Rezil olamamak

Abone Ol

Murathan Mungan’ın bazı sözleri, adeta, atasözü gibi yaygın kullanıma sahiptir. Bunların en bilinenlerinden biri, “bu ülkede her şey olabilirsiniz, ama rezil olamazsınız” sözüdür.

Gerçekten de ülkemiz, rezil olmanın imkanlarının kalktığı bir ülke haline geldi. Çünkü rezil olma, utanma duygusuna sahip olmakla ilgili bir hal. Oysaki utanma duygusunu da giderek kutuplaşma fanatizmine feda eder hale geldik.

Kurumlar ve kuralların etkisini kaybettiği, gücü/iktidarı ele geçirenin keyfine göre hareket edebildiği, hiçbir resmi veya toplumsal denetimin işlemediği bir ortamda yaşıyoruz artık. Medya ve mahkemeler gerçek işlevlerinden uzaklaşalı epey zaman oldu. Yardım ve hayır kurumlarının bile yolsuzluğa konu olduğu bir ülke burası. Bakanlar, belediyeler, valiler yolsuzlukla anılıyor sürekli, hatta bazıları tecavüz ve vahşi cinayetler ile.

Bir yıldır da kuralsızlığı aşan bir darbe ortamında yaşıyoruz. İktidarı denetleyebilecek herhangi bir mekanizma kalmadı. Son çare toplumsal muhalefet ama o da her türlü baskıya uğratılarak etkisiz hale getirilmeye çalışılıyor.

Son siyasi gelişmeleri, tartışmak da zorlaştı. Çünkü bu gelişmeler aynı zamanda kutuplaşmayı beraberinde getirdi. Saray rejimine muhalif kesimin izlediği Halk TV ve Sözcü TV’nin ürettiği haberleri izleyenler başka bir Türkiye görüyor, buna karşılık havuz ya da saray medyasından haber izleyenler bambaşka bir ülkeyi izliyor. Sosyal medyayı da akis odası haline getiriyoruz bunun sonucunda.

CHP, Butlan yönetimi ve Yeni Parti şeklinde ayrışınca, CHP’de kalmayı tercih edenlerin tercihi de doğal olarak TGRT, TRT ve AKİT gibi medya organları olacaktır. Çünkü temsilcileri veya sözcüleri olan başta Gürsel Tekin ve Barış Yarkadaş gibi kişiler zaten uzun zamandır bu yayın organlarının gözdeleri idiler.

Tabi ki değerlendirmelerimiz taraflı olacaktır ama somut olaylara şöyle bir göz attığımızda bugüne kadar ülkemizde ve dünyada örneği görünmeyen durumlar söz konusu. Hadi mahkeme yetkisi olmadığı halde CHP’ye butlan atadı, bunu mahkemelerin bağımsız olmadığı ile açıklayabiliriz.

Ama şimdi şöyle kısa bir liste yapıp bakalım, bunlar başka bir yerde ve zamanda yaşanmış mıdır?

- CHP’nin başına atanan Kılıçdaroğlu’na toplumda büyük bir öfke var. Bu kişisel bir yorum değil, elle tutulur gözle görülür olaylarla kendini gösteriyor.

- Kendi döneminde listelere konmuş milletvekillerinin yüzde sekseni, CHP’den istifa etti. Yani CHP’nin başına dönmesini onaylamıyorlar. Sayı şimdilik 91 ama en beş vekil daha güya taktik olarak CHP’de kalıyor.

- Kadir İnanır’ın cenazesine katılınca, katılımcılar tarafından protesto edildiği gibi, ancak Kültür Bakanının himayesinde ve korumaları ile ön sıraya geçebildi.

- Deniz Göktaş, cezaevinde, kendisi ile görüşmek istemedim, bir yolunu bulmuş gelmiş dedi. Yüzüne seninle görüşmek istemiyorum dedi.

- Selahattin Demirtaş, cezaevinde ziyaretini kabul etmedi.

- Şair Ahmet Telli’nin ailesi taziyeye kabul etmedi.

- Cumhurbaşkanlığı kampanyasında topladığın bağışları ve harcama listeni yayınla dendi, bugüne kadar cevap vermedi.

- İki yıldır ofis masraflarını bir işadamını karşılıyor dedi adını vermedi. Bu iş adamı bir akrabası çıktı, ayrıca bu işadamına, CHP’den toplamda 723 milyon TL ihale verdiği söylendi, yine bugüne kadar bu konuda herhangi bir açıklama yapmadı.

- Sokağa, çarşıya, pazara çıkmayı denemedi, önceden organize edilmiş, ev ziyareti ve tarladaki çocuk işçiler ile görüntü verdi. Uçağa bile binmeyi tercih etmeyip, hep özel araç ile seyahat etti.

- ODTÜ mezuniyet törenindeki öğrenci kortejindeki pankartlarda en çok o anıldı.

- İstanbul üye kayıt töreni tam bir fiyasko idi. 16 milyonluk ve 39 ilçesi olan bir şehirde 600 kişilik salonu doldurma telaşı ile abuk sabuk işler yapıldı.

- Atama İl Başkanı Gürsel Tekin elinde mikrofon ile sağa sola tehdit savururken, “in ulan oradan”, “hepinizi eğitimden geçireceğim” sözleri ile akılda kaldı. Ama genel başkan gösteriye geldiği bu törende 20 rozet takılabildi. Onların da bir kısmının zaten üye olduğu iddia edildi. Ve” rozetler nerede lan” diye öfkelendi o aşamada da.

- Haberi bütün görüntüler ile doğrulanan Birgün Gazetesi ve muhabirine telefonunu dinleterek küfürler ettirdi. Kendisi de ölçüsüz hakaretlerde bulundu hem gazeteye hem de gazeteciye.

Şimdi bir özet yaptığım bu olayları ben uydurmadım. Hepimizin gözleri önünde oldular. Bunlara ilişkin yorumlarımız farklılık gösterebilir, tarafımıza göre. Ama bunlardan bir tanesinin bile başka bir partide veya başka bir zamanda ya ada başka bir ülkede yaşandığına tanıklık eden var mıdır?

Yani cezaevi ziyaretine, cenazeye ve de taziye gibi insani durumlarda kabul edilmeyen başka bir siyasetçi oldu mu? Gözümden kaçan var ise, o da normal değildir.