun geçen bir günün ardından yalnızca dinlenmek ya da ertesi güne enerji toplamak için ayırdığımız pasif bir zaman dilimi olarak görüyoruz. Oysa uyku, bedenin adeta "bakıma alındığı", hücrelerin yenilendiği, organların onarıldığı ve biyolojik dengenin yeniden kurulduğu en aktif süreçlerden biri. Sağlıklı bir yaşamın temelinin kaliteli ve yeterli uykudan geçtiğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, “Kalitesiz veya yetersiz uyku sadece ertesi günkü yorgunlukla sınırlı kalmaz; nöronal bağlardan hormonlara, kalbin kasılma dinamiklerinden bağışıklık ve üreme hücrelerine kadar tüm insan fizyolojisini sarsan sistemik bir çöküşe zemin hazırlar” dedi, uyku sırasında bedenimizde değişen 10 hayati süreci sıraladı.</p>

<p><br />
<strong>UYKUDA ASLINDA HİÇBİR ŞEY UYUMUYOR</strong><br />
Günün yaklaşık üçte birini uykuda geçiriyoruz. Ancak uyuduğumuz saatlerde dinlenen aslında biz değiliz. Beynimiz toksinleri temizliyor, bağışıklık sistemimiz adeta yeniden programlanıyor, hormonlarımız dengeleniyor, kalbimiz ve damarlarımız günün yorgunluğunu atıyor, hücrelerimiz ise hasar gören dokuları onarmaya başlıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Kırışoğlu, "Kalitesiz veya yetersiz uyku, sadece ertesi günü yorgun geçirmenize neden olmaz. Uzun vadede insan fizyolojisinin temel yapı taşlarını etkileyerek sistemik bir çöküşe zemin hazırlayabilir. Bu nedenle kaliteli uyku, sağlıklı yaş almak için de vazgeçilmezdir" dedi.</p>

<p><strong>BEYİNDEN BAĞIRSAKLARA, METABOLİZMADAN CİLDE UYKU İLE DEĞİŞEN 10 HAYATİ SÜREÇ<br />
1. Beyin gün boyu biriken yükü temizliyor</strong><br />
Gün boyunca beynimiz durmadan çalışıyor; düşünüyor, öğreniyor, karar veriyor ve bunun sonucunda metabolik atıklar birikiyor. Kaliteli uyku sırasında beyin adeta gece vardiyasına geçerek bu atıkları temizliyor, gün içinde öğrendiklerimizi hafızaya yerleştiriyor ve ertesi güne hazırlanıyor. Bu temizlik süreci yeterince gerçekleşmez ise beyin zamanla "toksik yük" altında kalıyor. Uzun süreli uykusuzluk Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların riskini artırabiliyor.</p>

<p><strong>2. Kalbiniz de gece dinlenmeye ihtiyaç duyuyor</strong><br />
Sağlıklı bir uykuda kalp atışları yavaşlıyor, tansiyon düşüyor ve damarlar günün yükünü atıyor. Ancak yetersiz uyku bu doğal dinlenme sürecini bozabiliyor. Kalp sürekli çalışmaya devam ettiği için damarlar daha fazla yıpranıyor; yüksek tansiyon, ritim bozukluğu, kalp krizi ve felç riski artabiliyor. Kalp krizi ve inme vakalarının sabahın erken saatlerinde zirve yapmasının temel nedeni, uykusuzluğun yarattığı bu sistemik stres yükü.</p>

<p><strong>3. Bağışıklık sistemi gece güç kazanıyor</strong><br />
Uykuda bağışıklık sistemimizin adeta savunma tatbikatı geçirdiğini söyleyen Prof. Dr. Kırışoğlu, “Vücudumuz enfeksiyonlarla mücadele edecek savunma hücrelerinin önemli bir bölümünü uyku sırasında hazırlıyor. Uykusuz kalan bir bireyde, vücudun virüsleri tanıma ve onlara karşı antikor üretme kapasitesi önemli ölçüde düşer. Araştırmalar, uyku süresi kısıtlı kişilerin, yeterli uyuyanlara göre soğuk algınlığına yakalanma ihtimalinin 3-4 kat daha fazla olduğunu göstermektedir. Hatta uykusuzluk aşılardan alınan koruyucu etkinliği bile azaltabiliyor” diye konuştu.</p>

<p><br />
<strong>4. Kanserle mücadelede de uyku etkili</strong><br />
Uyku sırasında vücudumuz yalnızca dinlenmiyor, hasar gören hücreleri de onarıyor. Gece salgılanan melatonin, yalnızca bir uyku hormonu değil; aynı zamanda hücre içi DNA hasarlarını onaran çok güçlü bir antioksidan olmasının yanı sıra tümör baskılayıcı genlerin çalışmasını destekliyor. Özellikle gece vardiyasında çalışanlarda veya sirkadiyen ritmi bozuk bireylerde meme, prostat ve kolon kanseri riskinin artması, uykunun kanserle mücadeledeki rolünün önemine dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>5. Mikrobiyata uykusuzluğu</strong><br />
Bağırsaklarımızdaki yararlı bakteriler de tıpkı bizim gibi bir biyolojik ritme sahip. Gündüz besinlerin sindirilmesine yardımcı olurken, gece bağırsak duvarını onarmaya başlıyorlar. Yetersiz uyku bu düzeni bozarak reflü, şişkinlik, hazımsızlık ve bağırsak problemlerini artırabiliyor.</p>

<p><strong>6. Doğal GLP-1 : uyku</strong><br />
Az uyuduğunuz günün ertesi sabahı neden daha çok tatlı veya hamur işi istediğinizi hiç düşündünüz mü? Bunun nedeni sadece irade değil. Uykusuzluk, tokluk hissini azaltırken açlık hissini artıran hormonları değiştiriyor. Aynı zamanda kan şekerinin dengelenmesini zorlaştırıyor ve zamanla diyabet riskini yükseltebiliyor.</p>

<p><strong>7. Böbrekler gece mesaisine çıkıyor</strong><br />
Uyku sırasında böbrekler vücudun su ve mineral dengesini yeniden düzenliyor. Bu nedenle kaliteli uyku, böbreklerin daha verimli çalışmasına yardımcı oluyor. Prof. Dr. Kırışoğlu, “Geceleri 5 saatten az uyuyan bireylerde böbrek fonksiyonlarında hızlı gerileme ve Kronik Böbrek Hastalığı gelişme riskinin, 7-8 saat uyuyanlara kıyasla iki katından fazla olduğu görülmüştür” diyor.</p>

<p><br />
<strong>8. Doğurganlık da uykudan etkileniyor</strong><br />
Kaliteli uyku, kadın ve erkek üreme hormonlarının düzenli salgılanması için de büyük önem taşıyor. Uzun süreli uykusuzluk erkeklerde sperm kalitesini azaltabilirken, kadınlarda adet düzenini ve yumurtlamayı olumsuz etkileyebiliyor.</p>

<p><strong>9. Ruh halimiz gece şekilleniyor</strong><br />
Uyku sırasında beyin yalnızca dinlenmiyor, gün içinde yaşadığımız olayları da işleyerek duygusal yükümüzü hafifletiyor. Bu süreç yeterince gerçekleşmediğinde kişi daha gergin, kaygılı, tahammülsüz ve mutsuz hissedebiliyor. Uzun süreli uykusuzluk depresyon ve anksiyete riskini de artırabiliyor.</p>

<p><strong>10. Güzellik uykusu gerçekten var</strong><br />
Gece boyunca ciltte kan dolaşımı artıyor, kolajen üretimi hızlanıyor ve gün içinde oluşan hasarlar onarılıyor. Bu nedenle kaliteli uyku cildin daha canlı görünmesine katkı sağlarken, kronik uykusuzluk cildin daha mat görünmesine ve kırışıklıkların daha erken ortaya çıkmasına neden olabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>UYKU, SADECE DİNLENME DEĞİL KENDİNE YAPACAĞINIZ BİR SAĞLIK YATIRIMI</strong><br />
Kaliteli uykunun ertesi güne dinlenmiş başlamaktan çok daha fazlası olduğunu belirten Prof. Dr. Kırışoğlu, “Sağlıklı uyku döngüsü biyolojik yaşımızı da etkileyen en önemli yaşam alışkanlıklarından biri. "Longevity yaklaşımında hedef yalnızca daha uzun yaşamak değil, sağlıklı geçirilen yılları artırmaktır. Beyinden bağışıklık sistemine kadar tüm onarım mekanizmalarının çalıştığı kaliteli uyku da bu hedefin vazgeçilmez bir parçasıdır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABERTÜRK</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egedesonsoz.com/guzellik-uykusu-gercekmis</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egedesonsozcom.teimg.com/crop/1280x720/egedesonsoz-com/uploads/2026/08/1-305.jpg" type="image/jpeg" length="95855"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
