Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran parti, yani CHP, gelinen noktada TBMM'yi tıkama noktasına gelmiş ve yemin etmemişse durup düşünmek lazım.
Hatta aynı parti, yani CHP, ülkenin bölünmez bütünlüğüne zarar verecek adımlar atan, terör örgütüyle organik bağı olan bölgesel bir siyasal yapılanma ile paralel bir tavır içine girmişse 'iki kez' durup düşünmek lazım. Sonuçta dünkü törende yemin etmeyen iki parti var.
Biri CHP öteki BDP. Gerekçesi ne olursa olsun CHP ile BDP'nin benzer tavır sergiliyor olması pek çok CHP seçmeninin ve de örgüt mensubunun hoşuna gitmedi.
*
Ege TV'de yayınlanan 'Söz Meclisten İçeri' programının 'sezon finali'ni yaptık dün.
Orada da söyledim. CHP bu tavrıyla seçim meydanlarında Başbakan Erdoğan'ın muhalefeti için söylediği, 'Tek yumurta üçüzleri bunlar' benzetmesine mazhar oldu mu olmadı mı?
MHP'nin 'bana göre doğru' bir hamleyle son dakika sıyrıldığı 'üçüz' benzetmesini 'ikize' çevirdi mi çevirmedi mi?
En azından seçmen algısında bu böyledir. Tüm bu yaşananlar unutulur. Tutuklu vekiller sanılır. Ama seçmenin belleğinde kalan CHP ile BDP'nin ortak hareketi kalır. BDP yani bağımsızlıkçı Kürt siyasal hareketini meclise taşıdığı için SHP sandığa gömülmedi mi? Hatta onun devamı olan CHP bu ittifakın siyasal bedelini 20 yıldır ödemiyor mu?
Aynı programda 'şeytanın avukatlığını' yaptım ve Yeni CHP yöneticilerinin bir anda 'aslan kesilip' Baykal döneminin tavrı olan 'meclis boykotunu' yemin etmeyerek tekrarlamalarının esbab-ı mucizesini aramaya çalıştım.
Ve geldiğim nokta bu tavrın bir ülke meselesi karşısında gerekli 'dik' duruştan ziyade, bu duruşu uzun süredir özleyen CHP Kurultay delegelerine yönelik 'özel bir gösteri' olduğu tezini attım ortaya… Şu sıralar imza atıp 'kurultay' talep eden delegelerin gündemini 'tutuklu vekillere' çevirme, hem ülke hem de parti gündemini değiştirme amaçlı bir gösteri…
Siyaset böyle yapılır çünkü.
Başbakan Erdoğan'ın da sık sık başvurduğu 'gündem değiştirme' hamlesi, siyasetin en bilinen kuralı gibidir. Bana göre CHP'nin 'yemin etmem, arkadaşlarımı satmam' tavrının altında yatan önemli bir faktör bu. Baykal dönemindeki 'dik duruşa' özlem duyan eski yapının oluşturduğu kurultay delegelerinin gözüne girmek. Bunu yaparken BDP ile aynı çizgide olmanın umursanmaması en büyük hata! Yakındır Başbakan Erdoğan'ın 'tek yumurta üçüzleri' benzetmesini 'tek yumurta ikizlerine' dönüştürmesi…
Bandı biraz geriye saralım.
Meslektaşımız Mustafa Balbay'ın adaylığına dair ilk açıklama Yeni CHP'nin Genel Sekreteri sıfatıyla Süheyl Batum tarafından İzmir'de yapılmıştı. Bayraklı Belediyesi'nin 'Kadınlar Günü' etkinliğine katılan Batum, hem Balbay'ın hem de Tuncay Özkan'ın adaylığına 'yeşil ışık' yakmış, 'Ergenekon' konusunda 'ne yapacağı belli olmayan' dahası bu davaya 'mesafeli' baktığını ortaya koyan Yeni CHP'nin kucağına pimi çekilmiş bombayı bırakmıştı. O günlerde basına yansıyan haberlerde MYK'da Batum ile Sezgin Tanrıkulu arasında çıkan kavga yansımış, Kılıçdaroğlu, Ahmet Kaya'nın mezarına gitmeden önce 'Böyle bir adaylık söz konusu değil' açıklaması yapmıştı.
Daha sonra CHP'nin asli tabanının Balbay ve Özkan'ın adaylığını desteklediği ortaya çıkınca geri adım atmış bu konuda kararın Nisan ayında toplanacak Parti Meclisi'nde olduğu açıklanmış ama PM'nin gündemine bile getirilmemişti bu konu. Sonrasında Yeni CHP'nin özellikle Batı'daki ulusalcı seçmeni tatmin için Balbay'ın adaylığına sıcak baktığı ortaya çıkmış ama ulusalcıların gönlündeki bir diğer aslan olan Tuncay Özkan'a kapılar kapatılmıştı.
Mehmet Haberal'ın adaylığı ise tamamen Süleyman Demirel'in ricasıyla gerçekleşmişti.
Ergenekon tutuklularının adaylığını uzun süre tartışan ve sonunda 'evet' diyen Yeni CHP'nin bu konuyu araştıracak yeterince zamanı vardı yani. Konuyu siyasal ve hukuksal açıdan sorgulayıp bugün olabilecekleri öngörme fırsatından söz ediyorum.
Eğer CHP, Balbay ve Haberal'ın salıverilmeme ihtimalinin olduğunu önceden biliyorsa, bugün ortaya koyduğu tavrın tamamı kurultay delegelerine yönelik gösteriden ibarettir.
Yok, eğer bilmiyorsa ya da öngörememişse bu da hukuki açıdan ciddi bir eksiktir.
Yazarlarımızdan Fikret İlkiz, hem Ergenekon konusunda hem de basın hukuku alanında bir duayen. Merhum İlhan Selçuk'u Ergenekon davasından beraat ettiren bir isim. Balbay'ın çalıştığı Cumhuriyet Gazetesi'nin de uzun süre avukatlığını yaptı.
İki ay önce Gönül Soyoğul'la yaptığı bir söyleşide bu ihtimalden söz ediyor.
Yani Balbay ve Haberal'ın salıverilmeme ihtimalinin olduğundan…
Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu bile bu ihtimalin olduğunu aylar öncesinden kamuoyuna açıklamış.
Yani Ergenekon gibi KCK gibi 'özel' davaların tutuklularının vekil seçilseler bile çıkarılmayacağı saygın hukukçular tarafından biliniyor. Peki, bu ihtimal, Balbay'ın adaylığını ilk ortaya atan Anayasa Profesörü Süheyl Batum ya da CHP'li başka bir hukukçu tarafından öngörülemedi mi?
Bence öngörüldü. Ama yargının insafına bırakıldı. Ve gelinen noktada da davaya bakan 'kimilerine göre siyasi' yargıçlar beklenen bir karar verdi. Haberal'ı bilemem ama Mustafa Balbay'ın bu davanın sanığı/tutuklu olmasını doğru bulmayanlardanım.
Tutukluluk sürecinin bu denli uzun olmasını hiç doğru bulmuyorum.
Ama bir şekilde tutuklanmışsa o mahkemeden 'aklanarak' çıkması gerektiğini düşünüyorum.
Dün Balbay'ın adaylığını 'iki ay' sürüncemede bırakıp hakim seçmen yapısına 'şirin görünmek' için 'evet' demek zorunda kalanların bugün takındıkları 'aslan' tavrı bu nedenle bende soru işareti yaratıyor. Ve daha da önemlisi delegeye şirin görünmek için yapıldığını düşündüğüm bu tavrın seçmenin zihninde bırakacağı kırıntının bile CHP'ye önümüzdeki seçimde darba vurabileceğini görüyorum.
1991 seçimlerinde Leyla Zanaları, Hatip Dicleleri meclise taşıyan (Yani onlarla birlikte hareket eden) SHP/CHP,1994 yerel seçimlerinde bunun bedelini ödedi mi ödemedi mi?
İstanbul'a Erdoğan'ı, İzmir'e Özfatura'yı, Ankara'ya Gökçek'i getiren sürecin önemli bir faktörü değil miydi bugünkü BDP'nin anası olan HEP'le işbirliği…
Peki, bugün aynı yapıyla bu denli ortak hareket etmenin 2014 seçimlerine etkisi olur mu olmaz mı? Bence olur. Belki 1994 kadar olmaz ama mutlaka olur. Çünkü sel gider kum kalır. Seçmenin zihninde de Erdoğan'ın da katkısıyla YCHP-BDP ortaklığı kalır.
**
2014 demişken… Yeni CHP kadrosu boş durmuyor. Buca'nın adayı şimdiden belli. Turgay Bozoğlu… Konak, Bornova, Bayraklı, Karabağlar gibi önemli ilçelerin adayları da hazır. Hatta bu yapı Karşıyaka'ya milletvekili seçilemeyen PM Üyesi Levent Eyipişiren'i koyarsa şaşırmam. Ne de olsa Karşıyakalı! Hem de Yeni CHP'nin önemli bir aktörü… PM Üyesi. Genç de… Daha ne olsun! Sonuçta Karşıyaka'da 90 bin oy farkı da var. Eyipişiren bile kazanır yani. Neden Baykalcı Cevat Durak aday gösterilsin ki!
Ve Nalbantoğlu'nun tavrı… Açıkçası beklediğim bir tavırdı. Sadece saygı duyuyorum. Ve İzmir siyasetinin patronu olma yolunda Mehmet Ali Susam'la birlikte hareket ettiğini duyduğum Nalbantoğlu'na yeni siyasal yolcuğunda başarı diliyorum.